clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Saadettin ÇAY
Saadettin ÇAY
Bir koalisyon hikâyesi…
24 Haziran 2015 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Çok stresli bir seçim sürecini geride bıraktık.

Millet 7 Haziran sandığında pek çok şey söyledi. Herkes kendi cephesinden alması gereken dersleri almaya çalışıyor.

Ama özetle sandık, “Toplumsal Uzlaşı” mesajı verdi.

 

Demokraside tek başına iktidar olunmayacak durumlarda koalisyonlar aynı zamanda bir toplumsal uzlaşı argümanıdır. Her ne kadar bizim yakın tarihimiz bunun kötü örnekleri ile dolu olsa da demokraside sandığın kestiği racona da uymak esastır.

 

Çok uzaklara gitmeden, 2000’li yıllardaki koalisyonla ilgili bizzat içinde bulunduğum bir vahim tabloyu Bürokrat Haber Dergisinin 2013 Nisan sayısında kaleme almıştım.

 

“Biz O Bakanlıkla Küsüz” başlıklı yazının tekrar okunma vakti.

Buyurun bir koalisyon hikâyesi;

 

‘Biz O Bakanlıkla Küsüz’

 

Milli şairimiz;

"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez"

 

Merhum Akif’in, koca bir Devlet-i Aliye’nin yıkılışını bu beyitle izahı ne kadar manidardır.

 

Hepimize okul yıllarında öğretilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında en önemli etken, milleti bir araya getiren unsurların dağılması, özellikle devlet kademesinde rüşvet ve adam kayırma ile ihtilafların oluşmasıdır.

Öyle ki; Türkiye’nin 20 misli büyüklüğündeki bir İmparatorluk birbirlerini saf dışı etmek için didişen Nazırların (Bakanlar) ve kişisel hırslarının kurbanı olmuş bürokratların elinde, 670 senelik ömrünü birkaç yılda tamamlayıvermişti.

 

Kurumlar arası çekişme ve taassubun koca bir Osmanlı’yı yıktığını biliriz de, demokratik bir Cumhuriyet rejimi olan günümüz Türkiye’sinde benzeri bir kavgayı üzerimize konduramayız.

 

Zira ben de öyle sanmaktaydım. Ta ki, bürokratlığa adım atıp, devleti tanıdığım o ilk güne kadar.

 

Bakan Danışmanı, Bakanın yetkisine sahiptir.

 

58. Hükümetin, Çalışma Bakanlığı’na danışman olarak atanıp, bürokratlığa başladığımda, aynı zamanda da Türkiye’nin uzun bir koalisyondan çıkıp, 2001 krizi gibi dünyanın en anlamsız ve büyük krizlerinden birini yaşadığımız tünelin bitmek tükenmez bilmeyen karanlığının devam ettiği günlerdi.

 

Daha bakan danışmanlığının ne olduğunu, görev ve sorumluluklarımın neler içerdiğini bile bilmemekteydim. Hatta göreve başlayacağım ilk gün, Bakan Bey’e “Benim görev ve sorumluluklarım nedir?” diye sormuştum. Kendisi de bana; “Benim danışmanım, benim yetki ve sorumluluğuma sahiptir.”  diyerek, üzerimdeki yükün ağırlığını vurgulamıştı.

 

Birbirine Küs Bakanlıklar

 

Göreve başladığımın ilk haftasıydı, sekreterim Orman Bakanlığı’ndan, Bakan Danışmanı Yılmaz Özbek’in aradığını söyleyerek bağlayıp bağlamayacağını sordu.

Sekreterimin bu tereddütlü sorusuna çok şaşırmış olsam da her gelen telefona bakmak, her gelenle görüşmek gibi bir prensip edindiğimi henüz öğretememiş olduğumdan; ‘Tabi ki, hemen görüştür’, dedim.

 

Karşımdaki sesin babacanlığı ve devlet tecrübesi, konuşmasından anlaşılıyordu.

Biraz sohbetin ardından Yılmaz Bey, benim de ne kadar çömez olduğumu anlamış olmalı ki, Ankara’da ihtiyacım olan bir şey olursa mutlaka kendisini aramamı, her konuda yardımcı olabileceğini söylemişti.

Yılmaz Bey telefondaki kısa sohbetin ardından; ‘Orman Bakanlığının bir yazısının, Çalışma bakanlığında uzun süredir beklediğini’ söyleyerek ekledi. ‘Bu yazının yaklaşan yaz aylarındaki orman yangınlarına mani olabilmek için yapılacak işlemlerin önünü açacağını, ancak Çalışma Bakanlığının ilgili birimlerinde yazının aylardır beklediğini, bürokratların karşılıklı görüşmelerinden de herhangi bir sonuç alamadıklarını ifade ederek benden yardımcı olmamı istedi.

