Ömür KAHRAMAN
Ömür KAHRAMAN
İstanbul’un türbe ve dilek yerleri
2 Haziran 2020 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
İmanla paranın kimde olduğu belli olmazmış. Kalbimizde olanın ve dileğimizin ne olduğunu başkasıyla paylaşmayı sevmeyiz. Bu yüzden de insanın manevi yönü hep en zor anlaşılan yanı olmuştur. Şiddet ve güç uygulandığında da inancın kabuk değiştirdiği gözlemlenmiştir. 
 
İnsan davranışları gözlemlendiğinde bir kısmı aleni inancını ve görüşünü göstermeyi tercih ederken bir kısmı da inancını saklamayı tercih eder. 
 
Aslında inançlar da birbirinden etkilenmektedir. Paganizm, Müslümanlık, Hıristiyanlık, Yahudilik hatta Budizm. Dinler hep iyi insan olma öğretisiyle varlığını sürdürmekteler. 
 
İstanbul evliyalar, yatırlar şehridir. 
 
Her köşesinde bilinen bilinmeyen bu şehri ve bizleri koruyan zatlar vardır. Şehrin özel mekanlarıdır buralar. Bu mekanları ziyaret edenler pagan geleneklerini de devam ettiriyorlar dualarının yanında. 
 
Dualar istekler yaradandan olmalı 
 
İslam dinine göre dilek Allah’tan istenir. Dua yaradana edilir. Oysa günümüzde bakın ziyaretler nasıl oluyor. Yatıra gidip dua ediliyor, dilek dileniyor. Dilekler kabul olunca da her mekanın alışılagelmiş ritüeline göre adetler yerine getiriliyor. Dilek dilerken şeker aldıysan mekanda şeker dağıtılıyor, kumaş aldıysan kumaş götürülüyor, tel aldıysan tel veya anahtar gibi obje aldıysan o objelerden mekana bırakılıyor. Böylece daha sonra gelen kişinin de faydalanması sağlandığı düşünülüyor ve alışılagelen adet devam ettiriliyor. 
 
İstanbul’da özel kabul edilen mekanlar ve hikayelerinden bahsedeyim müsaade ederseniz sizlere. Takdir edersiniz ki yatanın kim olduğu hakkında da tek bir inanış yoktur çoğu kez. 
 
İstanbul’un adeta bekçileri Boğaz’ın dört köşesinde
 
İstanbul Boğazı’nın dört yanında İstanbul’u bekleyen ve denizcileri koruyan dört bekçi olduğuna inanılır. Bunlar:
 
1. Rumeli Kavağı’nda Telli Baba,
2. Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, 
3. Beykoz'da Hz. Yuşa, 
4. Beşiktaş'ta Yahya Efendi.
 
Telli Baba: 
 
İstanbul Rumelikavağı'nda genellikle evlenmek için kısmet isteyenlerin ve şifa bekleyen hastaların gittiği gelin teli alıp, dileği oluncada tel getirdiği; özellikle gelinlerin gelinlikle ziyaret ettikleri yerdir. 
 
Yatır hakkında rivayetler:
 
* Asıl adı İmam Abdullah Efendi olan Telli Baba, Fatih Sultan Mehmet Han devrinde orduda imamken şehit olur. 80 yıl önce de hasta bir genç kız rüyasında görmesiyle mezarı ortaya çıkarılmış ve genç kızın şifa bulması dilden dile dolaşınca pek çok insan türbeyi ziyaret etmeye başlamıştır.
 
* Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. yüzyılda yaşamış bir bomba imha uzmanıdır. İmparatorluk topraklarında bir çok bombayı etkisiz hale getirerek uzun yıllar bomba imha loncası’nın piri olarak görev yapmıştır. Kendi düğününe yetişebilmek için acele ettiği Rumeli Kavağı’ndaki son görevinde yanlış teli kesmesi sonucu vefat etmiştir. Rivayete göre gidemediği düğününün ziyaretçilerine kısmet olduğuna inanılır.
 
