Saadettin ÇAY
Saadettin ÇAY
Biz Ne- Muhtıralar, Ne-Bildiriler atlattık
27 Nisan 2016 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Atalarımız boşuna dememiş; ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.’

Bu gün 27 Nisan…

Ne sosyal medyada, ne de gazetelerde konu nerdeyse gündeme bile gelmemiş.

Neden mi bahsediyorum?

9 yıl önceki Türkiye’nin tek gündeminden.

 

Sabrınıza sığınarak hafızaları tazeleyelim;

 

SÖZDE Mİ, ÖZDE Mİ?

 

O dönemde Çalışma Bakanlığı danışmanıydım.

Omzu kalabalık Genel Kurmay Başkanı gün ortasında canlı yayına çıkmış, sadece Ankara değil, tüm ülke TV ekranlarına kilitlenmişti.

Görev süresi bitmek üzere olan 10.Cumhurbaşkanının yerine gelecek kişiyi belirlemek, tarif etmek Genel Kurmay Başkanına düşmüştü!

 

Cumhurbaşkanı olacak kişi Cumhuriyet değerlerine ‘sözde değil özde bağlı olmalı” dedi.

 

Aslında dinamitin fitili, 14 Nisanda Atatürkçü Düşünce Derneği ve Bazı STK’ların organize ettiği ve mevcut Cumhurbaşkanı tarafından da alenen desteklenen ‘Tandoğan Meydanındaki Cumhuriyet Mitinginde’ ateşlenmişti.

 

367-SABİH FORMÜLÜ

 

367 Sabih, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM Genel kurulunda 367 Milletvekilinin bulunması gerekli, aksi halde oylama geçersiz olur” diyeli 3 ay olmuştu ama ana muhalefet sahip çıkana kadar kimsenin önemsemediği bir cümleydi. CHP Genel Başkanı Baykal’ın; “İktidar Partisi meclis çoğunluğuna güvenerek istediği kişiyi Cumhurbaşkanı seçemez” söylemi ile ete kemiğe bürünmüş oldu.

 

Sonunda aranan KAN bulunmuştu!

 

Ana muhalefet ve Yüksek Yargı hemen bu tezin üstüne atlamış, TV’lerdeki canlı yayın şövalyeleri kendileri inanmasa bile hararetle 367 tezini millete yutturmaya çalışmışlardı.

 

Halbuki 11. Cumhurbaşkanlığı için baştan beri ibre Tayyip Erdoğan’dan yanaydı. Vatandaş ta bunu kabullenmişti. Meclisteki 354 vekil, bunu gerçekleştirmek için sadece zamanın gelmesini bekliyordu.

 

Başbakan Erdoğan’ın uzun istişareler sonunda ve meclis gurubunun ısrarla “Çankaya’ya siz çıkmalısınız” sözlerine rağmen, 24 Nisandaki gurup konuşmasında “Adayımız Abdullah Kardeşimdir” sözleri ile Cumhurbaşkanı adayının Abdullah GÜL olduğunu herkese ilan etmiş oldu.

 

OMURGASIZ  SİYASET(ciler)

 

Ak Parti, Kanadoğlu’nun tezine inanmasa bile, tartışmaları bitirmek için meclisteki oturuma 367 milletvekilinin katılmasını sağlamaya çok uğraştı.

Oylama günü Erkan Mumcu’nun Anavatan Partisi ve Mehmet Ağar’ın DYP’si askerden korkup çark edince, omurgalarını da millete göstermiş oldular.

 

11. Cumhurbaşkanını belirleyecek ilk tur oturum bu şartlarda 27 Nisan’da yapıldı.

Toplam 361 oy kullanılırken, Abdullah Gül 357 oy aldı.

Beklendiği gibi, oylamanın hemen ardından CHP 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesine taşıdı.

 

Aynı günün akşamı ise Genel Kurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra e-muhtıra veya e-Bildiri olarak anılacak, bir basın açıklaması koydu.

 

BİNLERCE KM ÖTEDEKİ KORKU

 

O gün, e-devlet konusunda konuşmacı olarak Vegas’ta bir konferanstaydım. Saat farkı ile meclisteki oylamayı takip etmiş, sonra da NewYork uçağına binmiştim.

