Şeval YAMAN
Şeval YAMAN
Kaldır yerden çocukluğunu
6 Kasım 2017 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Hayat ve insan bizatihi birçok hata ve onlardan çıkarım yapmaktan ibarettir. Hiç düşmemek bir anlamda yeni bir şeyler denememek ya da öğrenmemek olarak da anlaşılabilir. Suçlu ya da mağdur rolleri o kadar değişkendir ki bir bakmışınız her ikisini de başarılı bir şekilde oynuyorsunuz. Şaşırmamalı, paradokslar harikası olarak hayatımızı sürdürüyoruz her birimiz. Fakat tam da burada “Diğer insanların kötülüğünden ya da acımasızlığından dem vurmaktan ziyade merceği kendimize çevirmeyi ne kadar deniyoruz acaba?” diye sormak isterim açıkçası. Hatta  çevirdiğimde şu sesi duyar gibiyim; “Aslında ben çok saf, temiz ve iyiniyetli birisiyim. Yaşam koşullları ve diğer insanlardan gördüğüm çeşitli muameleler sonucunda biraz daha dikkatli ve uyanık olmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de tabi hatalar yapabiliyorum. Takdir edersiniz ki hata yapıyor olmam kötü bir insan olduğumu göstermez. Sadece koşullara ayak uydurmak desek daha mantıklı olur herhalde.” Bu cümleleler bir yetişkinden ziyade mikrofonu eline almış ve konuşan bir çocuğu andırıyor olsa gerek. Geçmişe saplanıp kalmış bir çocuk hayatımızın ipinin eline almış bizi ordan oraya adeta savuruyor.

 

O mikrofonu bırak küçük çocuk!

“İçimizdeki çocuk derken neyi kastediyoruz? Gerçekten içimizde bir çocuk var mı?” sorularını bilimsel açıdan ele aldığımızda beyin yapımıza bakmak gerekecektir. Durum şöyle ki hepimizin iki tane beyni vardır. Bunlardan birincisi üst beyin, ikincisi ise alt beyindir. Üst beyin dediğimiz yapı beynimizde var olan nöronların 2/3’sini barındırmaktadır.  Enteklektüel kapasitesi çok yüksek olan bu yapı sadece insanlarda bulunur.  Bu yüzden beynin bu bölümüne insan beyni de denir. Burada hayvan beyninden farklı olarak açığa çıkan duyguları kontrol eden, süzgeçten geçiren, bunları yöneten bir sistem vardır.  Alt beyin ise diğer memeli hayvanlarda da benzer ve ortak olan bir yapıdır. İnsan beyninin oluşumunu tamamlaması 13-14-15 yaşlarında gerçekleşir. Bu korteksin alt beyin üzerindeki kontrolü sağlaması da yine belirtilen yaşlarda gerçekleşir. Biz ise içimizdeki çocuk tabirinden bahsederken daha ziyade alt beynimizi kastediyoruz. Alt beyin zeka yaşı olarak bilişsel, entelektüel kapasite olarak ortalama 8-9-10 yaşlarındaki bir çocuğun seviyesine sahiptir. Dolayısıyla alt beynimiz geçmişe yönelik ve sürekli eski defterleri karıştıran bir yapıdır. Bu da geçmişe ait o yoksunlukların kendini çok yoğun hissettirmesine neden olur. İşlemci nöronların 2/3 si üst beyinde olduğu için altbeyin biraz daha ilkel bir yapıdadır. Fakat altbeyni bizim açımızdan bu kadar önemli ve öncelikli hale  getiren durum duygularımızın burada şekilleniyor olmasıdır. Hepimizin içinde kabul etsek de etmesek de  bir çocuk yani çocuksu bir yapı vardır.  Zira insan akıl ve duygulardan müteşekkil bir varlıktır ki esas mesele bu ikisini de dengede tutabilmektir.  Alt beynin  etkinliğinin olması gereken belli bir eşiğin üstüne çıkmaması sağlandığı ölçüde bu denge sağlanılır. Çünkü onu içimizden söküp atmak ve altbeynin faaliyetlerini ortadan kaldırmak mümkün değildir. O, bizim bir parçamızdır.