* Telli Baba, boğulmak üzere olan genç kızı kurtaran bir tahlisiye memurudur. Yani bugünkü kıyı emniyetinde çalışıyordur. Gemilere kılavuzluk hizmeti veren Telli Baba’nın nöbeti sırasında hava aniden patlar, deniz kabarıp dalgalanır. Denizde bir kayık içinde zor durumda olan genç bir çifti fark eder. Çok geçmeden kayık devrilir, genç çift kaybolur. Telli Baba atlar denize boğulmak üzere olan genç kızı yarı baygın kurtarıp sahile çıkarır. Ancak, ne kadar arasa da delikanlıyı bulamaz. Yıllar sonra evlenme çağına gelen genç kız, şükran borcunu ödemek ve teşekkür etmek için tahlisiye memurunun bulunduğu yere geldiğinde öldüğünü öğrenir ve mezarı başında ağlamaya başlar ve telli duvağını mezara bırakıp ayrılır.
 
* Türbede yatanın aslında bir gelin olduğu söylenir. Eskiden beri ermişler hep erkek olduğundan ”Telli Gelin” yerine ”Telli Baba” adı yakıştırılmıştır.
 
* Sarıyer civarında çok sayıda Rum ikamet etmekteydi. Bu Rumları Müslümanlığa davet eden ve Müslüman olan erkekleri ve kızları telli duvaklı gelin yapan bu zat-ı şerife halk arasında “Telli Baba” denilmeye başlanmıştı.
 
* Kadiri Tarikatı’na bağlı olan Telli Baba sarığına bir gelin teli takıyordu. Bu sebeple kendisine müritleri ve halk arasında “Telli Baba” denirdi. 
 
* Telli Baba, papazının kızına aşık olur. Papaz, Telli Baba'ya boğaza karşıdan karşıya set çekersen kızımı sana veririm der. Telli Baba bir gecede boğazın yarısına set çeker. Bunu kilisenin penceresinden sabah gören papaz, kızını verir. Kayıklarla karşı kıyıya gelin olacak kızı almaya giderler. Rumeli tarafına geri dönerken bir fırtına çıkar kayıklar devrilir ve kurtulan olmaz. Sevdiği kızı bekleyen kişi çaresizlik içinde ona kavuşmayı beklerken ölümünü seyreder. Günlerce orada kalır. Birgün dalgalar kıyıya gelin teli atar. Gelin telini bulduğu yerden ölene kadar ayrılmaz. Orada ölüp defnedilir. 
 
Gördüğünüz gibi işin aslı belli değil, hangisine inanıyorsanız ona inanmakta özgürsünüz. 
 
Aziz Mahmud Hüdayi: 
 
Üsküdar’dadır. Bir asra yakın ömür sürmüş ve sekiz padişah görmüş bir gönül sultanıdır. 
 
Hüdayi Hazretleri’nin sevenlerine duası:
 
“Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip rûhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir… Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; âhir ömürlerinde fakirlik görmesinler; îmanlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!..”
 
Hz.Yuşa:
 
Anadolu Kavağı’nda Yuşa Tepesi’ndedir. Üç dine mensup inananların sahip çıktığı Hz.Yuşa Aleyhisselam’a ait olduğu rivayet edilen türbedir. Ziyaretçiler, 17 metre uzunluğu, 2,5 metre genişliğiyle diğer türbelerden çok farklı olan kabirden etkilenmektedir. 
 
Müslümanların yanı sıra Yahudiler ve Hıristiyanların da sahip çıktığı Hz.Yuşa Aleyhisselam’ın bir rivayate göre Musa Peygamber ile birlikte Mecme’ul-Bayreyn’e yani Boğaziçi’ne gelir ve vefat ederek bu tepeye gömülür. Musa Peygamberin vefatından sonra peygamber olarak görevlendirildiği, Hıristiyanların ve Yahudilerin ona Yeşu dedikleri bilinir. 
 
