Muharrem KAŞITOĞLU
Muharrem KAŞITOĞLU
Medeniyet dönemi Kudüs
12 Aralık 2017 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Her şey Memlüklüler’in Şah İsmail’in yanında, Osmanlı Devleti’nin karşısında yer almak istemesi ile başladı. Osmanlı tarihinin en önemli kumandan padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim bunu asla affetmedi ve başka bölgelere yapmayı planladığı seferinin yönünü Suriye’ye çevirdi ve Suriye kapılarına dayandı. Memlüklüleri büyük bir bozguna uğratan Yavuz’un hedefinde Mısır vardı. Fakat başta Kudüs olmak üzere, Filistin in önemli şehirleri hâlâ Memlüklülerin elindeydi. Mısır yolunu emniyete almak için Sultan Selim kısa zamanda Kudüs ve çevresini fethetti. Kudüs'ün Osmanlıya geçiş tarihi tam olarak belli olmamakla beraber Aralık 1516 tarihi üzerinde bir ittifak vardır.

 Yavuz Sultan Selim’in şehre gelişi sırasında Kudüs'ün tüm din adamları padişahı büyük bir saygı ile karşıladılar ve yaklaşık 400 yıl süren Osmanlı hakimiyeti böylece Kudüs’te vücut buldu.

Osmanlı için Kudüs, her zaman büyük önem taşımıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de Kudüs için pek çok hizmet yapılmıştır. Şehrin surlarının yenilenmesi, kalenin onarılması, çeşmeler inşa edilmesi, Mescid-i Aksa’da pek çok iyileştirmenin yapılması, Hürrem Sultan’ın ihtiyaç sahiplerinin başta yemek olmak üzere ihtiyaçlarının karşılanması için tekke yaptırması hep Kanuni döneminde olmuştur.

Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Hristiyanlar içinde kutsal sayılan Kudüs’e gelen Hristiyanlardan ücret alınmıştır.

1831 yılında Mısır Prensi İbrahim Paşa Kudüs’ü işgal etmesine rağmen, Osmanlı kısa bir süre sonra bölgeye tekrar hakim olmuştur.

Sultan Abdülmecid, Mescid-i Aksa’nın restoresi için büyük bir meblağ harcamıştır. Bu dönemde Kudüs şehrinin nüfusu artmış ve 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren insanlar Kudüs surları dışına da yerleşmeye başlamışlardır.

Sultan Abdülaziz döneminde gelişimine devam eden Kudüs’te O’nun döneminde de pek çok Osmanlı eseri yaptırılmıştır. 1892’de Kudüs ve liman kenti Yafa arasında tren yolu yine onun döneminde inşa edilmiştir.

Osmanlı Medeniyeti altında en barış dolu yıllarını yaşayan Kudüs ve çevresindeki barış dönemi, yani Osmanlı hakimiyeti, Trump’ın başkent olarak tanıyoruz açıklamasından tam 100 yıl önce aynı gün sona ermişti.

Kudüs’ü bırakmak zorunda kalan Osmanlı Ordusunun subaylarından biri olan, sonraki yılların edebiyatçısı ve siyaset adamı Falih Rıfkı Atay’ın, Zeytindağı isimli kitabındaki şu çarpıcı gözlemlerine kulak verelim;

Filistin'de Siyonistler adeta gizli bir hükumet yapmışlardı.
Bayrakları ve postaları vardı.
Mektuplarına kendi pullarını yapıştırırlar, kendi memurlarıyla gönderirlerdi.
Kudüs'ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!
Yafa'dan Kudüs'e kadar Yahudi Filistin'i birkaç defa dolaştım.
Filistin'in yeni kasabaları ve köyleri Yahudi eseridir. Bu yeni değil, yepyeni bir Filistin'dir. (Henüz İsrail kurulmamıştır. MD) Paranın ne büyük kuvvet olduğunu anlamak için, Filistin kıyılarını ve içlerini Yahudilerin ve büyük Arap nüfusunu çöle doğru süren Siyonist sömürgeciliğini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez.
Balfur'un bir nutku, Davud'un bütün mezmurlarından daha tesirlidir.

Bir Yahudi tehciri (zorla göç) ihtimali haberi alınır alınmaz birbirleri ile boğuşan milletler bize karşı birleşiverdiler. Protestan, Katolik, Anglikan, Ortodoks bütün Hristiyanları birbiri ile çarpıştıran ve 1914-1918 Hamursuz bayramını Hristiyan kanı ile yoğuran Yahudi bankerleri, bütün kiliseyi havra menfaati için camiye karşı çevirmeye muvaffak oldular.

Falih Rıfkı Kudüs günlerini şu acıklı ifadelerle bitirir: Bir sabah kumandanın odasına girdiğim zaman, gözlerini ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm: Kudüs İngilizlerin elinde idi.
Oradaki son Türklerinin nasıl kahramanca vuruştuklarını masanın üstünden aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık, Türkler gibi bıraktık.
Karargahın içinde: "Kudüs düştü!" sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'a, Şam'a, Haleb'e gözyaşlarımzı hazırlamak lazımdı.

100 yıl öncesinden bugüne, yani 2017’ye baktığımızda fotoğrafın ne kadarda birbirine benzediğini görmek mümkün. O yıllarda Osmanlıya karşı, bu yıllarda Türkiye’ye karşı oluşturulan cepheyi görmek ve buna göre değerlendirme yapmak lazım…

Bu vesile ile, Kudüs’ün muzaffer komutanları Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim’i rahmetle anıyorum… 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.