Sertaç Sedat KÖKSAL
Sertaç Sedat KÖKSAL
Türkiye'de doktor olmak
17 Mart 2014 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Geçtiğimiz hafta 14 Mart Tıp Bayramını idrak ettik.  14 Mart 1827 tarihinde, dönemin padişahı II. Mahmut’a  Hekimbaşı Mustafa Behçet'in yaptığı öneriyle Şehzadebaşı'dakiTulumbacıbaşı Konağı'nda “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adıyla ilk cerrahhane kurulmuştu.  Kurulan bu tesis ile Osmanlı’da modern tıp eğitiminin başlamış ve okulun kuruluş günü olan 14 Mart, "Tıp Bayramı" olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde 14 Mart’ı içine alan hafta “Tıp Bayramı” olarak kutlanır. Sağlık çalışanlarının sorunları çözüm önerileri tartışılarak daha modern, etkin bir sağlık sistemine kavuşmak için çalışmalar yapılır. Her ne kadar bu çalışmalar yapılsa da ülkemiz dünya sıralamasında sağlık hakkı bakımından hala “çoklu yoksunluk” seviyesinde. Türkiye için sağlık sektörüne baktığımızda bir doktorun poliklinik yaptığı gün hasta başına ortalama 2 dakika muayene süresi ayırabildiği bir sistem doktorların tıbbi gereksinimleri karşılayıp teşhis tedavi planlamaktan ziyade reçete memuru gibi hizmet vermesine neden olmakta.

Aile hekimliği uygulamasıyla bireylere doğrudan sağlık hizmetinin sunulması, hastaların yakından takibi amaçlanmış olsa da hasta ile hekimin yakın ilişkiler kurmasıyla birlikte aile hekimliği uygulamasının sadece ilaç yazdırmak için başvurulan bir merci gibi görülmesine neden olmakta. Oluşabilecek suiistimalleri birincil düzeyde önlemeyerek sağlık hizmeti sağlama gibi sorumluluklar isesağlık çalışanlarının omuzlarında.

Sağlık sisteminin emek faktörünü oluşturan başka doktorlar olmak üzere hemşire hasta bakıcı ve acil tıp teknisyenleri gibi bir çok sağlık çalışanı sorumlu bulundukları konuların yanında  çalışma alanlarına ilişkin çözüm bekleyen sıkıntılara da sahip. Sektörün en önemli emek faktörü olan hekimler 1827’den beri modern tıp eğitimi almalarına karşın modern sağlık hizmeti vermek için uygun çalışma ortamlarına halen kavuşmuş değiller. 6 yıllık tıp eğitimi ardından girilen tıpta uzmanlık sınavı ve sonrasındaki asistan hekimlik süreci ve nihayetinde uzman hekimlik ile devam eden süreçte bir doktorun mesleki eğitimi bir ömrü kapsamakta. Bu zahmetli yolu insanlığa sağlık götürmek için seçen ve kutsal bir görevi ifa eden doktorlarımızı bizler ne kadar tanıyoruz? Doktorlarımızın sorunları neler ne kadar biliyoruz? Çalışma hayatında doktorlar ne şekilde yer alıyor biliyor muyuz?

TÜRKİYE’DE DOKTOR OLMAK İSTEYENLERİ NASIL BİR SÜREÇ BEKLİYOR?

