Prof. Dr. Sefa SAYGILI
Prof. Dr. Sefa SAYGILI
Huzurlu hayat sürmek
4 Eylül 2017 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Günümüzde insanlar hep sağlıklı ve güzel, başarılı ve kudretli olmak istiyor.  Ancak biyolojik donanımımız, arzu ettiğimiz ve bunları gerçekleştireceğimiz ölçüde mükemmel değil.  Aşırı yüklenme, stres ve dengesiz bir hayat tarzı gibi faktörlere karşı yeterince dayanıklı sayılmayız.  Hastalıklar ve sağlık hizmetlerine müracaat çok artmış durumda.  Sanki hayat şeklimizle, satın alma ve alışveriş çılgınlığımızla kendimizi hasta etmişiz gibi.  Ölçüsüzlük, ihtiraslar, tüketim hırsı ve nefsani aşırılıklar sağlımızı bozuyor.  Tüm uyarılara rağmen istikamet hâlâ “daha yüksek, daha hızlı, daha ileri” sloganının peşinde gitmekteyiz.  Doyumsuzluk içimizi sarmış.

Holdinglerin yönetim kurulları büyüme oranını hep artırmak istiyor.  Çalışanlar aşırı iş yükünden, stresten, rekabetten yakınıyorlar.

 İnsanlara bir virüs bulaşmış durumda: Her şey iktidar, para ve başarı hırsı etrafında dönüyor.  Aslında bu virüs yeni değil ve insanlık tarihi boyunca hep var oldu.  Yeni olan şey, hırsın yaygınlaşması ve aşırı hale gelmesi.

Ekonomik varlık ve başarının mutluluk getireceğine inandırılmışız.  Bireyselleşmiş ve bağımlı hale gelmişiz.  İhtiraslarımız yüksek. Tutkulu insanlar olmuşuz.  İhtiyacım bu kadar düşüncesi kaybolmuş, hastalıklı bir şekilde daha çok ilkesine sarılmışız. Para, cinsellik, otomobiller, ciro ve kazanç, makam ve iktidar gibi hususlardan meydana gelen bu zalimane daha çok ilkesinin karşısında;  anlam, umut, minnet ile ilgili bir benimseme daha az yer alıyor.  Slogan şu:  “Yeterli olan bana yetmiyor. Ben her şeyi istiyorum. Hatta daha fazlasını.” Bu yaklaşım çocuklarımıza ve gençlerimize de sıçramış durumda.

İnsanın nelerle tatmin olabileceğine,  ruhunun nelerle huzur bulabileceğine ilişkin bilgi kaybedilmiş gibi görünüyor.  Özgürce ve kendi irademize göre hayatımızı şekillendirdiğimizi zannediyoruz. Hâlbuki dünyanın, fani ve geçici olanın peşinde koşuyoruz.  Aslında gayretlerimiz boşuna, üstelik bitkin de düşüyoruz.  Hiç kimse bu gidişe dur demiyor. Ölümlü ve aciz olduğumuzu hatırlatan bir dur levhası yok ortalıkta.  Caddelerde, adım başı AVM’lerde, televizyonda reklamlardan geçilmiyor.  Şöyle sesleniyorlar: “Satın alın! Tüketin! Harcayın!”

Çözüm ne peki?

En başta kutsala tekrar sarılmak.

Hayatımızı sadeleştirmek.  

Dünyanın geçici olduğunu,  ölümün bizi beklediğini hiç mi hiç aklımızdan çıkarmamak.

Tüketimden, aşırılıklardan kaçınmak.  

Ruhsal arınmaya tabi olmak.  

“Her şeyi başarabilirsin.  Yeter ki iste!” gibi günümüzün geçerli sloganlarından, kişisel gelişim tuzaklarından uzak durmak.

Mutluluğu maddiyatta ve tüketimde değil kanaatte ve sadelikte aramak.  

Zamanı geldi

Artık bir duraklama ve özeleştiri zamanı geldi.  Duralım ve ihtiyaçlarımızı, arzularımızı, geleceğe ait planlarımızı gözden geçirelim.  Neye para harcayacağımızı, hangi konularda kendimize kısıtlamamız gerektiğini, yeteneklerimizin ve becerilerimizin imkânlarından nasıl yararlanacağımızı daha titiz bir şekilde kontrol etmeliyiz. Vakit hızla geçiyor. Geri dönüp baktığımızda bu kadar yılları nasıl geçirdiğimize şaşmıyor muyuz?

“Daha refah, daha kaliteli bir yaşam sürdürmek” arayışından vazgeçelim.  Çünkü bu arayış hiç bitmez.  İyi bir hayat, aşırılıkların ötesinde de mümkün olabilir.  Gönül huzuru, kendimize ve çevremize vakit ayırmak hepsinden önemlidir çünkü…

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.