Neden kabir bu denli uzundur? Cevabı net değildir. Olası rivayetler şöyledir:
 
- Hz.Yuşa’nın kabri tam olarak bilinmemektedir.Bu yüzden olası bir hatayı engellemek için 17 metrelik bir alanda dev bir mezar yapılmıştır. En çok bilinen cevabı budur.
- Hz.Yuşa çok yüce bir peygamber olduğu için mezarının da onun gibi yüce olması gerektiğindendir. 
- Yuşa Tepesini önceki adı Dev Dağı olduğundan kabirin de dev gibi olmasından kaynaklanmaktadır.
 
Yahya Efendi:
 
Beşiktaş Çırağan’dadır. 1494 yılında doğan Osmanlı alimi Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşidir. 
İslami ilimler, tıp, matematik ve geometri alimi, şair ve müderristir. Dergahına gelen hiç kimseyi geri çevirmez. Cömertliği ile tanınır. Gayrimüslimlerin Müslüman olmasına vesile olup gönüllerini fethettiği için Rumlar “Hırsız Evliya” derler. 
 
İstanbul aslında kutsal mekanların çok olan özel bir yerdir. Bu kutsal mekanlar elbette her dine göre değişiyor. Sadece dilek dilemek için yatırlara gidilmiyor. Şehirde bulunan kiliselerde elbette vardır.  Ancak, İstanbul’da bulunan aşağıdaki 2 kilisenin dilek ziyaretçilerinin  %90'ının Müslüman olduğunu biliyor musunuz?
 
Hırıstiyanlar için kutsal yerler
 
Ayın Biri Kilisesi:
 
İstanbul’da kutsal sayılan mekanlardan biri de Ayın Biri Kilisesi’dir. Unkapanı İMÇ Blokları’nda bulunan kilisenin asıl adı Vefa Kilisesi veya Meryem Ana Kilisesi ve Ayazması’dır. Kilisenin yerinde rivayete göre. Arnavut asıllı bir Ortodoks ailenin bahçeli evi varmış. Maria isimli kızları rüyasında Meryem Ana’yı görmüş. Meryem Ana ona bahçede bir ayazma olduğunu söylemiş. Gerçekten kıza söylendiği rivayet edilen yerde bir su kaynağı bulunmuş ve aile kendi parasıyla buraya küçük bir kilise yaptırmış. Bu küçük kiliseye de Hz. Meryem Kilisesi denmeye başlanmış. Kilisenin Ayın Biri unvanına ne zaman kavuştuğu tam olarak bilinmiyor. Yılbaşında ve her ayın birinci günü insanlar yeni bir yıl ve ay için dilek dilemek ve dua etmek için kiliseye gelmeye başlamış. Kulaktan kulağa yayılarak bu bir ritüel haline dönüşmüş. 
 
Kiliseye gelen dilsizlerin konuştuğu, engellilerin yürüyerek çıktığı, bebek hasretiyle yanıp tutuşanların çocuk sahibi olduğu gibi sayısız efsaneyle ünlü kilise. Kilisenin bu kadar ünlenmesinde Tanyeli, Zara ve Ayşe Arman gibi isimlerin bu kiliseden sonra dileklerine kavuştuklarının etkisi büyüktür. Bu kilisede din, dil, ırk ayrımı yoktur. Her şey Allah'a ve olması istenen dileklere uzanır. Kimi mum yakıp dilek diliyor. kimi ellerini açıp dua ediyor, kimi haç çıkarıyor, kimi dileğini yazıp Hz. İsa’nın resimlerine iliştiriyor. Alt katta Meryem Ana suyundan içiliyor. Ya da bir şişe satın alınıyor. Sırada pederin önünde oluşan uzun bir kuyruktan sıra gelince dilekler kutsanıyor.
 
Büyükada Aya Yorgi Kilisesi:
 
Aya Yorgi Kilisesi, Efes’teki Meryem Ana’nın Evi ile birlikte Ortodoks Hıristiyanlar tarafından Türkiye’deki iki hac noktasından biri olarak kabul ediliyor. 
 
