Mustafa YEL
Mustafa YEL
Türkiye’nin anayasa sorunu ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi
3 Ocak 2017 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Anayasalar, devleti hukukla sınırlamak için toplum tarafından hazırlanan metinlerdir. Ülkemizin siyasi tarihinde anayasalar; toplum veya temsilcileri tarafından değil de, vesayetçi zihniyete sahip elitler tarafından, devleti hukukla sınırlamaktan ziyade, toplumu hizaya sokmak için hazırlanmış metinler olmuştur. Anayasa yapmak, millete ait tekel bir haktır. Millet, anayasa yapma hakkını ya doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla kullanır. Ama gerçek olan şu ki Millet, egemenliğin sahibi olmasından kaynaklanan bu hakkını hiçbir zaman kullanamadı. Bugüne kadar, Osmanlı dönemi dâhil olmak üzere, beş Anayasamız olmuştur. Hemen hemen tamamı, olağanüstü koşullarda ve darbe süreçlerinde hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur. Ülkemizde, hem yapılış şekli ve hem de içerikleri itibariyle en çok tartışılan yasal metinler, anayasalardır.
 
1982 Anayasası, sistem karmaşası içeren bir anayasadır. 1982 Anayasamız, hükümet modeli olarak parlamenter modeli öngörmesine karşın, bu modelle bağdaşmayacak derecede Cumhurbaşkanına geniş görev ve yetkiler vermiş, bu bağlamda Cumhurbaşkanını yürütme gücü içinde görev ve yetkili kılmıştır Buna rağmen, Cumhurbaşkanının sorumsuz olduğunu öngörmüştür. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanlığı, ülkenin ve milletin bütünlüğünü temsil eden sembolik ve temsili yetkilerin dışında bir yetkiye sahip olmayan sorumsuz bir makamdır. İç ve dış siyasetin temel belirleyicisi, parlâmentoya karşı sorumlu olan hükümet ve onun başındaki başbakandır. 1982 Anayasasını yapan askerî idare, Cumhurbaşkanlığı makamını güçlü yetkilerle donatarak parlâmenter hükümet sisteminden bilinçli olarak sapmıştır. 1982 Anayasası’nın 8.maddesine göre yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından kullanılır. Anayasanın “yürütme” bölümünde “Cumhurbaşkanı” ve “Bakanlar Kurulu” na ait yetkiler ayrı ayrı sayılarak iki başlı bir yürütme öngörülmüştür. 1982 Anayasasını yapan askeri yönetimin zihnindeki devlet başkanlığı makamı, parlamenter sistemde olması gereken sembolik konumun çok ötesinde, seçilmiş devlet organları üzerinde güçlü bir vesayet rolü oynayacak, partiler-üstü bir makamdı. Bu makamın da gelecekte, siyaset kökenli bir şahıs tarafından değil, tercihen eski bir asker veya silâhlı kuvvetlerin güven ve onayına sahip bir sivil tarafından doldurulacağı hesaplanmıştı. Bu hesap nedeniyle 1982 Anayasası, Cumhurbaşkanına, parlâmenter sistemle bağdaşmayacak genişlikte yetkiler vermiş, Anayasanın 104’üncü maddesinde, Cumhurbaşkanının, yasama, yürütme ve yargı alanına ilişkin yetkilerini ayrıntılı bir şekilde saymıştır.
 
Başbakanımız ve Partimizin Genel Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın da vurguladığı gibi Türkiye’nin rejim sorunu 1923’te bitmiştir. Cumhuriyet, Milletimizin en değerli kazanımıdır. Türkiye’nin rejimi demokratik bir cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyetlerin genel olarak üç tür hükümet modeli vardır: Parlamenter hükümet modeli, Başkanlık ve yarı başkanlık hükümet modelleri. Ülkeler, Hükümet sistemleri-modellerini dünya ve ulusal uygulamaları dikkate alarak, geçmişin birikim ve pratiklerini gözeterek, Millete ait egemenliğin nasıl somutlaşacağını, pozitif kurallarla şekillendirirler.
 
