Nimet ER
Nimet ER
Güzellik ....
25 Mart 2019 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
"Güzellik " anlatır denilir. Tam da bu nedenle "Güzellik" anlatılamaz olandır. 
Biz güzelliği dinleriz; hâl diliyle ya da kâl diliyle dinleriz, lakin izah edemeyiz. Bakmanın haliyle görmenin dinlemeye dahil olduğu, meylettiği yer tam da burada başlar. 
Güzellik tasvirden uzaktır işte...
Herkesin güzeli kendinedir!
 
Gerçekten inanmış bir insan, hakiki  bir güzelliğin karşısında tutulur...
Hatta Güzelliğe tutunur ... 
İnanmayanların asıl derdi inanamamaktır...  
Burada inanmak kelimesiyle " sevmek" kelimesini aynı anlamda kullandığımı bilir kâri zannımca. 
Güzelliğin peşinden koşan ile güzelliği bilen arasındaki ince çizgi 
Bizi birleştirir veya ayırır.
O nedenle aşkın tarafları ölür ve taraftarları kalır.
Ama sevenlerin her daim diri kalışı, hayatta tutunmasıyla kaimdir.
Elhak! İnsan güzelliğe  muhtaçtır.
 
***
 
Şu dünyanın  doyduğum topraklarında yani İstanbul'da, mevsimlerin güzelliği gözleri şehla, kulakları  sağır edecek kadar içten ve hakiki. Lakin güzellik duymayana neylesin ki! 
 
Bilirsiniz; yaratılışın kaidesi gereği insan, en yüksek sesleri yaşlandıkça duyamıyor! Tüm sesleri duyabildiğimiz eşik neredeyse çocukluğumuz... 
İnsanın büyüdükçe etrafına biganeliği bu yüzdendir belki... 
Hayretle arasındaki mesafenin açılışı da dahildir büyümenin hasarlarına.
 
İnsan  güzelliğe meyilliyse başka tabii; 
Betonların  içinden yol bulup fışkıran bahar tazelerini görebiliyor elbet. 
Ve rüzgarın taşıdığı nameleri.... Şehrin onca gürültü patırtısı içinde kuş seslerine ayarlı duyma eşiği olanlar da var.
 
*** 
 
Sevdiğim, görme biçimini tanıdığım şairlerden Rilke,  görmeyi yaralanma  olarak tasvir eder. Kendisi sadece gördüğü için yaralanmıştır belki kim bilir.
Yaralanmadan  görmek imkansızdır yani...
Kimi şiir yazar, kimi şiiri yaşar! 
Kimi hayatlar şiir gibidir zaten. 
 
Şairin diliyle; güzellik  "yaralar"  diyebiliriz  o vakit. 
Ve iflah olmayan da budur! 
Dünyanın tüm kanayan yaralarından daha büyük bir yaranız varsa hayatta kalabiliyor, yaşamaya ( inanmaya )  devam edebiliyorsunuzdur! 
 
***
İstanbul, güz mevsimini, baharla flört ederek geçirdi. 
Sonra kış bir türlü gelemedi şehrin kalabalığından! Kalabalığın telaşı caydırıcıdır hakikaten... Kalabalığın ısısı insanları ateş parçasına çeviriyor, havaya mı etki etmeyecek? 
Ama olsundu! Devran  dönmeye devam edecekti.
 
İnsanların mevsimleri nasıl  kişiye özel ise, ülkemin de mevsimleri şehirlere hatta köylere özel ...
Dahası kişiye özel ... 
Güzelliği duyabildiğin, endamını görebildiğin kadar esasında.
 
 
***
Her mevsim ağaçlara bakarım ben, takvimlerden  ziyade. 
Ağaçların mizacı olduğunu biliyor muydunuz? 
Yaprak  dökenlerin devinimleri... Ta ki kurumuş, ölmüş gibi kalışları öylece...
Kışın ve şimdi henüz tomurcukta iken yaprak dökmüş ağaçlara biraz daha dikkatle bakarsanız görebilirsiniz. 
Sadece yaşamsal döngüselliğinde değil mizaçları, 
Bildiğiniz dallarının, kollarının hatta köklerinin büyüme şekline bakın; nasıl da   hepsi mizaçlarını gösteriyor; inatçı, neşeli, arsız, kaygılı ya da öfkeli ...
Gökyüzüne uzanma şekilleri de yerin dibine tutunma biçimleri de birbirlerinden o kadar farklı ki! 
 
Tıpkı İnsan gibi ... Yaşama şekli , yaşamaya katlanma biçimi hatta yaşadığı yere adapte olma seçimi  dahi insanın mizacıyla ilgilidir. 
 
Etrafta Güneşe ve cemrelere meyledip çiçeklenen ağaçları görüyorsunuzdur; renk renk... İşte onlar heyecanlıgiller mesela. Koca karı soğukları ilk onları vurur! Ve her yıl bunu yaşamaktan yine de geri durmaz onlar.
 
Sonra karakteristik özelliklerini dahi  keşfedebilirsiniz niz biraz daha dikkatli baktığınızda. Yaprağından önce çiçeklenengiller ve yaprağı bizzat çiçeği olangiller gibi ... Yaprak döken ve dökmeyenlerin halleri apayrı bir mesele zaten. 
 
***
 
Bilirsiniz; doğuştan getirdiğimiz özeliklerimiz "mizaç"  ile inşaa ettiğimiz  "karakter bir araya geldiğinde kişilik oluşur.  
Karakter kelimesi  " yanmış işaret, silinmez  yara izi" demektir esasında. 
Demiştik ya; görmek yaralanmaktır! 
İnsanlara ve ağaçlara bir de bu gözle bakın, çocukluğunu cebinde taşıyan güzelim bahar günlerinde. 
Bahar tazeler... Yıllanmış koca çınarların yaşlı görünmeme sebebi sanırım bu! 
Güzellik konuştuğunda susturulamayacak kadar çok şey söylüyor sanırım.
 
Güzellik hiç durmadan anlatıyor dinleyene... 
Görmek göz ile olmadığı gibi dinlemek de kulak ile değildir elbet! 
İşiten ama dinlemeyen gibi, Bakan  ama görmeyen ne çoktur. 
Kalbi kalbe baktıran var ... 
Yüreğiyle yaşamayan  " canlıdır "  lakin "hayatta " mıdır? Sanmıyorum.
 
 
LAL:
 
İnsan sevdiğinin  değil  "sevgisinin"  önünde diz çöker! Bir bunu anlasak yeter bize.
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.