Nilgün MEŞE
Nilgün MEŞE
Hizmet hareketi dünyaya bakıyor
12 Ocak 2015 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
         Başlangıçta adı, ahirete hizmet olan bu hareket, maalesef hizmet yeri olarak ahireti bırakıp dünyaya döndü. Aslında yurt dışında yapılan bütün hizmetler hepimizin gurur kaynağıydı ve öylede kalacak. Fakat cemaatin büyüklüğü o kadar arttı ki devletin her kademesinde bulunan etkili ve yetkili insanlar, önce cemaate girip, din adına hiç bir hizmette bulunmadan, ve ihlasın ne olduğunu dahi anlamadan, cemaat adına konuşup cemaat adına hareket etmeye başladılar.
 
           Ve buna başta sayın gülen olmak üzere koca cemaatin yine hiç bir kademesinden ses çıkmadı. Neden derseniz artık Türkiye'yi idare ediyorlardı ve başta siyaset olmak üzere her konuda fikirleri vardı. Ve cemaatten çıkan sese herkes kulak veriyordu. Ve bu yükseliş birçok kesimin cemaate hızla girmesine sebeb oldu. 
 
         Tabi Abi'ler de bu durumdan memnundu, hizmet ettiklerini düşünüyorlardı, halbuki bir kesim sadece gücü ele geçirmek için cemaate ilgi duyuyordu. Fakat bu güç okadar büyüdü ki ekonomik büyüklük başta olmak üzere, tek bir kişinin Kontrol edebileceği güç olmaktan çıktı. Hatta üstadın bahsettiği zındıka komitesinin yaptığı işler gibi, menfaat adına bir çok insan cemaate girmişti. Peki bunun o komiteden ne farkı vardı. Sadece inançlı olmalarımı.?
 
            Neticesinde her kesimden ilgi gören bu hareket öyle bir popüler cemaat haline gelmişti ki herkes güç elde etmek adına bir şekilde safa girme telaşındaydı. Çünkü görmüşlerdi ki bu harekete giren bir çok insan devlette rahatlıkla pozisyon bulup, (Polis teşkilatı gibi) belli başlı yerlere geliyorlar, tabi bunda en büyük rolü elbette, iktidar oynamıştı.
 
         Bu süreçte cemaate giren insanlar arasında yaşantısında hiç bir değişiklik olmadan, içkisini yudumlayıp sadece aralarındaki cemaat toplantılarında dillerinden Allah adını düşürmeyip ihlassız ve sadece cemaatin toplantılarında boy göstererek kendilerini hizmet hareketinin üyesiymiş gibi gösterip, sonunda kendilerinin hak aşığı olduklarını sanıp, gazetelerde umre hatıraları yayınlanıp, umre seyahatleriyle boy gösteriyorlardı. Devletin bütün kademelerinde cemaat adına torpille görev alıp hem hak yiyerek, hemde her kademeye kendi adamlarını yerleştirip adam kayırmayı cemaate hizmet sanıp işi ehline veriniz sözünü unutuyorlardı. Bununla gururlanıp cemaati nereye sürüklediklerini dahi göremeden adı hizmet, hedefi dünya olan bir hareket şeklini almıştı. Peki ne oldu da bu hareketin yönü dünyaya kaymıştı.
 
           Aslında üstadın tek sözüyle özetleyebiliriz. ‘Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaset’ yani ‘Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ düsturuyla hareket eden bir üstadı örnek aldığını söyleyen bir cemaat bu en önemli düstür’a karşı geliyordu. Ve siyasetin dahi cemaat adına yapılmasına müsaade ediyorlardı. Üstelik bunu açıkça vekilleri dile getirdi. Bediüzzaman yaptığı hizmeti hiç bir dünyevi menfaat'e değişmemiş, hapislere düşen talebeleri için hiç bir memura beddua etmemiştir. Ticaret yapmak isteyen talebelerine de şahısları adına ticaret yapmayı tavsiye etmiştir. Gülen Hareketi ise cemaat adına bankasından, okullar ve dersanelerine kadar büyük bir sermaye grubu oluşturmuştur.
 
          Ticari faaliyetleri yürütmek için dünya işleri uhrevi işlerin önüne geçmiş. Bir başka düstür olan kemiyet, keyfiyete tercih edilmiş kaliteyi esas almayan düstur sonunda fark edemeden sadece ticari kaliteyi korumak adına hareket eden bir zümre haline gelmiştir. Bir başka düstur olan "Baki hakikatler fani şahısların üzerine bina edilmez" kaidesi hocaefendi'nin cemaatinde yok olup gitmişti.
 
                 Hareket şahıs endeksli olunca ümmet bilinci ve cemaatin şahsı manevisi kaybolmuş. Sadece bir şahıs öne sürülmüş ve milletin kabul etmesi için sürekli hocaefendi'nin görüşleri basına yansıtılmıştı. Hocayı bu kadar parlatmak hiç ihlasa yakışıyormuydu elbette hayır. Fakat cemaatin çapı ve büyüklüğü hoca Efendi'nin kontrol edebilmesini imkansız kılıyordu. Fakat cemaat hocaefendiyi kontrol etmek istiyordu ve ediyordu da, yoksa o beddua olmazdı. Çünkü oldukça büyük ve ihlası elde edemeyen bir yapı başta siyasete ve ekonomiye kadar bütün büyük dairelere nüfuz etmek istedi.
 
            Tabi bunların içinde ihlas bulunmazsa ve farklı siyasi görüşlerden ve devlet kademesindeki memurlarda olunca, diledikleri noktalara gelemeyen ve arzu ettikleri siyaseti bulamayan ihlaslı cemaat üyeleri kendi istedikleri gibi ülkeyi dizayn etmek istediler. Ve Sonunda cemaat hocaefendiyi farkında bile olmadan yönlendirmeye başladı.
 
             Halbuki  Bediüzzaman şahsını hiçbir zaman öne çıkarmamış hiç  dünyevi hediye almamış ve yaptığı hizmeti mali karşılığa tahvil etmemiştir. Ve hatta misafirlerle görüşmeyi bile manevi hediye olarak görüp, kendisiyle görüşmekten daha evla kitap okumayı tavsiye etmiştir. Ticaret yapmak isteyen talebelerine de şahısları adına ticaret yapmayı tavsiye etmiştir. Gülen Hareketi ise bankasından okullar ve dersanelerine kadar büyük bir sermaye grubu oluşturmuştur. Sonunda kendi menfaatlerine göre davranan kişiler, dünyaya ve Türkiye'ye yön vermeye çalıştılar.
 
            Tabi Dünyaya bu kadar dalmak sonunda dünyada boğulmaya vesile olmuştur. Ve Tokadı yemişlerdir. Tekrar ihlası kazanmak duasıyla.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
YAVUZSELİM 14 Ocak 2015
Nilgün hanım yazıdan anlaşılan o ki ne hizmet hareketini ne hocaefendiyi yeterince araştırmadan, zamanın akıntısına kapılarak, kulaktan dolma malumatla -düşene bir tekmede ben atayım misali- bir yazı yazmışsınız. önce, şuan soyup soğana çevrilen içte dışta zerre kadar itibarı kalmayan devlet ve hükümet yönetiminden bahsedin, yalakalık yapmaya gerek yok. bu dönem geçecek şapka çıkıp kel ayan beyan görülecek; burada da ötede de ağır veballere girenler hesabını verecek. Nilgün Meşe de bu kervana katılmasın... Not: Rivayet o ki, bu kötülediğiniz hizmet harekinin medyasında görev almak için de talep de bulunmuşsunuz! doğru mudur?