Ortodoks mezhebinde 23 Nisan, Yorgo’ların “isim günü” olarak kabul ediliyor. 24 Eylül ise Hz. İsa’nın havarisi Paulus’un yaydığı yeni dine kendini adayan ve defalarca öldürülmeye çalışılsa da mucize sonucu kurtulan Aya Thekla’nın anıldığı tarihtir. 
 
Kilise ve ona giden yokuş bu iki günde adeta bir dilek cennetine dönüşüyor. 
 
Efsaneye göre yalın ayak, konuşmadan makara ipi aça aça ip kopmadan yokuştan kiliseye yürürseniz kısmetiniz açılır ve dileğiniz gerçek olur. Kırmızı ip aşk, beyaz ip sağlık ve huzur içindir. 
 
Çeyrek asır önce de anahtar adeti türemiş. Her kapıyı açacak bir anahtar olduğuna inananlar, kiliseye geldiklerinde her dilekleri için bir anahtar alıyor. Dilekleri olunca da anahtarı geri getirip iade ediyorlar. 
 
Müslümanlar için kutsal yerler
 
Müslümanlar için kutsal kabul edilen türbeler:
 
* Eyüp Sultan, Eyüp’tedir. Semte adını verir. İstanbul şehrimizin en önemli ziyaret noktalarından biridir. İlk Müslümanlardan biri olan Hazreti Eyüp; Peygamber Efendimiz’in yaptığı bütün savaşlara katılmış. Savaşlarda Peygamber Efendimizin yakın korumalığını yapmış, çok duasını almıştır. Peygamber Efendimizin çadırı etrafında kılıcıyla nöbet tuttuğu için Peygamber Efendimizden aldığı dua çok meşhurdur. Bu dua şöyledir: “Allah’ım sabahlara kadar uykusuz kalarak nöbet beklemek suretiyle beni muhafaza etmeye çalışan Ebu Eyyüb’u sen de koru ve muhafaza eyle.” 
 
Duaları kabul olanlar türbeyi tekrar ziyaret ettiklerinde şeker lokum gibi tatlı dağıtırlar. Belki de İstanbul’un en kalabalık türbesidir Eyüp Sultan türbesi.
 
* Oruç Baba Türbesi, Topkapı Şehremini’ndedir. Bereket için gidilir. Ramazan’ın ilk günü Oruç Baba’nın yüzü suyu hürmetine Allah’tan ne dilerlerse bir yıl içinde gerçekleşeceğine inanan ve dileği olanlar, yedi ya da on bir kişiden zeytin, sirke veya şeker alarak burada açarlar ilk oruçlarını. 
 
* Tezveren Dede , Çemberlitaş’tadır. Fatih Sultan Mehmet’in ordusundaki erenlerden adının Ali olduğu düşünülen Atik Ali Camii’nde vaazlar veren zat olduğu rivayet edilir. Bu vaazı dinleyenlerin huzura erdiğine inanılırmış. Günümüzde de huzurlu olan kişilere ‘’Tezveren Dede’nin sohbetinden mi geliyorsun?’’ denir. 
 
* Sümbül Efendi Türbesi, Koca Mustafa Paşa’dadır. Sümbülleri çok sevdiği ve sarığının kenarına hep bir sümbül taktığı için Sümbül Efendi diye anılır. Asıl adı Şeyh Yusuf Sinaneddin Efendi’dir. Öğrenci de olan Merkez Efendi’nin kayınpederi olan bu ulu kişinin türbesi çok ziyaret edilen türbelerden biridir.
 
* Merkez Efendi, Topkapı’dadır. 1463 yılında Denizli’de doğmuştur. Sümbül Efendi’nin öğrencisi ve damadı olup Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Hatun’u iyileştirmek için hazırladığı mesir macununun mucididir.
 