Herbirimizin hayatın getirdiği  stres ve  baskı ile kendince kişisel başetme mekanizmaları, stratejileri vardır. İçindeki çocuk olması gerektiğinden daha aktif ve  duyarlı olan insanlara baktığımız zaman bu başetme mekanizmalarının biraz çocuksu olduğunu görürüz. Misalen bu mekanizmalardan bir tanesi şakaya vurmadır. Son derece çocuksu bir başetme mekanizması olmasının yanı sıra kişinin içindeki çocuğun kontrolünde olduğunun göstergesidir. Eğer bir kişi sürekli espri yapıyor olayları şakaya vuruyor ve ciddi olmayı başaramıyor ise o kişinin içindeki çocuğun, kişiliğinin işleyişinde fazlasıyla belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Elbetteki zaman zaman espriler, şakalar yapılarak rahatlanmaya çalışılabilir.  Hayatın yükünü hafifletme sürecinde kullanılabilecek güzel bir yöntemdir. Unutulmaması gereken nokta bunun ölçülü olması gerektiğidir. Aşırıya gidildiği zaman var olan gerçekliği çarpıtma, onunla yüzleşmekten kaçınmaya neden olur ki bu ise sorunlarımızın çözümsüz kalmasına neden olabilir.

 

Geçmişteki çocuk şimdiki zamanda oynamaya kalkarsa

Bireylerin geçmişe özellikle de çocukluk dönemine dair karşılanmamış duygusal ve fiziksel ihtiyaçları olabilir. Kişi, bebeklik ve çocukluk dönemini kapsayan bu süreçte bazı ihtiyaçların eksikliklerini fazlasıyla hissetmişse içindeki çocuk geçmişte ait olduğu yerde kalmak yerine şimdiki gününe gelir. Karşılanmamış ihtiyaçlarını karşılamak onun en büyük amacı olup -güvenlik, sevgi, saygı vb. -eksikliği tamamlayıp tatmin olma peşindedir. Asıl tehlikeli nokta ise o çocuğun kendi gündemini takip edip kendini güvende hissetme çabasıdır. Yanlış kararlar ya da yapılan hatalar umurunda değildir. Sürekli olarak geçmişi telafi etme çabası içerisinde olup yoksunluklarını gidermeye çalışır. Çocuk, direkt olarak duygulara etki ettiği için tercihleri büyük ölçüde belirleyen de o olmaya başlar. Oysa kişi artık yetişkin dünyasındadır  ve önemli kararlar alıp onlara göre adım atmak durumundadır. Dünyaya ve ahirete yönelik belli hedefleri vardır. O hedeflere ulaşma sürecinde aşması gereken bazı zorluklar da peşini hiç bırakmaz. Dikenli ve sarp bir yokuş karşısına birden çıkabilir. İşte tam da burada çocuk yola bakar ve gözü kesmez. Korkarak kendini güvende hissetmez.
Dolayısıyla bizim o yollara girmemizi de istemeyerek buna müsaade etmez.  Mesela meslek tercihi yapacak ve üniversite sınavına hazırlanmakta olan bir kişiyi düşünelim. Esasında sahip olduğu yetenekler çevrenin yönlendirmesi labaratuvar ortamında çalışması yönündedir. O alanda yetenekli ve başarılı olduğunu da varsayalım. Fakat labaratuvar ortamı sosyal ortamdan biraz daha izole bir ortamdır. kişinin bir şekilde geçmişten gelen takdir edilme ve sosyallik ihtiyacı varsa içindeki çocuk devreye girer.  Yaramaz çocuk, kişinin kabiliyetlerini, yönelimlerini, kariyer planlarını bir kenara bırakarak o takdir ihtiyacını daha fazla karşılayabileceği  bambaşka bir alan olan idarecilik ya da akademisyenliğe yöneltebiliyor. Aslında o alanda başarılı olabilecek yeteneklere sahip olmadığı halde bunu yapıyorsa sebebi  içindeki çocuktur.

 

Eksiklikler inkar edilemez ama neden “var” lar?

