Ömür KAHRAMAN
Ömür KAHRAMAN
Çaya bekliyorum
15 Haziran 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Son yazımda kahve yazınca çay sever dostlarım çayı da yaz dediler. Başladım size çay yazmaya...
 
Çay; hepimizin severek içtiğimiz, adına 5 çayı gibi isimler verip; seromoniler düzenlenen yazın bizi serinleten kışın ısıtan içecektir. 
 
Çayın tarihine yolculuk..
 
İlk kez MÖ. 3. yy’da Çin’de ortaya çıkar. Efsaneye göre, MÖ. 2700’lü yıllarda hasta İmparator Shenn Nung bir çayın altında elindeki sıcak su dolu kaseyle otururken birkaç yaprak kaseye düşer. Renk ve aroma imparatorun çok hoşuna gider ve bolca içer. İmparatorun şifa bulmasıyla çay, ilaç olarak kullanılır. Çin’de ticaretin gelişmesiyle ticari değer kazanır. 
 
MS. 8. yy’da Çin kültürünü incelemeye gelen Japon rahipler çayla tanışır ve bu mucizevi bitkiyi ülkelerine götürürler. Japonlar tarafından çok sevilen çay, protokol ve önemli misafirlere çay seremonisi ile sunulur. 
 
Japonya’dan Hindistan ve İran’a yayılan çay, 17. yy’da Hollanda, Fransa, İspanya ve İngiltere’ye girer. Rusya Çin’den gelen ticaret kervanları ile çayla aynı dönemde tanışır. 
 
Çayla Türklerin tanışması
 
1879 yılında, Basra Valisi Hacı Mehmet İzzet Efendi’nin “Çay Risalesi” çayın faydalarını ve tüketilmesini anlatır. 
 
2. Abdülhamit, 1894 yılında, Orman, Madenler ve Tarım Bakanlığı’ndan dönemin sadrazamına çayın ticari değerinin yanında şifa kaynağı olduğu ve tarımının yapılması amacıyla ‘uygundur’ onayı ister. Onayın çıkmasıyla Japonya’dan tohum getirilir. Bursa’da ekilir; fakat, ekolojik şartlar uygun olmayınca sonuç alınamaz. 
 
1917 yılında Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Müdür Vekili Ali Rıza Erten, Doğu Karadeniz’de Rize ve çevresinin toprak ve iklim koşullarının Batum’la benzerlik gösterdiğini yazan raporunu Ekonomi Bakanlığı’na sunar. Rapor, 1. Dünya Savaşı nedeniyle askıya alınsa da 1924 yılında Rize Borçka’da Gürcistan’dan getirtilen tohumlarla ilk üretim başlar. Elde edilen başarıyla 1937’de Batum’dan 20 ton çay tohumu ithal edilir, çok sayıda küçük fabrika kurulur ve ilk mahsul 1938 yılında alınır.
 
1900’lü yıllara kadar çayı bilmeyen ve kahve tiryakisi olan Türkiye'de bugün çay, sudan sonra en çok içilen içecektir. Kahvaltı, ders ve öğün araları, çalışırken, ziyarette çay olmazsa olmazımızdır biz Türkler için. 
 
Hemen aklıma Rize geldi sonrada 2 yıl önce eşimle gittiğimiz Sri Lanka gezimizde ziyaret edip çay aldığımız 1905 yılında İngilizler tarafından kurulmuş olan Giragama Estate Çay Fabrikası. 
 
Ceylon (Seylan) çayı
 
Sri Lanka çay diyince akla ilk gelen ülkelerden biridir. 4 Şubat 1948 yılında bağımsızlığını kazanan ülke 1972 yılında Ceylon olan adını Sri Lanka olarak değiştirmesine rağmen dünyada çay hala Ceylon olarak tanınmaya devam etmektedir. 
 
Karadeniz’de ve Sri Lanka’da çay aynı yöntemlerle toplanıyor. Aralarındaki en büyük fark ise Seylan çayı yılda 5 kere hasat edilirken Karadeniz çayı 3 kere hasat ediliyor. 
 
Tarım ilaçsız çay..
 
Dünyada çay bitkisine bir tek Türkiye’de kar yağar ve çaylıklar kar altında kalınca bakteriler yaşayamadığı için tarım ilacı kullanımına da gerek kalmaz. 
 
Çay; altın çay, gümüş çay ve çay olarak üçe ayrılır. Yeşil çayı unuttun dediğinizi duyar gibiyim. Unutmadım yeşil çay siyah çayın fermante edilmemiş halidir. Fermante dışında aynı işlemlerden geçer. 
 
Yapraktan çaya yolculuk..
 
Sri Lanka’daki fabrikada öğrendiğim bilgileri sizlerle paylaşayım:
 
Toplanan çay yaprakları 1 gün boyunca havalandırılıyor. Havalanan çaylar eleniyor. Filizleri en makbul tarafı. En kaliteli çaylar filizlerden elde ediliyor. Siyah çay fermante ediliyor. Kurutma makinasında 120 derecede 22 dakika kurutulan çaylar başka bir makinada çöplerinden ayrıştırılıp büyüklüklerine göre sınıflandırılıyorlar. Daha sonra Japon ve Çin makinalarında renk sensörleri yardımıyla rengine göre de 5’e ayrılıyorlar.
 
