clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Saadettin ÇAY
Saadettin ÇAY
Şubattan Sonra…
2 Mart 2017 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

...

Geçen yıl karar vermiştim bir daha 28 Şubat yazısı yazmayacak, bin yılın fiyaskosu o karanlık günleri tarihin derinliklerine gömecektim.

28 Şubat’ın 20. yılında Ak Parti İstanbul Kadın Kolları Başkanı Sayın Şeyma Döğücünün davetiyle Haliç Kongre Merkezindeki “Şubattan Sonra” etkinliğine katılıp, zihnen o meşum günlere dönene kadar.

O günleri gençlere anlatmak

Haliç Kongre Merkezini hınca hınç dolduranlar, benim gibi o karanlık günleri yaşayan 40’lı yaşlardaki kadın ve erkekler olduğu gibi, bir de o günlerde çocuk ya da doğmamış olan gencecik üniversite öğrencileriydi.

Kürsüde; o günlerin canlı tanıklarından, bıkmadan yorulmadan dünyanın dört bir yanında hatta Birleşmiş Milletlerde de başörtüsü zulmünü anlatan İstanbul Milletvekili Av. Fatma BENLİ vardı. İroni yaparak, “Eğer anlatacak birileri olsa Aydakilere de gider bu zulmü anlatırdım” diyordu.

Kürsüdeki diğer isim ise; Hem o karanlık günleri yaşayan, hem de 15 Temmuz’un zifirinin ülkenin üstüne çökmesini engelleyen kahramanlardan, gençlerin Selim Abisi, Ak Parti İl Başkanı Dr. Selim TEMURCİ idi. O da gençlere; hem o günleri hem de 15 Temmuz’la birlikte gençlerimizin bu memlekete sahip çıkmalarını öğütledi.

Konuşması ayakta alkışlanan Temurci, Türkiye’nin demokrasi ve darbeler tarihinin de serencamını özetlemiş oldu.

Madem o günleri gençlere anlatacağız, biz de kalemimiz döndüğünce eski yazılarımızdan da alıntılar yaparak Şeyma Başkan ve ekibinin gayretine destek verelim.

Fişli günler

O günlere gidilen yolun kilometre taşları Fişlemelerle başlamıştı.

En ücra mahalledeki esnaftan, köy okulundaki öğretmene, hudutta nöbet tutan askerden sigorta müdürlüğündeki bekçiye kadar insanlar tek tek fişlendi.

Kamu da çalışan milyonlarca insan aileleri ile birlikte yine aynı yerde çalışan ahlak yoksunu, fırsatçı mesai arkadaşları tarafından BÇG’ye (Batı Çalışma Gurubu) gammazlandı.

Mesai arkadaşını fişleyenler kimi zaman bunu menfaat, kimi zaman makam, kimi zaman ise mezhepsel olarak yapmışlardı.

 

Devlette görev yaparken belgesini gözlerimle görmüş, muhatabının ağzından dinlemiştim.

Daha sonra Ak Parti saflarında siyaset yapan dönemin İçişleri Bakanı'na Kara Kuvvetleri Komutanından 400 küsur kişilik Vali-Kaymakam ve Emniyet Müdürlerinden oluşan atılacaklar listesi göndermişlerdi.

Sayın Bakan “ O 400 Bürokratla ilgili günlerce çalışıp dosyalarını tek tek askerlerle müzakere edip, bu insanların inançları yüzünden görevlerinden alınmaması ve memuriyetten atılmamaları için o günün kudretli paşalarını ikna ettim” demişti. Yıllar sonra o listedeki bazı Vali ve Emniyet Müdürleri ile tanıştığımda; o karanlık günleri gözyaşları ile nasıl anlattıklarına şahit olmuştum.

Zülüm için Gerekçe uydurmak

Çalışma Bakanlığında beraber mesai yaptığımız bir büyüğüm, şubat soğuğuna tutulduğunda SSK Ankara İl Müdür Yardımcısıymış.

Makam masasının kırık bacağını değiştirdim bahanesi ile önce üzerime müfettişleri gönderdiler, istifa edip memuriyetten ayrılmam için baskı yaptılar, daha sonra da masa bacağını tamir ettirdiğim bahanesi ile beni görevden alıp memur düzeyine indirip sürgün ettiler…” demişti gözyaşları içinde. Ben sonra mesai arkadaşlarından anlatmadığı bir detayı da öğrenmiştim. Müdür yardımcılığından düz memurluğa indirilince oturacak yer olarak da çay ocağı ile tuvalet arasında bir yer gösterildiğini.

Nice acı hikayeler var o günlere ait.

Sadece kızlarımızın başörtüsüyle uğraşılmadığını, toplumun bütün katmanları ile planlı bir şekilde uğraşıldığının örnekleridir bunlar.

Özel sektör de fişlendi

Kıyım, o dönemde sadece kamuda yaşanmadı.

28 Şubat sürecini benim gibi 20'li yaşlarının başında iş hayatının ilk merdivenlerini çıkarken yaşayanlar ise hayatları boyunca unutamayacakları bir ders almış oldular.

Adı yeşil sermaye ile anılan bir gurupla, özelleştirmeden batık bir fabrikayı alırken %2’lik ortak olduk diye çalıştığımız bütün bankalardan bir gecede ‘kredilerinizi 3 gün içinde kapatın’ mektubu almıştık.

Ne acıdır ki, bunu yapan bankalardan biri de bugün ismini değiştirmiş olsa da, o günlerin yerli İslami Finans Kurumlarından biri olan Anadolu Finans'tı.

O dönem asker emeklisi olan Genel Müdür Ünal Bey'i arayıp “Üstat bu mektubu bize niye yazdınız? Bizim sizinle olan kredi anlaşmamıza göre %150 teminat ve ipoteklerimiz var, ayrıca 24 ay ortalama vadesi olan bir krediyi 3 gün içinde nasıl ödememizi bekliyorsunuz?” dediğimde, bana ilginç bir cevap vermişti; “Kusura bakma kardeş, elimden bir şey gelmez. Genel Kurmaydan gelen listede senin firmanın da ismi var.” demişti. 3 gün sonra da vadesi dolmayan müşteri çeklerimizi yazdırmaya, ipoteklerimize el koymaya bizi iflasa sürüklemeye başlamışlardı.

O gün özel sektörden birçok firma ve kurum kara listeye alınmıştı bizim gibi…

Şubattan Sonra

Programın ismini koyanlar ne kadar büyük bir anlam yüklemişler 28 Şubat’a.

O kara ve karalama listelerinde yer alan şirket ve şahıslardan biriydim ben de…

Kendi iç muhasebemi yaptığımda; “Acaba intikam mı istiyorum” diye sormuştum.

Gazete köşelerinden ‘İntikam’ diye vaveyla edenler bilmeyebilir, ancak İslâm'da intikam almak doğru karşılanmaz, ama ‘KISAS’ esastır.

Bugün halen beddua ederim, dönemin BİR’icik Paşalarına bize o acı günleri yaşattıkları için.

 

Bugün 28 Şubat,

Bir ‘BURUK’ oluyor insan…

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Selahattın Hüseyinoğlu 4 Mart 2017
Bize 28 Şubat hep Başörtüsü üzerinden gösterildi. İlk defa toplumun farklı kesinlerine de zulüm uygulandığını öğrendim. Elinize kaleminize sağlık
Hanife Erenoğlu 3 Mart 2017
Çok duygulandım. O günlere gittimYorum