Eksikliklerin zamanı bebeklik ve çocukluk zamanını kapsıyorsa nedenini de orada aramak gerekir. Tam da burada aile ve özellikle “anne” nin rolü devreye girer. Annenin olmaması veya varlığına rağmen yokluğu, çocukta bir karmaşa yaratır.Annenin öncelikle kendisini görememesi ve kendi varlığından tereddütü otomatik olarak çocuğun kendi varlığını algılayışına yansır. Çünkü anne aynadır,yansıyandır,yansıtandır. Çocuğun ruhsallığı da bu yansımalardan,yansıtılanlardan oluşur. Aynada ilk başlarda ne görürseniz ‘’o’’ sunuzdur. Anne tarafından görülmeyen ve varlığı kabul edilemeyen ve dolayısıyla sevilmeyen çocuk için de annenin varlığının yerini boşluk hissi alır. Boşluk aslında ihmalin bıraktığı ''iz'' dir.  Gerek kötü annelik görmüş olmak, gerek aynalanmamış olmanın yaratmış olduğu eksiklik , tanımsızlık , ilgi ve sevgiden yoksun büyümüş olmak bireylerin yetişkin yaşamlarında yakalarını bırakmayan ve onlarda bir yapı bozukluğu meydana gelmesinin başlıca nedenleridir. Gerçek olduğunu hissetmemekten doğan boşluk hissi ile birey kendi gerçekliğini tam yaşamadığı gibi bir yere ait olmak , bir ilişkiyi sürdürebilmek ve istikrarlı olan her türlü durum ve tutumlardan uzak kalmak zorunda kalır ve bunun farkında olmaz. Bu bireyler hem yaklaşmayı isterler hem de fazla yakınlaşmanın yaratmış olduğu korku ile uzaklaşma yoluna giderler ve ne bir ilişkiyi sonuna kadar sürdürüp yaşayabilirler ne de ayrılabilirler. Tablonun inanılmaz kötü olduğunu farkındayım fakat hayatta her şeyin olduğu gibi bunun da birden çok çözümü var. Çözüm sürecinde bir uzmandan yardım alınabilse de kişinin bireysel olarak aşması gereken esas ve zor süreç “içindeki çocukla yüzleşmesi” ndeki zamandır.

İçimizdeki Çocukla Buluşma

Bilirsiniz, insan yaşamı boyunca en zor olduğu halde en fazla  kendisi ile yüzleşir. Oysa hep deriz ya sana zarar vereni affet, seni üzeni afet, seni dolandıranı afet, canını yakanı affet…Bizi üzeni affederiz de, bize yaptığını hazmedemeyiz, bizi dolandıranı affederiz de dolandırılmış olmayı hazmedemeyiz, canımızı yakanı affederiz de bize attığı kazığı hazmedemeyiz. Günlerce çalışır o kişileri affetmeyi başarır hakkımızı da helal ederiz ama onları affederken yaşadıklarımızı içimize gömmüş hala kanatıyoruzdur. O yaralar kanadıkça kendimizden uzaklaşırız. Korkularımız, endişelerimizve hepsinden öte hazmedemeyişlerimiz, kaybolan güvenimiz, körleşen sevgimiz, katılaşan kalbimiz bizi biz olmaktan çıkarıverir.Bundan da öte  affedilmeyi, yeniden hayata dönmeyi bekleyen bir biz daha vardır içimizde.  Hangi yaşta unutulduğu hatırlanamayan küçücük, korku dolu, endişe içinde ufacık bir çocuk...  Birinin elini uzatıp “Güvendesin haydi çık kabuğundan demesini bekleyen yitik bir çocuk, kendini kaybetmiş, hayallerini unutmuş, yolundan sapmış, karanlıkta kalmış bir çocuk!” Nasıl özlem duyuyor aslında hayata, yaşamaya, adımlar atmaya, koşmaya, coşmaya, dans etmeye, başarmaya, zirvelere ulaşmaya…İstediği tek şey başkalarını mutlu ederken kaybettiği güven ve sevgiyi yeniden bulmaktır.

Belki daha doğmamış bir minik, belki 3 yaşında, belki 5 yaşında, kim bilir belki 18 yaşında ne fark eder, hangi yaşta gömdüyseniz içinize kendi varlığınızı şimdi oradan çıkarıp gerçek özgürlüğüne kavuşturma vakti gelmedi mi? İçimizdeki minikle yeniden buluşmak için ufak bir nefes çalışması ile başlayalım. Rahat edeceğiniz bir ortamda elleri ve ayakları çapraz yapmadan oturabilir ya da uzanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatıp 5 kez burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan tamamen verin ve rahatladığınızı hissedin, daha sonra içinizdeki tüm nefesi boşaltıp taptaze ve dopdolu bir nefes alın ve 8 saniye sakince içinizde tutun ve 6 saniyede huzurlu bir şekilde nefesinizi verin.