Poşet çaylar genellikle tozlarından yapılıyormuş. O yüzden demleme çay çok daha makbul. Burada hemen bir ek bilgi vereyim: İngiliz birini beş çayına davet edecek olursanız asla poşet çay vermeyin. Bunu özensizlik ve misafire yapılan haksızlık olarak değerlendirirler. 
 
Altın ve gümüş çay demlenmiyor. 80 derece suda birkaç dakika bekletildikten sonra içiliyor. 
 
Sri Lanka’da çayın içine şeker atmıyorlar. Hindistan cevizi pekmezi kesme şeker haline getirilmiş. Onunla kıtlama içiyorlar. İngiliz adeti olduğu üzere sütlü içenler çoğunlukta. 
 
Beş çayının doğuş hikayesi
 
Çay diyince hemen akla gelen başka ülke de 5 çayı partileri ile İngiltere’dir. Gelin size 5 çayının nereden çıktığını anlatayım: 1800'lü yılların İngiltere'sinde Kraliçe Victoria, günde iki öğün yani sabah ve akşam yemeği yermiş. Akşam yemekleri geç saatlerde yenirmiş. 7. Bedford düşesi Anna, diyabetikmiş yani şeker hastasıymış. Zavallı Anna yemek saatleri arasında açlıktan bayılıyormuş. Geç akşam yemeğine kadar saat beş gibi içi kıyılınca odasına çay ve kurabiye söylermiş. Odasında beş çay partileri yapmaya başlamış. Bu davetler, Kral Edward'ın da hoşuna gitmiş ve bir süre sonra o da çay partileri düzenlemeye başlamış. Bu alışkanlık kısa zamanda yakınlarına, arkadaşlarına derken sarayda başlayan beş çayı davetleri tüm ülke geneline yayılmış. Bildiğiniz gibi İngilizler Çayı sütle içiyorlar. Sütle içilen çayın yemekleri daha çabuk sindirip mideyi rahatlattığına inanıyorlar. Denemesi bedava...
 
İlk çay içen Türk kimdir?
 
Türklerin, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da çayla tanıştıklarını yazar tarih kitapları. 12. yy’da Kazakistan’da yaşayan Türk şair Hoca Ahmet Yesevi’nin ilk çay içen Türk olduğu birçok kaynakta geçer. Nasıri, Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde içtiği sıcak çayın yorgunluğunu giderdiğini ve “Hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar” diye dua ettiğini yazar.
 
Erzurum’da çay
 
Erzurum ve doğusunda çay açık renklidir. Kıtlama, Kars ve Erzurum bölgesinde üretilen büyük ve sert şekerdir. Özel makas ya da ısırılarak koparılan ufak parçalar, dil altına konur ve çay içildikçe, dil altındaki şeker eriyerek içilir. 
 
Yine bu bölgede misafirseniz, yeter demedikçe çay sürekli tazelenir. Kafi, başka istemiyorum, ziyade olsun desenizde cırıldım yani zor çayı bir bardak daha ikram edilir. Sakın reddetmeye kalkmayın. O zor çayı içilecek. 
 
Güneydoğu’da çay; genelde kaçak rengi koyu, tadı acıdır ve büyük bardakla içilir. 
 
Rizeliler kendi ürettikleri çayı severler. 
 
Tokat’ta mutlaka dudak payı bırakılır. 
 
Türkler çayı nasıl içerlerse içsinler mutlaka cam bardakta severler. Rengini görmek, sıcaklığını ve buruk tadını genzinde hissetmek ve şekerli içiliyorsa kaşığın cama vurduğunda çıkardığı sesi duymak isterler. 
 
Paşa çayı tabiri neden gelir?
 
Osmanlı Bürokratları işlerin çokluğundan dolayı çaylarını sıcak içemezlermiş. Ne yapsınlar sıcak içemedikleri çayı soğuk içerlermiş. O yüzden soğuk çaya, paşa çayı deniyor. Hani annelerin çocuklarına soğuk su katarak verdikleri çaydır. 
 
Çay ile kahvenin karşılaştırması..
 