İndiğimde beni karşılayan arkadaşın yüzü allak bullaktı?

Ancak çok yakını ölen birisi bu kadar kötü görünebilirdi?

 

Hayırdır, Hasta mısın? diye sorduğumda.

“Haberin yok mu Abi! Türkiye de darbe oldu” dedi...

Bu sefer de yumruk yemiş gibi yıkılan ben olmuştum.

Uzun süre havalimanından çıkamamış, ilk şoku atlatmaya çalışmıştım.

 

Kendime geldiğimde ilk yaptığım başbakanlık danışmanı bir dostumu aramak olmuştu. Kendisinden ‘Karşı Bildiri’ hazırlandığını öğrenmiş, aynı sertlikte cevap verileceğini duyduğumda ise endişe ile karışık sevinmiştim.

 

Yanımdaki arkadaşa da; “endişe etme, darbe değil, muhtıra vermişler. Ancak aynı şekilde cevap alacaklar biraz sabret” demiştim.

 

Yol boyunca da pek çok gazeteci dostumu aramış, onlardan satır arası ve derin kulis bilgileri almaya çalışmıştım.

 

İŞ DÜNYASI DİK DURMADI

 

Özellikle iş dünyasının bu konuda dik durması gerektiğini, İstanbul Ticaret Odası’nın ve TOBB’un mutlaka sert bir karşı cevap vermesi gerektiğini düşünüyordum.

TOBB başkanı ile yakın diyaloğu olan bir gazeteci arkadaşıma; “mutlaka Rıfat Başkandan bir açıklama alın, en önemli cevabın iş dünyası tarafından verilmesi gerekir” demiştim. Gün içinde birkaç kez konuştuğumuz gazeteci arkadaşım, annesi hastanede olan başkanının açıklama yapmaya yanaşmadığını nerdeyse ağlamaklı bir ses tonuyla söylemişti.

 

 

YÜKSEK YARGININ KARA-rı

 

CHP’nin başvurusunu 96 saat gibi rekor bir sürede karara bağlayan Anayasa Mahkemesi 367 Sabih’in tezini onaylamış, oylamayı geçersiz saymıştı.

Yüksek Yargı mensupları verdikleri bu ‘Siyasi kara-(rla)’ tarihe adlarını yazdırdılar!

 

Ak Parti erken seçim kararı alarak Cumhurbaşkanlığı seçimini yeni Parlamentoya bırakmış oldu.

 

DOLMABAHÇEDE SÜPRİZ BULUŞMA

 

Tam da erken seçim kararının alındığı süreçte ajanslara bomba gibi bir haber düştü. 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde, ‘Sözde!-Genel Kurmay Başkanı’ Başbakan Erdoğan ile sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi.

 

O günden beri içeriği bilinmese de, görüşme ülkedeki muhtıra havasını yumuşatarak normalleşmeye kapı aralamış oldu.

 

3 AY 12 GÜNLÜK İŞGAL

 

Erken seçim kararı ardından, bu garabetin tekrar yaşanmaması ve Erkan Mumcu’nun egosunu tatmin için anayasada bazı değişiklikler yapıldı.

Değişiklik paketi 376 oy ile geçmesine rağmen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildi ve meclise geri gönderildi.

Meclis aynı paket harfiyen 370 oy ile Çankaya ya tekrar gönderdi. Sezer tarafından mecburen onaylanarak Referanduma götürülmesine karar verilen o anayasa paketinde;

-      Meclisin karar yeter sayısının üçte bir çoğunluk olduğu,

-      Bundan sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu oylamayla seçileceği ve 7 yıl olan görev süresinin 5+5 olacağı,

-      Genel seçimlerin 5 yılda değil, 4 yılda bir yapılacağı yer almaktaydı.

 

Anayasa gereği görev süresi dolmasına rağmen Çankaya’dan ayrılmayan Sezer, 3 ay 12 gün Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ederek te tarihe geçti.

 

Ve bu gün; haber bile olmayan e-Muhtıra o günlerde tek gündemdi.

Nasıl da unutmuşuz o günleri?

Vay be…

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Halide Susoner 29 Nisan 2016
Uzun bir yazı......... Ama çok ilginç Sabırla okunmasını tavsiye ediyorum.