Şimdi, içinizdeki çocukla barışmaya niyet edin ve onu çağırın. Gözlerini görebileceğiniz bir açı ile karşınıza oturtup O’na hoş geldin deyin. Nasıl olduğunu ve neler hissettiğini sorun ve sizden ne zaman uzaklaştı ise o ana gidin birlikte... Güvende olduğunu söyleyip bunu O’na hissettirin. Bugüne kadar üzerine taşıyabileceğinden daha fazla yük verdiğiniz için özür dileyin. Kendini ürkek ve güvensiz hissettiği için son derece sevgi ve şefkatle yaklaşın. Sizden ne istediğini sorup her ne isterse istesin yanında olduğunuzu ve şuandan itibaren asla onu yalnız bırakmayacağınızı hissettirin. Aklınıza gelen ilk anılara birlikte yolculuk yapın ve o kalbi kırıldığı anda ne yapmak istedi de yapamadıysa (konuşmak istedi sustu mu, kaçmak istedi kaldı mı, susmak istedi bağırdı mı) elinden tutup zaman yolculuğu yaparak o yaşa geri gidin İşte şimdi yapması için fırsat verin. Aklınıza gelen tüm anıları tek tek şifalandırın. Daha sonra ona; “ Sevgili  çocukluğum, bugüne kadar seni ihmal ettiğim, görmezden geldiğim, başkalarını mutlu etmek uğruna seni yok saydığım için senden özür diliyorum. Ben şimdi hatamın farkına vardım ve dersimi aldım. Şuandan itibaren kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın senin yanında olmayı seçiyorum. Seni yok sayarak korku ve endişelerle hayatıma acı ve öfke dolu olayları çektiğimin şimdi farkına vardım ve şuandan itibaren güvende olduğumuzu biliyorum. Evet biz seninle birlikte güvendeyiz!.. Lütfen hatalarım için beni affet ve hakkını bana helal et ben sana hakkımı helal ediyorum. İçimdeki sevgi, şefkat, merhamet, güven kanalını yeniden açmayı ve fark etmeyi seçiyorum.”

 

 

Hatırlayalım!

Yüce Rabb’imiz E’nam suresi 32. Ayette bize; "Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"   Resul’ü de  " Dünya ile aramızda bir münasebet yok. Zira ben dünyada yaz gününde yola çıkan yolcu gibiyim. Yolcu yolda bir ağaç gölgesinde biraz istirahat eder, sonra gölgeyi terk edip gider. Ben de yoluma devam edeceğim " diye seslendiği halde bu kısa ve imtihan dolu dünyayı kendimize zehir etmeyelim. Her şeyin bir değeri vardır ve ahiretin yanında dünyanın değersizliğini unutup tüm emeklerimizi burası için yoğunlaştırdığımız takdirde üzülen taraf olmaktan kurtulamayız. Sorunlarımızın çözüm mercii de yine biz olduğumuza göre belli kararlar alıp bunlar doğrultusunda doğru adımlar atmak gerekir. Gerek geçmişe ait yaralarımızı sararak gerek geleceğe dair umutlar yeşerterek her gün için şükredenlerden olmak şüphesiz bize yakışandır.  “Ahseni takvim üzerine yaratılmışken esfeli safilin olmak da neden?” diyerek kalkıp yine yeniden umutla başlamanız dileğiyle...

 

      Kaynaklar

 

1.     Andemos. (n.d.). Retrieved from Boşluk Hissi ve Acı: http://www.pandemospsikoloji.com/tr/icerik/77/bosluk-hissi-ve-aci

2.     Civelekoğlu, F. R. (2014, May 5). İçimizdeki Çocuk. Retrieved from Psikoloji Konuşmaları: http://fatihresitcivelekoglu.blogspot.com.tr/2014/05/icimizdeki-cocuk.html

3.     Civelekoğlu, F. R. (2014, May 5). İçimizdeki Çocukla Yüzleşmek. Retrieved from Psikoloji Konuşmaları: http://fatihresitcivelekoglu.blogspot.com.tr/2014/05/icimizdeki-cocukla-yuzlesmek.html

4.     Torun, D. (2014). İçimizdeki Çocukla Buluşma. Retrieved from Dilek Rorun: http://www.dilektorun.com.tr/icimizdeki-cocukla-bulusma/

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.