Notlarımı alıp, telefonu kapatırken, ‘Size mutlaka gün içinde döneceğim’ demiştim.

 

Henüz bakanlık birimlerinin görevlerini bile bilmediğim için bana tavsiye edilen tecrübeli bir memur arkadaşı asistanlık yapması için makamda görevlendirmiştim.

Asistanımı çağırıp, konuyu anlattım ve hangi birimin işi olduğunu sorduğumda, asistanım, ‘Önce tarih ve sayıdan yazının akıbetini ve nerelerde olduğunu öğreneyim, sonra siz ilgili genel müdürü arayıp talimat verirsiniz’ dedi.

 

Asistanım 15 dakika sonra yazının akıbeti ile odama gelerek, “Efendim, yazı Orman Bakanlığı’ndan geldiği gibi 3 aydır bekliyor. Ayrıca bu yazıyı bizim de Devlet Bakanlığı’na yazmamız lazım” dedi.

 

Küstüm Oynamıyorum!

 

Bugüne kadar niye yazılmadığını sorduğumda, asistanım;

Efendim bu iki bakanlık da bizim küs bakanlıklarımız. Bunlarla herhangi bir işlem yapmamaktayız…

 

Nasıl yani! diye sorduğumda.

Asistanım, henüz birkaç ay önceki koalisyon durumunu hatırlatıp,

Malumunuz biz Çalışma Bakanlığı’yız, yani Bakanımız Anavatan Partisi’ndendi. Orman Bakanlığı da DSP’li. Bizim bu yazıyı göndereceğimiz Devlet Bakanlığı ise MHP’li. Bu bakanlıklar ne bizim işimizi yaparlar, ne de biz onların işini. Bu uzun zamandır böyle devam eder.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak gibi olmuştum.

Ağzım açık kalmış, ne diyeceğimi bilemeden, “Peki, bu arada devletin ve vatandaşın işleri ne oluyor” diye sordum?

 

Asistanım uzaydan gelmişim gibi yüzüme tuhaf tuhaf bakarak, gayet normal bir şey söylüyor gibi; “Bekler Efendim” dedi. Bir de ekleme yaparak, “O Bakanlıklarda da bizim işlerimiz bekletilir. Hiç bir evrakımız kolay kolay onaylanmaz, ancak bakanlar kurulunda görüşülüp çok önem arz eden bir şey olursa o zaman o evraklar ivedilikle onaylanır” dedi.

 

Gözümün önündeki sis perdesi biraz aralanınca anlamıştım, sekreterimin Orman Bakanlığı’ndan gelen telefon için niçin ısrarla ‘görüşecek misiniz?’ diye sorduğunu.

 

Devlette Husumet mi olur?

 

Asistanıma sert bir tepki gösterip, “Ne koalisyonu, ne ANAP’ı, DSP’si… Tek parti hükümeti var, bütün bakanlıklarda da Ak Partinin bakanları var, böyle saçma şeyleri bir daha duymak istemiyorum. Devlette Husumet mi olur?” dediğimde, asistanım da, “Efendim böyle sözlü talimatlar devlette çok yaygındır, siz ilgili birimlere talimat verip bu uygulamayı kaldırmazsanız, söylenene kadar devam ederler” dedi.

 

Sekreterime ilgili genel müdürü bağlatarak, yazısının akıbetini bir de ben sordum.

Genel Müdür, asistanıma evrakı sordurttuğumu bildiğinden, önce nasıl tepki vereceğini bilemeyerek lafı gevelemeye başladı.

Kendisine durumu anlatıp, bu tip evrakların bekletilmeden, ivedilikle gereğinin yapılmasını söylediğimde, Genel müdür derin bir oh çekip, “Doğrusu biz de çok rahat ederiz, birazdan evrak onay için makama gönderilecek” diyerek talimatı uygulamaya başlayacağını da ifade etti.

 

Sonra…

Bildiğim kadarıyla o yıl, orman yangınlarında istatistiki olarak ciddi bir düşüş oldu.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Halit Aslantürk 20 Temmuz 2015
Sayın yazar... Türkiye 2000 li yılların Türkiyesi değil. Bu gün olacak Koalisyon ile 2000 li yıllardaki Koalisyon aynı şey değil. Ayrıca O günki Partilerle bu günki Partiler de farklı
AKP'liler memeleketi ileri değil, geri götürdüler. Saray Kadısının sivri dili, ilerleyen Türkiyeyi 2000!li yıllara geri getirmiş oldu. Buyurun esernizle övünün
Elif Sentürk Akın 24 Haziran 2015
Ne güzel anlatmışsınız, istikrarsızlığın koalisyonla devleti ne hale getirdiğini teşekkürler
Hazım Ş. Genç 24 Haziran 2015
Koalisyonlu günlere merhaba. Sayın Çay elinize sağlık. Harika bir yazı