Çayı da severiz kahveyi de. Gelin kıyaslamasına bakalım:
- kahve kulplu fincana; çay cam bardağa yakışır
- kahve heyecandır; çay güven
- kahve metrodur; çay tramvay
- kahve yöneticidir; çay müdür
- kahve tekliftir; çay emrivaki
- kahve özel bir kişiye ısmarlanır; çay herkese
- kahve özür diler; çay af
- kahve kapitalizmdir; çay sosyoloji
- kahve özel taksidir; çay vapur
- kahve evin girişidir; çay evin salonu
- kahve kısa flört; çay koşulsuz sevgi
- kahve düz yazıdır; çay şiir
- kahve aromalıdır; çay sade
- kahve mesafelidir; çay samimi
- kahve konuşmaktır; çay muhabbet
- kahve ofistir; çay iş çıkışı
- kahve politiktir; çay herkes
- kahve bu gündür; çay dünden bu güne
- kahve dört işlemdir; çay hayat bilgisi
- kahve bakış açısıdır; çay bakış aşısı
- kahve bakmaktır; çay görmek
- kahve ağaçtır; çay orman
- kahve sınırdır; çay aşmak
- kahve ABD’dir; çay Meksika sınırı
- kahve gidendir; çay bekleyen
- kahve kıvamdır; çay dem
- kahve statüdür; çay eşitleyen
- kahve blazır cekettir; çay yeşil parka
- kahve kafedir; çay meydan
- kahve fizyolojik bağımlılıktır; çay psikolojik
- kahve "Tamam kızım sen nasıl istersen" diyen babadır; çay "Bakarız" diyen baba
- kahve yalnız; çay kalabalıkla içilir.
 
Hadi çay koy geliyorum diyeniniz ya da diyebileceğiniz dostlarınız hep var olsun. Sen bana çay dök, ben sana derdimi diyeceğimiz dostlarla keyifli çay sohbetlerinde buluşmak dileğiyle...
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Yasemin Özel 29 Haziran 2020
Günün her saati severek içtiğim çay hakkında harika bilgiler, çay kahve karşılaştırması da çok hoş keyifle okudum ellerinize sağlık.
Vedat Atabek 18 Haziran 2020
Kıtlama çaya bayılırım. Ülkemizde yetiştirilen çaylar dünyanın en güzel çaylarıdır bana göre..Büyük bir geçim kaynağıda olan çay bu güzel yazınızla dahada çok sevilecek..
Vahide Serap Boydak 18 Haziran 2020
Adınız gibi Ömürsünüz. Çok güzel bir yazı tebrikler
Çiler Geçici 16 Haziran 2020
Bir çay tiryakisi olarak yazıyı çok keyifle okudum. Harika bilgiler için çok teşekkürler.
Vahdettin Kahraman Emekli Albay 15 Haziran 2020
Seymen bp de istasyona giren her müşteriye : “ Taze çayımız var içerseniz ikramımızdır. “ diye sorarlar
Ali Murat Duman 15 Haziran 2020
Hoca Ahmed Yesevi'nin torunları olarak çayı neden çok sevdiğimiz de anlaşılıyor. Ben bir Kars'lı olarak büyüklerimin kıtlama çay içimleri ile büyüdüm.Çaysız olmaz.Yazınızdaki karşılaştırmadan da çıkan sonuç, sanki çay kahveye göre daha samimi geliyor. Ama kahveye de ihtiyacımız tartışmasız.
Mustafa Akay 15 Haziran 2020
Ömür hanım, Çay için bende bir şeyler söyleyeyim. Facebook da görmüş ve çay ile ilgili bu benzetmeler çok hoşuma gitmişti . BİR BARDAK ÇAY AİLEDİR. Çay süzgeci ailenin sahip olduğu değerlerdir. Aileyi dış müdahalelerden korur. Delikleri büyük olursa çayın tadı kaçar. Suyu ısıtan ateş ise hoşgörüdür. O olmadan çay da olmaz. Çocuklar çayın şekeridir, tat verir. Çok şeker, çayın lezzetini bozar. Şekersiz çaya alışanlara ise bir tanesi bile fazla gelir. Çayın alt demliği kaynanadır. Sürekli kaynar durur. Hatta dikkat edilmezse taşabilir. Üst demlik gelindir alt demlik kaynadıkça onunda harareti artar ama zamanlada olgunlaşır ve demlenir. Gelinin kocası bardaktır her iki çaydanlıktanda yeterince nasibini alır. Biraz kaynana doldurur onu biraz da gelin, bu nedenlede denge unsurudur.Açık ya da demli çayın hoşa gitmemeside bundandır. Görümce ise çay kaşığıdır. Arada bir gelir karıştırıp gider. Kayınpedere gelince o da çay tabağıdır. Çayın demine suyuna karışmaz. Bir kenarda  oturur. Sadece dökülenleri toplar ve çevreye zarar vermesini engeller. Ancak arasıra boşaltılması gerekir. Yoksa taşıp herşeyi berbat edebilir. Kısacası bir bardak çay ailedir. Ve… Ağız tadı ile içilen bir bardak çayın üstüne yoktur.(ALINTI)
ömür cüm. çayla ilgili meğer hiçbirşey bilmiyormuşum teşekkürler güzel anlatımın için
Sündüs Ulaman 15 Haziran 2020
Güzel yazın icin teşekkür ederim.İşte çay tiryakisi olan ben çayı kalabalık la eşle,dostla içilir kalemine sağlık canım benim..
Şevket Sayılgan 15 Haziran 2020
Çok beğendim peki çayı demli içenler için ne dersiniz...