Mesleki hedefini doktorluk mesleğinden yana belirleyen bir gencimiz öncelikle üniversite sınavından yeterli puanı alarak bir tıp fakültesine giriyor. Tıp eğitimi ise başarılı bir öğrencilik geçirilirse 6 yıl sürüyor. Ancak tıp eğitimi deyip geçmemek lazım. Bu eğitimi ülkemizin en pahalı eğitimlerinden biri. Tıp fakültelerinde okutulan derslere ait kitaplar bir öğrencinin harçlığıyla alabileceği cinsten kitaplar değil. Velhasıl zorlu eğitim sürecini bitiren bir tıp fakültesi öğrencisi pratisyen hekim olarak mezun oluyor. Ancak 6 yıllık eğitim sonucu aldığı diplomasını kullanması için mecburi hizmet yapması gerekiyor. Dal hekimliğinde uzmanlaşmak istiyor ise tıpta uzmanlık sınavına girmesi gerekiyor. Eğer başarılı ve şanslıysa istediği branşta açılan sınavı kazanması durumunda mecburi hizmet yapmadan uzmanlık eğitimine başlayabiliyor. Bu eğitim ise branşına göre 4-5 yıl sürüyor.  Eğitim süresince asistan hekim olarak görev yapan hekimler zorunlu nöbetler ile 24 saat çalışıyor hatta bu çalışmalar daha da uzayabiliyor, hastalara sağlık hizmeti sunuyor, eğer fırsat ve aday bulabilirse kendilerine yuva kuruyor ve aynı zamanda uzmanlık eğitimi alıyor. Süreci başarıyla tamamlayanlar uzman hekim olabiliyor. Uzman hekim olarak mecburi hizmetlerini ülkemizin çeşitli bölgelerinde tamamlayarak özgürce hekimlik yapma hakkını elde edebiliyor.Bu noktadan sonra uzman hekimler daha da spesifik alanlarda uzmanlaşmak isterlerse yan dal uzmanlık sınavına giriyor ve bir uzmanlık süreci daha başlıyor.

YA ÖZEL SEKTÖR YA DA KAMU HASTANELERİ

Uzman olarak çalışma hakkı elde eden hekimler ya kamu hastanelerinde çalışarak sağlık hizmeti veriyor ya özel hastanelerde kamu hastanelerinden daha yüksek özlük haklarla çalışıyor ya da baş asistanlık sınavına girerek akademik kariyere doğru yol alarak fakültelerde çalışmaya başlıyor.

Saatlerce süren nöbetlerde meslek aşkı ile çalışan, insani sınırları zorlayan psikolojik ve ruhsal durumlara karşı metanetlerini bozmayarak sağlık hizmeti sunan doktorlar ömürlerini mesleki gelişime, mesleki gelişimlerini de insanlığa hizmete adayarak hayatlarını başka hayatların hizmetine sunuyor.

Toplum ise doktoru kendisinin hizmetine sunulmuş bir varlık olarak görmeye devam ediyor. Doktorların hiçbir maddi beklentisi, kariyer kaygısı, aile yaşantısı olmadan, doktorun hastane dışında bir hayatı ve bu hayatın mesleki yaşantıya etkisi bulunmadan yaşadıkları zannediliyor.  Bu zan insanlarda doktorlara karşı hükmetme isteğine neden oluyor.Bu istek öyle vahşi bir hal alıyor ki bu haller  en acı örnekler tıp tarihimizde yer alıyor. Doç. Dr. Edip Kürklüaçık kalp ameliyatını yaptığı, ancak hasta ameliyattan bir hafta sonra hayatını kaybeden hastasının yakınları tarafından öldürülüyor, Türkiye’de ilk akciğer naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Necip Göksel Kalaycı hastane otoparkında kurşunlanıyor, dedesi yoğun bakımda yatan hasta yakını dedesinin ölümünde doktorun ihmalinin olabileceğini düşünerek Dr. Ersin Arslankatlediliyor.

Evet ülkemizde her düzeyde hekimlerimizin çözüm bekleyen sorunları var. Ancak en önemli sorun doktorların toplumdaki algı sorunudur. Bu algıdır hekimlerimizi katledilebilecek varlıklar gibi görülmesine neden olan, bu algıdır hekimleri hastalara mutlak iyileştirici olarak gördüren, bu algıdır hekimleri 24 saat çalışmak zorunda bırakıp hak talep etmeleri halinde fırsatçı muamelesiyle karşı karşıya bırakan. Unutulmaması ve algılanması gereken en mühim şey ise doktorların da insan olduğudur. İnsanlığın sağlıklı yaşamak için muhtaç olduğu tek mesleği yapan insanlar olduğu gerçeğidir.

Sertaç Sedat KÖKSAL

Soru Görüş ve Önerileriniz İçin,

E-posta: sertack@hotmail.com

Twitter: @sertackoksal

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.