AK Parti olarak MHP ile karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak hazırladığımız Anayasa değişikliği teklifimizin en önemli özelliği, yürütmeyi iki başlı olmaktan çıkarmasıdır. Cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesi nedeniyle halka karşı siyasi sorumluluğunun bulunması ve geniş icrai yetkileri nedeniyle gelecekte, yürütmenin diğer tarafı olan Başbakan ve Bakanlar Kurulu ile yaşanabilecek muhtemel devlet krizini ortadan kaldıran bir değişikliktir. Değişiklik teklifine göre Yürütme yetkisi halkoyu ile seçilen Cumhurbaşkanına ait olacaktır. Cumhurbaşkanı bu yetkisini yardımcıları ve parlamento dışından atayacağı bakanlar ile kullanacaktır. Yasama yetkisi ise münhasıran Meclis’te olacaktır. Cumhurbaşkanının, yasa teklif etme yetkisi olmayacaktır. Yasama yürütmeden tamamen ayrı, Kuvvetler ayrılığı ilkesine daha uygun bir hükümet sistemi öngörülmektedir.
 
Bilindiği üzere; Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı Seçimleri hep krizlerle anılmaktadır. 1982 Anayasası öncesinde de sonrasında da Cumhurbaşkanlığı seçimleri, siyasi tarihimizde krizlerle muhtıralarla, darbelerle, bildirilerle anılmaktadır. Çünkü, seçilmişlerin üzerinde vesayet rolü oynayacak aday üzerinde uzlaşılmadığında Cumhurbaşkanı adayları tehditlerle adaylıktan vazgeçirilmiş, meclisin Cumhurbaşkanı seçememesi için gerekli her türlü manevralar yapılmış, hukuk skandalları ile seçimler engellenmeye çalışılarak, siyaset kurumu Cumhurbaşkanını seçemiyor gerekçesi ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri darbelerin gerekçesi yapılmıştır.
 
2007 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile, yasama ile yürütme arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlerde bir değişiklik yapılmamış olması, Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler nedeniyle zaten “zayıf parlamenter sistem” olarak anılan hükümet sistemimizi “yarı-başkanlık sistemine” çevirmiş, “başkanlık sistemine” yaklaştırmıştır.
 
Cumhurbaşkanını halk seçtiği için halka karşı siyasi sorumluluğu vardır, anayasada yürütme ile ilgili olan yetkilerin önceki Cumhurbaşkanları tarafından kullanılmaması nedeniyle alışık olmadığımız şekilde Sayın Cumhurbaşkanımızın anayasal yetkilerini kullanması bazı çevrelerde ‘fiili durum’ eleştirisine yol açmıştır. Oysa söz konusu olan fiili durum değil kaynağını mevcut anayasadan alan yetkilerin kullanılmasından ibarettir. Ayrıca 2007 Anayasa Değişikliği ile Cumhurbaşkanının ikinci defa aday olabilme hakkı ona icraat yapma yükümlülüğü getirmektedir.
 
Günümüzde sistem krizi olmaması, Cumhurbaşkanımızın kurucu lideri olduğu AK Parti’nin parlamentoda çoğunlukta olması, Başbakanımızla uyumlu bir çalışma sergilenmesinden kaynaklanmaktadır. Şu andaki uyumun sonsuza kadar devam edeceğini düşünebilir miyiz? Farklı bir siyasal tabloda çıkması muhtemel gerilimlerin anayasal mekanizmalar içinde çözümü çok zor olacaktır. Parlamenter sistemde bile 2001’de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında çıkan gerilimin ülke ekonomisine nelere mâl olduğu hepimizin malumudur.
 