* Zuhurat Baba, Bakırköy’dedir. İstanbul'un fethi sırasında susuzluktan telef olmak üzere olan Mehmetçiğe matarasından hiç tükenmeyen su vererek askerin imdadına yetişen zata, askerler aniden beliren anlamına gelen Zuhurat ismini verdi. Zuhurat Baba, savaş sonunda şehit olduğuna inanılan yere defnedildi. Önceleri şifa arayan hastalar, evlenememiş kızlarına eş arayan anneler gelirken artık iş ve aş umuduyla gelenlerin olduğu söyleniyor. Şeker ve su dağıtılır. 
 
* Helvacı Baba Türbesi, Vefa’dadır. Helvacılık yaptığı için Helvalı Baba ya da Helvacı Baba denen tasavvuf ehlidir. Ziyaretçisi hiç eksik olmayan bu türbede özellikle Cuma günleri dilek sahipleri helva dağıtarak dileklerinin kabulü için dua ederler.
 
* Selami Dede, Kısıklı’da küçücük bir türbedir. Selami Dede’ye dilekleri kabul olanlar tekrar geldiklerinde bir kutu kesme şekerle gelir ağız tadı diye ve dileğinin kabul olmasını isteyenlere ikram ederler. 
 
* Gözcü Baba, Osmanlılar adına Bizans’ı gözetleyen Ahi dervişlerden biri olduğu söylenir. Şehit olunca Çemenzar’da, Servili Mezarlık’a gömülmüş ve o semte adını vermiştir. Bugün çok işlek bir caddenin orta yerinde olduğu için zaten her an ziyaretçilerin uğrak yeridir.
 
* Çifte Gelinler,Eyüp Sultan Türbesi’nin yanındadır. Türbede yatanlarla ilgili söylentiden öteye kesin bir bilgi yoktur; ancak, iki yeni evli gelinin Fatih Sultan Mehmet Han’ın ordusu ile İstanbul’un fethine katılıp şehit olduğuna inanılır. Bugün türbenin başında bembeyaz gelinlikleriyle kınalı avuçlarını açıp dua eden gelinlere rastlamamız anlatılan efsaneden dolayıdır. 
 
* Tuzcu Baba, Beşiktaş’tadır. Fatih’in tuzcu başı olduğu ve Fetih sırasında askerin tuz ihtiyacını karşılamak için keramet gösterip toprağı döverek tuza çevirdiği rivayet edilir. Bu nedenle türbeyi ziyarete gelenler dualarının kabulü için buraya tuz getirirler ve dağıtırlar.
 
* Laleli Baba, Beyazıt Laleli’dedir. Rivayete göre, Sultan 3. Mustafa, cami yaptırmak ister ve inşaata başlanır. Padişah, camii inşaatını denetlemeye geldiği bir gün bölgede Laleli Baba adlı evliyanın yaşadığını öğrenir. Laleli Baba bulunur ve sohbet ederler. 3.Mustafa; “Efendi hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir?” diye sorar. Laleli Baba; “Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız bir şekilde def-i hacet (büyük abdest) yapabilmektir” der. Hükümdar bu cevaba kızar ve yanındakilerle sarayına döner. Ertesi gün hükümdar kabız olur. Sarayın hekimbaşıları seferber olur, bilinen bütün ilaç ve yöntemler denenir ama fayda etmez. Günler geçer, acı ile kıvranan padişahın derdine derman bulunamaz. Birinin aklına Laleli Baba gelir. Doğum sancısı çeken bir kadın gibi sancıyla kıvranan hükümdar Laleli Baba’ya “Aman beni kurtar” diye yalvarır. Laleli Baba: “O kadar kolay değil, karşılık olarak ne vereceksin” diye sorar. Hükümdar: “Yaptırdığım camiye senin adını veririm” der. Laleli Baba, padişahın hiçbir teklifini kabul etmez ve en sonunda ağzından baklayı çıkarır. “Sana himmet edeceğim, ama karşılığında padişahlığı isterim” der. Çaresizlik içinde kıvranan padişah, “Tamam, o da senin olsun” der sonunda. Bunun üzerine Laleli Baba duasını yaparak hükümdarın sırtını sıvazlar ve “Hadi git kurtulacaksın” der. Padişah derdinden kurtulduğu için mutludur; ama, saltanatı elden gittiği içinde üzgündür. Laleli Baba, Sultan’ın haline bakar uzun uzun ve “Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize gerek değildir, al yine senin olsun” diyerek evine geri döner.
 
