Nimet ER
Nimet ER
İnsan Güzelliğe Meyillidir
28 Eylül 2018 Cuma / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Serin, hafif yağmurlu ıslak bir gündü. Ellerim ceplerimde kaldırımda durdum; karşıdan karşıya geçmek için. Zira kendini kollayarak geçilebilecek ,geliş- gidişli, yoğun trafikli bir cadde. 
 
İnsanlar kadar araçlar da "kararsız" yürüyor artık yollarda... Ne yana gideceğini, ne tarafa döneceğini kestiremiyor insan pek!  Tereddütten mi yoksa niyetsizlikten mi bilinmez  -aniden- hesabınızda olmayan bir araçla teğet geçiveriyor hayatınız...
 
Neyse, ellerim cebimde bekliyordum ya ... Sağa- sola  ve tekrar sağa bakmadan öyle hızımı ayarlayabileceğim bir aralık kolluyordum işte. Bilirsiniz,  zihnim,yüreğim ve hareket ağzalarımın  birbirinden bağımsız çalıştığı anlardan biriydi. Otomatiğe bağlamıştım galiba...
 
Tam  yola adım atmaya meylettiğim anda koluma sımsıkı tutunarak girdi bir sıcaklık! İrkildim. Boyu omuzlarımda kahverengi başörtüsünün çevrelediği sevecen çehresiyle kıkırdayarak söylendi " iki kişiye kıymazlar demi ya"  diye bir yaşlı hanım.
 
Tuttuğu kolumu vücuduma doğru bastırıp diğer elimle küçük, kurumuş yaprak gibi titreyen elinin üzerine bastırdım. Birden birbirinden bağımsız hareket eden her şey senkronize çalışmaya başladı bünyede.Aniden beliriveren yolcumun hızını da hesaba katarak kollamaya başladım akan trafiği...
 
Gülümsedim " buyur sultanım " diyerek yola çıktım.  Tekrar, bu sefer etrafına tedirginlikle bakınarak " demi ya ikimize birden kıymazlar" dedi kıkırdayarak. ... Bu kadar güzel kıkırdayan bir yaşlı hanım hiç görmemiştim. Bildiğiniz gülmüyor, kıkırdıyordu yahu!
 
Eh hakkını yemeyeyim bu Çınarlık mahallenin caddesinden geçene illa bir şeyi sirayet ediyor haliyle araçların da nezaketiyle, korna seslerinin tacizi olmadan  henüz başlayan öğlen ezanını dinleyerek geçtik karşıya usul usul onun küçük adımlarına uyumlu...  Birden bıraktı kolumu  " sağol kuzum " dedi güpgüzel bir tebessümle ve sağ tarafa doğru yönelip gitti öne doğru eğik yürüyüşüyle...
 
Tüm bunlar belki de bir dakika içinde olup bitti.  Ters istikamete doğru yürürken ezan bitti. Yüzümde biryerlerden çıkıp gelen kocaman bir gülümseme ile devam ettim yoluma.
***
Düşündüm... Düşündükçe  bir dünya meselenin içine düştüm diyebilirim. 
 
Mesela ne kadar etrafımdan bigane yaşamaya başladığımı fark ettim! O kaldırımın kenarına yürüyerek geldim ve bekledim, hiç fark etmedim o teyzeyi.
 
Kim bilir kaç dakikadır bekliyordu karşıdan  karşıya geçmek için.
 
Evet, evinden tek başına çıkabildiğine göre karşıya da geçebilirdi ama  kaç türlü olasılık geziniyordu zihninde ve her adımını fütursuzca attığı yılları geride bırakalı ne çok Zaman olmuştu. 
 
Belki de  bizim m Suna teyze gibi , akşam biraz  soğuktan ürperince   şalını almaya kalkmıştı  ve ayağı dönüvermiş, dengesini kaybedip yüzüstü düşüvermişti yalnız yaşadığı  evinin orta yerinde! Kalçası kırılmıştı da sürünerek kapıya kadar gelip acıyla sabahlamıştı sokak kapısının önünde  sabah işe giden komşuları onu görünceye dek... Uzun süren onca tedavi ve yatalak günlerin sonunda  artık her adımını titizlikle atan Suna teyze gibi tedirgin olasılıkları olabilirdi bu kuru yaprak gibi sonbaharda koluma giriveren  teyzenin.
 
Hem ne olduysa olmuştu, ne düşündüyse düşünmüştü eyvallah ama ne büyük bir cesareti kalmıştı geriye ki bir yabancıya sarılabiliyor, yakınlaşabiliyordu!
 
Belki sürüklediği yaşlı bedenine  dikkat ediyordu ama her şeyin sahibine emanet ediyordu ilk önce kendini...
 
Belki çokta kötülük dokunmamıştı onun yaşadığı vakte. Bir mahallenin ahalisi güvenilirdi ve  evlerin kapıların dışarıdan da açılabilen kulplarının olduğu zamanları yaşamıştı da güncellemememişti ( iyi ki)  bu ahir zamanın manasız katılığını hayatına...
 
Belki başörtüm tanıdık gelmişti de o " müminleri kardeş" ilan eden Peygamber'in düsturunda bir yakınlıkla  sokulmuştu yanıma... 
 
Ya da  o anda orada biri lazım oldu ve  hiç kimse yoktu benden başka...
***
İnsan fıtratı güzeldir... Güzelliğe meyillidir... 
 
Sadece kalbimi ısıtan o güzel hakikati yeniden hatırlatan bir anı olmasın istedim bu yaşadığım.
 
Her an kötülük ile bombalanıyor zihnimiz, kalbimiz, ocağımız ve hatta yiyip içtiğimiz...
 
İnancınızı delik deşik eden türlü saldırıların altından kalkacak bir  kalkanı olmayınca insanın, pek insana da inancı kalmıyor haliyle, zira verilene odaklanmaktan vereni çoktan unuttuk bu zamanın çılgın bunalımında...
 
İşte, bu insan çokluğunda yaşanan "insanlık" yokluğunun bıraktığı derin çaresizliğimize merhem olabilir diye düşündüm. 
 
Hala her insan evladına "evlat" gibi yaklaşan  insanların yaşaması mümkün! 
 
İnsan hangi muameleye muhatapsa  onun tesiri ile esiri de aynı zamanda. 
 
Bizi inşaa eden küçük küçük anlardan oluşuyoruz nihayet.
***
Size  Dünyanın gelişmiş ülkelerinde kurulan " yalnızlık bakanlıklarından" filan bahsetmeyeceğim.
 
Ya da dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında zirveyi paylaşan ülkelerinin  "ailenin dönüşümü" ile ortaya çıkan yaşlıların intiharını önlemeyi amaçlayan sosyal politikalarından filan... 
 
Size kendimize, evimize dönelim diyorum. 
 
Dönemeyecek kadar çok uzaklaşmış olamayacağımızın delilidir "ansızın koluma giriveren o teyze"
 
Kötünün ve kötülüğün güya " kötülemek " için pazarlandığı bir iletişim çağında ne olur 
 
iyiliğe, samimiyete yüzümüzü dönelim... 
 
LAL:
 
Çok uzun süre elimizden  düşürmemek için çabalayıp durduğumuz şeylere öyle çok vakit harcıyoruz ve çabalıyoruz ki elimizdekileri kaybetmiyoruz lakin kalbimizden düşüp gidenlerin haddi/ hesabı yok!
 
Öyle yani; 
 
Kazanarak kaybediyoruz bir şeyleri...
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.