Sertaç Sedat KÖKSAL
Sertaç Sedat KÖKSAL
Çalışma yaşamının susurluğu: Soma kazası
26 Mayıs 2014 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

3 Kasım 1996 tarihinde Balıkesir-Bursa karayolunun Susurluk mevkiinde yaşanan trafik kazası dönemin devlet-siyaset-mafya ilişkilerini ortaya çıkarması nedeniyle derin devlet hususundaki en çarpıcı olay olarak ülke tarihimizde yer almaktadır.

Bürokratik ve siyasi hayatın çarpıcı olaylarının gün yüzüne çıkarılması açışından Susurluk kazası ne derece etkiliyse, 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma İlçesinde yer alan madende vefat eden 301 işçinin ölümü ile sonuçlanan Soma kazası çalışma hayatında yer alan eksikliklerin gün yüzüne çıkması noktasında o derece etkili olmalıdır. Bu minvalde Soma’yı çalışma hayatınınsusurluğu olarak tanımlarsak yanılmış olmayız. Çalışma hayatı üzerine etkisi olan devlet, işveren ve sendikaların işçiler için her şeyin yolunda gitmediğini, kâğıt üzerinde yapılan düzenlemelerin ve yapılan denetimlerin iş sağlığı ve güvenliği anlamında hedeflenen sonuca ulaşmadığını fark etmeleri için bir milat olarak kabul edilebilir.

DEVLET-İŞVEREN-SENDİKA İLİŞKİSİ

Devletin yasama anlamında çalışma hayatını etkileyen düzenlemeleri kanunlaştırması, bu konuda mevzuat çalışmaları yapması siyasi anlamda iş sağlığı ve güvenliği anlamında vazifenin yerine getirildiği izlenimi oluşturmaktadır. Bürokratik anlamda ise Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından konu ile ilgili rehberlik faaliyetleri çerçevesinde bilgilendirme toplantılarının yapılması, periyodik olarak işyerlerinin anlık denetimlerinin yapılması da denetim ve rehberlik yükümlülüğünün yerine getirildiği algısını oluşturmaktadır.

İşverenlerde mevzuat uyumu noktasında kanuni olarak kendilerine yüklenen sorumlulukları teoride yerine getirerek evrak üzerinden yapılan incelemelerde iş sağlığı ve güvenliği anlamında tam not alarak üstlerindeki yükü atmaktadırlar.

Sendika yönetimleri ise iş sağlığı ve güvenliği anlamında işçileri bilgilendirici toplantılar, propagandalar ve çalışmalar yaparak sendikal sorumluluğu yerine getirmektedirler.

Uzaktan bakıldığında her şeyin yolunda gittiği bir sistemde yapılan son denetimlerde hatasız bir işletme olarak raporlanan işyerinde nasıl oluyor da bu çapta bir felaket meydana gelebiliyor? Bu sonunu cevabını açıklamak 13 Mayıs 2014 tarihinden itibaren konu ile ilgili olsun olmasın tüm vatandaşlarımızın üzerine bir vazife olarak yüklenmiş durumda.

Evet 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasası ile devlet bir çok ülkeye örnek olacak şekilde büyük sanayi kuruluşlarından tutun; bir işçi çalıştıran berbere kadar çalışma hayatının tümünü kapsayacak şekilde bir mevzuat çalışmasını ülkemize kazandırdı. Kanunun uygulanması noktasında ise işverenlerin çekinceli tavrı ve maliyet odaklı yaklaşımı iş sağlığı ve güvenliği alanında risk değerlemelerini, acil durum eylem planlarını, işçilere verilmesi zorunlu olan iş güvenliği eğitimlerini maalesef işçilerin özlük dosyalarında yer alan evraklar ötesine taşıyamadı. Bu noktada kanunun uygulamasını denetleyecek çalışma yaşamına birebir müdahil olması gereken işçi sendikaları ise kanunun teoride kaldığını işçi lehine pratik yaşama aktarılmadığını yeterince denetleyemedi ve tespitlerde bulunamadı, gerekli tespitleri yapanlar ise sistemi düzeltecek müdahaleleri gerçekleştiremedi.