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; kuvvetler ayrılığı ilkesine en uygun hükümet sistemidir Demokrasi ve Cumhuriyetin en bariz özelliği, Yasama-yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması yani “kuvvetler ayrılığı” ilkesidir. Yürütme’nin yasamanın içinden çıktığı parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı zayıftır. Yürütmenin ayrı, yasamanın ayrı seçildiği Başkanlık sistemi ise kuvvetler ayrılığı ilkesine en uygun sistemdir.
 
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Parlamento daha güçlüdür. Parlamentonun koyduğu kanunlar çerçevesinde icrai görev yapabilen, parlamentonun onayladığı bütçe ile sınırlı olarak halka hizmet eden, seçimle gelip seçimle gidecek olan Cumhurbaşkanın diktatör olacağını iddia etmenin mantıki hiç bir izahı yoktur. Önerilen sistemde kanun koyma yetkisi TBMM’nin tekelindedir. Meclis uygun ve gerekli gördüğü takdirde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenen alan veya konuda çıkaracağı kanunla düzenleme yapabilecektir. Böyle bir durumda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümsüz hale gelmektedir. Özetle düzenleyici norm koyma üstünlüğü Meclis’in tekelindedir.
 
Anayasa Değişikliği ile önerdiğimiz model, hükümet kurma sorunlarını ortadan kaldırmaktadır. Çok partili demokratik siyasi hayatımızda parlamenter hükümet sistemi nedeniyle her 1,5 yıla bir hükümet düşmektedir, bu da siyasi istikrarsızlığa ve ekonomik krizlere yol açmakta, ekonomik krizler güvenlik sorunlarını tetiklemekte, güvenlik sorunları vesayet kurumlarını güçlendirmekte, vesayetçi anlayış belli aralıklarla darbelere yol açmakta, demokrasimizi zayıflatmakta, ülkemizin iç sorunları ile boğuşması nedeniyle, dış politikada etkisizleştirmektedir.  Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ise koalisyon ihtimali yoktur ve istikrar üretir. İstikrarın sonucu da kalkınmadır, halkın refahının artması, ülke ekonomisinin katlanarak büyümesi demektir.
 
Anayasa Değişikliği ile önerdiğimiz sistemde seçimlerin denetleyici üstünlüğü esas alınmıştır Gerçekten Cumhurbaşkanlığı sisteminde yürütmenin başı konumunda olan Cumhurbaşkanı ve yasama organı genel seçimle belirlenmektedir. Yasama ve yürütme güçleri arasında oluşabilecek çekişmelerin çözümünün aracı da seçimdir. Bu sistemde beklentileri karşılayamamanın kılıfı yoktur. Yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, yardımcılarını ve bakanları ile üst düzey yöneticileri atama, geniş alanları kapsayacak şekilde kararname çıkarma yetkisi ve bütçe yaparak Meclis’e sunması gibi temel yetkiler; yürütmenin egemenliğinin sahibi Millete bahanesiz hesap vermek zorunluluğunun göstergeleridir.
 
Son söz olarak Anayasa Değişikliği teklifimizle, başkanlık yürütme modelinin, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” olarak isimlendirilmesini, son derece isabetli görmekteyiz. Gerçekten bu tanım, ‘başkanlığı’ aşkın daha kuşatıcı bir içeriğe sahiptir. Devlet Başkanı, devletin başıdır. Devlet dediğimiz yönetim aygıtını, Millet inşa eder. Cumhurbaşkanı ise, Cumhurun Milletin başı demektir. Milletimiz, tekmil bir anayasa inşa edemese de, getirdiğimiz bu teklifle önemli ölçüde anayasa onarımını gerçekleştirmekteyiz. Biz önümüzdeki yıllarda Türkiye'de kriz olmasın, güçlü hükümetler olsun istiyoruz. Koalisyonlarla zaman kaybeden, yılda bir seçim yapan bir Türkiye istemiyoruz. İçe kapanan, kendi ekonomisini küçülten ülke olmaktan öte dışa açılmak, süper ülke olmak istiyoruz.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.