Ziyaret tamam ama dilekler yaradandan
 
Elbetteki kutsal yerleri ve türbeleri ziyaret etmeliyiz. Adak adamak gibidir o türbeden şeker, tel ya da bir obje alıp dileğim olunca gelip ben de dağıtacağım demek. Adak yerine getirilmezse sıkıntı yaratır. Ayrıca, dinimizde dua gönülden sessizce Allah’a edilir. Bu tür pagan adetlerinin İslam’da yeri yoktur. Bir çocuğu, fakiri ya da ihtiyacı olanı sevindirmek vardır. Nerede ve ne şekilde edilen duanın kabul olacağı gibi bir inancımızda yoktur. Hele hele ölmüş birinden medet ummak hiç yoktur. Ziyaretlerinizi edin, duanızı yapın ama oradaki zattan istemeyin dileğinizi. Ancak, bizim dinimizde zorlama yoktur. Ne şekilde dua edip, dilek dilemek istiyorsanız öyle dua edin. 
 
Rabbim dualarınızı kabul edip; dileklerini yerine getirsin. Dualarınızda olabilmek dileğiyle...
 
ÖMÜR KAHRAMAN - NAME HABER
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Mesut Özkaya 7 Haziran 2020
İnancı ne olursa olsun dünyada birçok insanın bu tür ritüeller hayatlarında önemli yer tutmaktadır. Diğer bir açıdan ise, bu törensel adetler kültürel mozaiyiğin olmazsa olmaz parçası kanımca. Siyasallaştırılmadığı, sermayeye konu olmadığı sürece hayatın bir rengi olarak kalmalılar.
Mehmet Tekeli 4 Haziran 2020
Kutluyorum sizi çok güzel kaleme alınmış bir yazı. Vurgunuz da kaleminiz kadar güçlü ve önemli. Teşekkürler
gülnur budur 4 Haziran 2020
Ömür cüm yine harika bilgilendirici bir yazı. Kalemine emeğine sağlık .
Mustafa Akay 3 Haziran 2020
Ömür hanım yine ilginç bir konu seçmişsiniz. Daha önceki yazılarınızın sonunda konu ile ilgili resimler paylaşıyordunuz. Bu yazınızın sonunda da türbelerin resimleri olsa nasıl olurdu ?
Makbule Aksoy 3 Haziran 2020
Allah razı olsun Ne güzel anlatmışsınız Sağolun nurolun
Vahdettin Kahraman Emekli Albay 3 Haziran 2020
Anadolu da “delisi olmayan yerin velisi de olmaz” derler. Bir çok devletten daha büyük olan İstanbul da Veli mi ararsın? Yaz yaz bitmez. Maşallah ...??
Begüm Yavuz 3 Haziran 2020
Çok zor geçen günlere bir güç kaynağı yaratmış sevgili yazarımız sağolsun .. İlk kez karşılaştık pandemi sarsıntısıyla bu yazı tüm korkularımı , endişelerimi aldı götürdü .. Sağol ..
Filiz ülker 2 Haziran 2020
Eline sağlık????
Nevval Sevgi 2 Haziran 2020
Hap gibi verilmiş çok güzel bir bilgi. Bayıldım uslubunuza. İlk defa okudum ama sanırım müdaviminiz olacağım. Yürek ve kaleminize sağlık
Muammer Suyolcu 2 Haziran 2020
Ömür hanım ; yazılarınızı çok dikkatli oluyor ve çok anlamlı buluyorum. Yorumlarınız ve görüş açınız çok etkili. Allah kaleminize zeval vermesin. Saygılarımla