Neticesi itibariyle iş sağlığı ve güvenliği süreci ciddi bir kırılma yaşadı. Süreç tasarlanırken yükümlülüklerin kimler tarafından yerine getirileceği teorik anlamda belirtildiği için olayın sorumluluk noktasında kusur tespiti henüz yapılamadı. Açıklamalara baktığımızda herkes kanuni yükümlülükleri yerine getirdi.Her şeye rağmen yüzleştiğimiz en ağır gerçek ise sadece kanuni düzenleme yapmanın çalışma hayatını etkileme noktasında yetersiz olduğu, devlet eliyle yapılan denetimlerin etkin olmadığı, iş yaşamına sadece devlet ve işveren koordinasyonu ile müdahale edilemeyeceği gerçekleriydi.

ÇALIŞMA YAŞAMINDA TEDBİR-TEVEKKÜL-KADER OLGUSU

Olayın sorumlularının aranması noktasında ve geleceğe dair yeni Soma kazalarının yaşanmaması amacıyla toplum ciddi tartışmalar içine girdi. Gerekli tedbirler alınmadı diyenler oldu, her şey Allah’tan diyenler oldu, madencinin kaderinde bu var denildi. Tüm bu söylemler üç terimi yanitedbir, tevekkül ve kaderi işaret ediyordu.

Tedbir İslami açıdan fiili bir dua olarak değerlendirilebilir. Hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine inanarak insana yüklenen vazifeleri yerine getirmek tedbiri, sonrasında olayları Allah’a bırakmak ise tevekkülü tanımlayacak basit cümlelerdir. Tedbirsiz tevekkül ise bir anlam ifade etmemektedir. Her şeyin ötesinde ise dini ve felsefi anlamda tanımlara sahip olan kader olgusu yer almaktadır. Kader, genel olarak bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan doğaüstü güç, ezeli takdir olarak tanımlanabilir. Yani tedbir olmadan tevekkül, tevekkül etmeden kadere inanç mümkün değildir.

Örneğin, karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa sonra yine sola bakmak tedbiri ifade etmektedir. Tüm bu gerekleri yerine getirip yola adım atıldığı anda araba çıkma ve bir kaza yaşanması ihtimalini Allaha havale etmek tevekkülü ifade eder. Her şeye rağmen o an orada bir trafik kazası yaşanması ve bunun sonucunda ölüm meydana gelmesi ise kader olarak açıklanabilir.

SOMA’DA KİM NE KADAR TEDBİR ALDI?

Bu noktada çalışma hayatı ile bu üç kavramı incelediğimizde ise Soma özelinde devlet gerekli kanuni düzenlemeleri yerine getirerek tedbir aşamasını tamamlamış durumdaydı. Düzenlemeler çerçevesinde denetim gerçekleştiren müfettişlerin ise denetim anında inceledikleri hususlar devlet tüzel kişiliğinin sorumluluğundan ziyade kişilerin kendi sorumluluğunda olduğunu açıklamak gerekir. Konuya işveren açısından değerlendirirsek, soruşturma süreci devam etmekle beraber kamuoyuna yansıyan bilgilere göre iş sağlığı ve güvenliği anlamında tedbirlerin kâğıt üzerinde yerine getirilse bile fiiliyatta yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Konunun sendikal boyutuna bakarsak sadece Soma özelinde değil çalışma hayatının genel yapısı içerisinde sendikaların iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları noktasında yeterli çalışmaları yapmadığı kanaatini taşımaktayım.

Hülasa, Soma’da gün yüzüne çıkan sistemdekâğıt üzerinde yerine getiren yükümlülüklerin alınan tedbirleri değil tedbirsizliği, çıkarılan mevzuata işverenlerin samimiyetsiz yaklaşımını göstermektedir. Bu noktada sorumluluğu sadece devlete yüklemek sistemin düzeltilmesi için yetersiz kalacaktır. Başta işçiler olmak üzere, işverenler, sendikalar, ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının da çalışma hayatına yönelik düzenlemeleri samimiyetle içselleştirmesi ve bu konuda fiili çalışma yapması gerekmektedir. Aksi halde yeni Somaların yaşanması kaçınılmazdır.

Sertaç Sedat KÖKSAL

Soru Görüş ve Önerileriniz İçin,

E-posta: sertack@hotmail.com

Twitter: @sertackoksal

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.