Nimet ER
Nimet ER
Kalbin Hükmü...
9 Kasım 2017 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Biraz da kalbinden korkmalı insan, her şeye yetemez.
Hem Yetmeyen sadece vakit değil ki...

Biliyorsunuz; kalp yetmezliği diye bir şey var...
Bulunduğu bedene nispeten küçücük bir kas parçası
(Her insanın yaklaşık bir elinin yumruğu kadar filan olduğunu 
Çok Sonra öğrendiğim )
En basit haliyle ,senkronize hareketleriyle 
Bedenin hayati pompası...
Odacıkları ve kapakçıkları var...
Oda/ kapak!

"İstemsiz " çalışır diye öğretmişlerdi malum tedrisatta "kalb" kasını.
Öğretmen müfredatı gereği girmişti konuya da ben çıkamamıştım bir türlü.
Nasıl yani? İçimde kendi kafasına göre çalışan bir yapı var ve
Tüm hayati işlevler onlara ait! Öyle mi?
Emir komuta zincirine bağlı kısıtlı  işlemler ise "yaşama" yani yaşamaya...

Düpedüz öyleydi işte. Ne muazzam, ne taktiksel bir düzendi bu!
Bile isteye yaptığımız her şey içimizde " istemsiz" bir şekilde kusursuz çalışan 
Hayati mekanizmaya zarar verebiliyordu demek.

***
Bir yaradan çokça kaybedilen kan da kalbin ritmini bozmuyor muydu?

Yaşayacaklarımıza güç veren de kalp, yaşadıklarımız ile bozduğumuz da ...

İstemli / istemsiz ... Oda/ kapak!
"İnsan " denince, hala zihnimde dönüp durur bir tekerleme gibi bu kelimeler.
Neyse!

***

Kalp yetmezliği/ kalp sekmesi/ kalp krizi...
Ve  tarifsiz düşüncelere daldıran ; kalbi delik doğmak var bir de bildiğim/ öğrendiğim.

Sonrasında  sosyoloji de   "kriz, risk" kavramlarını ve daha baş etmeye çalıştığım bir çok şeyi öğrenmiş bulundum.

Ve Tarih biliminde de "arşiv" meselesinin insana zamanın söylediği ve söyleyebileceği  tüm bilgi ve yanılgılarının müsebbibi olduğunu  bildim biraz.
Zira  arşiv de bir anlamda zamanın kalbi sayılır.

***

Öğrenim... Ne belagat bir yanılgı!
En iyi eğitim ve öğretim sürecinden de geçse kişi hissesi yoksa 
Hamaldan başka bir şey olamıyor maalesef!

Sağlıkçı filan değilim  elbet( bırakın olmayı ambulans sesinde aracımı oraya buraya fırlatan biriyim yol vereceğim diye tedirginlikten; düşünün artık.Nasıl olsundu? )
zaten henüz ilköğretimde öğretmenimin "vücudumuzu tanıyalım" bahsinden onca yıl önce ve şimdi şu yazdığım yazıdan  ne anladığımı ve benim taksonominin basamaklarını  nasıl çıktığımı  ya da 'bilginin' ne işe yaradığını  görüyorsunuz.        

Demem o ki;   eğitim / öğretim  kelimelerinin -haklı ve gerekli olarak - çok kullanıldığı şu dönem de fikir yürüterek elinden ne geliyorsa yapmaya çalışıp önce elinden tuttuğu evladına bir çift "göz" kazandırarak işe başlayıp katkı sağlamak yerine.
Biçare kalbini yoranlara , umutsuzluğa düşüp ülkesinden, neslinden hatta ve hatta insanlıktan filan umudu kesenlere  belki de başka bir yolu vardır diyebiliriz.
Bir başka açıdan da bakabiliriz. 

Tüm müfredat , sistem, şartlar ve koşullar gerçekliğinin yanı sıra , 
Öğrenimin bir süreklilik biçimi olduğunu da hatırlamalıyız. 
Var olduğumuzdan itibaren öğrenmeye başlayan varlıklarız nihayet. 
Tüm olup bitenin Realizm ve İdealizm şemsiyesinden düşen daneler  olduğunu biliyoruz.  Suyun başı Düşünmek ve gerçeği görmek ! 
İnsan yolunu  nasıl olsa bulur.

***
Çok kan kaybettik biz...  Doğrudur! Lakin  hala canla başla çalışan bir kalbimiz var. Kapakçıkları sapasağlam... Yeter ki bile isteye yaptığımız her şeyi yeniden gözden geçirelim. Tek kelimelik de olsa cümleler bile taş olup  körlüğe neden olabiliyor. 

Birbirimize kan verebilir, kan alabiliriz hem... Yeterki yaraları sarmanın bir yolunu bulalım.  Bir tarafın kangren olması diğer tarafa  ne yapar ya?

Şu faninin arşivine bir baksak neler göreceğiz. 
Dünya hep dönecek, olan olacak ! Önemli olan bize ne olacağı ...

Gözleri olmadan da görebilen bir güzel  arif Cemil Meriç  jurnal' de ( Rahmet olsun) bugünün yarasını tespit edercesine :

"İşini ciddiye almamak ... Ölümümüz bu yüzden olacak " demişti.

LAL: 

Yaşayanların da öldüğü bir yer vardır, yaşa(n)dığına dair...

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.