Sertaç Sedat KÖKSAL
Sertaç Sedat KÖKSAL
17 Ağustos’tan bugüne değişen bir şey yok
17 Ağustos 2014 Pazar / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

17 Ağustos 1999 Depremi, Marmara Depremi, İzmit Depremi, Gölcük Depremi adına ne dersek diyelim bundan tam 15 yıl önce 17 Ağustos 1999 sabahı saat 3.02’de gerçekleşen 7,5 şiddetinde depremde 45 saniyede sadece binalar değil, birçok yuva da yıkıldı. Resmi rakamlara göre 17,480 vatandaşımız vefat ederken 23,781 vatandaşımız yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. Doğrudan ve dolaylı etkileri toplandığında yaklaşık 16 milyon kişi yaşanan felaketten etkilendi. Aradan geçen 15 yılda yasalar değişti, binalar değişti; ancak insanımız değişmedi değişemedi. Zamanın Kandilli Rasathanesi Müdürü Ahmet Mete Işıkara deprem değil bina öldürür demişti. O dönem binaları yapan zihniyet daha aza mal etmek uğruna daha az demir, daha az çakıl, daha çok kum kullanıyordu. Aradan geçen 15 yılda yapılan farkındalık çalışmalarından tutun, mevzuat iyileştirme çalışmalarına, idari ve cezai yaptırımlara kadar birçok düzenleme yapıldı. Ancak geldiğimiz noktada insanımızın bilinç düzeyinde bir değişiklik meydana gelmediği yaşanan her bir olayda çarpıcı şekilde gün yüzüne çıktı. Bunun en trajik hali ise daha birkaç ay önce Soma’da meydana gelen felaket olarak nitelendirilebilecek maden faciasında ortaya çıktı. 17 Ağustos günü daha fazla kazanmak uğruna daha az demir ve daha çok kum kullanan işveren, 15 yıl sonra Soma’da daha fazla kar elde etmek için son kullanma süresi geçmiş gaz maskesi kullandı, insan sağlığını hiçe sayan çalışma şartlarıyla madencileri yer altına indirdi.

17 Ağustos’ta dolgu zemin üzerine apartman inşa eden zihniyetin, 15 yıl sonra kapatılan maden ocağında kaçak üretim yapmaya devam ettiği geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta meydana gelen maden kazasında ortaya çıktı.

17 Ağustos’ta enkaz altında kalan sadece bedenler değil insan vicdanıydı, Soma başta olmak üzere madenlerde ve diğer birçok işyerinde iş kazaları sonucu göçük altında kalanların sadece bedenler değil insanlığın ta kendisi olduğunu söylemek güç değil. Şu kısa kıyaslama bile insanların bir hiç uğruna ölmemesi için sadece yasal düzenlemelerin ve cezai yaptırımların yeterli olmadığını gözler önüne seriyor. Yaşanan her felaket ve facia sonrası unutma, unutturma söylemlerini sadece hatırlamak ve anmak olarak değerlendirmeyip yaşanan acıların tekrarlanmaması için üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor.

NASIL HATIRLAMALI, UNUTMAYIP NE YAPMALI?

Yaşanan her olayda unutulmaması gereken en önemli hususun O’nun iradesinde karşı alınacak her önlemin, yapılacak her düzenlemenin faydasız olduğu gerçeğidir. Bu inancın kabulüyle yola çıkarak insani olarak kadere giden yolda tedbir almak ve tevekkül etmekten başka yol bulunmamaktadır. Ancak tedbir alırken öncelikle zihinlerdeki düşünce sisteminin değiştirilmesi, bize bir şey olmaz ve kadere karşı konulmaz cümlelerindeki insani vazifenin yerine getirilmesi gerekmektedir. Yani öncelikle tedbir almak gerekmektedir. Tedbiri anlamlı kılan ise insana değer veren; dünya üzerinde iş yapma aşamalarında insandan daha değerli hiçbir şeyi görmeyen bir zihniyete sahip olmaktır. Ne kar, ne üretim, ne refah insanın varlığı ve yaşamın devamlılığından daha önemli değildir. Bu nedenle öncelikle kişilerde güvenlik kültürünü oluşturmak gerekmektedir.  

BİLİNÇ ÇOĞU ŞEYİ DEĞİŞTİRİR

17 Ağustos felaketinden yola çıkarak vardığımız noktada iş sağlığı ve güvenliği konusunda devlet, işletmeler ve sendikalar kendi üzerlerine düşen görevleri her ne kadar yerine getirmeye çalışsa da bu çabalar işçiler tarafından benimsenmez ve desteklenmezse istenen sonuçlara ulaşılma imkânı oldukça

zayıftır. Bu nedenle işçiler de kurallara uymalı, alet ve makineler hakkında yeterli bilgiye sahip olmalı, eğitim faaliyetlerinden olabildiğince yararlanmaya çalışmalı, yapılan eğitim çalışmalarının önce kendi yararına olduğunu düşünerek eğitim çalışmalarından olabildiğince yararlanmaya çalışmalıdırlar.  Kısaca bilinçli davranmalıdır. Bu bilincin oluşturulmasında da başta işletmeler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere devlet otoritesinin ve çalışma hayatının tüm paydaşlarının kendilerine vazife çıkartması gerekmektedir. 

İŞ KAZALARININ YÜZDE 98’İ ÖNLENEBİLİR

İş kazalarını ve melek hastalıklarını çalışma yaşamının bir parçası olarak değerlendirmek günümüz koşullarında kolaya kaçmaktan başka bir şeyi ifade etmemektedir. Yapılan araştırmalara göre iş kazalarının yüzde 50’si kolaylıkla önlenebilecek kazalar, yüzde 48’i sistemli bir çalışma ile önlenebilecek kazalar, yüzde 2’si ise önlenmesi mümkün olmayan kazalardır. Diğer bir deyişle iş kazalarının yüzde 98’i önlenebilir kazalardır. Kazaları önlemek için yasalardan cezalardan önce değiştirilmesi gereken en önemli şey ise iş yapan zihniyettir. Yapılan her şeyin odağına insanı koyamayan bir zihniyet ile iş yapmanın sonu günün birinde yaşanacak ve acısı yıllar boyu sürecek felaketlerdir.

Sertaç Sedat KÖKSAL

Soru Görüş ve Önerileriniz İçin,

E-posta: sertack@hotmail.com

Twitter: @sertackoksal 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.