Milletvekili Canan KALSIN
Milletvekili Canan KALSIN
Eğitim, Öğrenim ve Gençler....
11 Haziran 2013 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum bizim talihimizi de oluşturuyor. Suriye'de yaşanan dram tabii ki bizi bir İngilizden ya da bir Amerikan vatandaşından daha çok ilgilendiriyor. Çevremize, komşu ülkelere daha ilgili olurken diğer taraftan globalleşmenin getirdiği yakınlaşma ile mesafelerin ortadan kalktığı, teknoloji ile sosyal paylaşım siteleri ve araçları ile yeniden konumlandığı bir süreç yaşıyoruz...

Eğitimin ve eğitim araçlarının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor... Maalesef eğitim ve öğrenim bizde uzun yıllar belli bir ideolojinin beyin yıkama yöntemlerinin alanı oldu. İnsan mühendislerinin, Demirel'in söylediği ''Tek Tip İnsan '' yetiştirmenin alanı olarak görüldü. Demirel'in televizyonlarda ''Tek tip İnsan yetiştireceğiz'' açıklamasını kulaklarıma inanamayarak dinlemiş, herkes yarın sokaklara dökülür demiştim ama ertesi gün tek bir insan bile bırakın sokaklara dökülmeyi itiraz dahi etmemiş ne diyorsun bile dememişti...

İnsnlarımız bu deney tahtasında aynen George Orwell'in 1981 romanındaki gibi dili zenginliğinden ayrıştırıp kelime haznesi fazla olmadığı için daha az düşünen, günlük eğlence, kumar ve moral değerler dışında uğraşlarla beyni doldurulan / dondurulan insanlar haline getirildiler. Tarih yeniden yazıldı. Ve bu resmi ideolojiye uymayan insanlar itibarsızlaştırıldılar ve yok edilmeye çalışıldılar.

Eğitimin yaz - boz tahtasına dönmesi, çok  farklı ülkelere mensup okullardan yetişenler ile toplum katmanlara ve kompartımanlara ayrıldı. Kendi ülkesinden bi haber ama ABD'deki gökdelenin yüksekliğini bilen, kendi dilini anlayamayan bu sebeple üniversite sınavlarında başarısız olan gençler... Yerli olana küçümseme ve yok sayma ile gittikçe daralan yaşam alanlarımız.

Dini değerlerinden koparılan, dini bir bütün yaşam şekli olmak yerine belli saat ve durumlarda yapılan ritüel düzeyine indiren, şefkat ve kapsayıcı olmaktan uzak bir ötekileştirme aracına dönüştürülmesi...

Bundan 4- 5 sene önce katıldığım Gap turunda Mardin'de yerli turistlerin davranışı hakikaten ibretlik ve göz yaşartıcıydı... Ülkesine ait hiçbir bilgisi, değeri olmayan ancak bir Fransız turistin yapacağı herşeyi yapan yurdum insanları... Yüreğime kurşun gibi dökülüvermişti..

Coğrafyamız ve bize unutturulmaya çalışılan tarihimiz ve elimizden alınan manevi değerlerimizle ayağını basacak zemini olmayan boşlukta yüzen ve kendi yörüngesini arayan gençlerimiz oradan - oraya savrulup durdular. Zengin ve mirasyedi bir ülke olmamız hasebiyle gençlerimizi pervasızca harcadık...

ölümü yaşamdan daha kutsal tuttuk, ölen herkesi putlaştırdık, yaşayanları ise değersizleştirdik. Var olabilmek için ölümden başka sığınacakları bir yer bırakmadık. Şair '' vatan için elbet ölünür ama borcun yaşamaktır '' demişti gençler için... Halbuki vatan sevgisinin bu ülkeye hizmet etmek olduğunu, buluşlarla, yatırımlarla ve çok çalışmakla olduğunu, yaşamı ıskaladığımız gibi ıskalamıştık...

Bu ülke üzerinde oynanan oyunlar bitmiyor klişe cümlesini kullanacağım.. I. Dünya savaşında okullar mezun vermedi.. İstanbul Erkek Lisesi rengi siyaha böyle döndü. Osmanlı'nın mirasını yaşatacak gençlerimiz cephelerde şehit düştüler...

Yine 12 Eylül öncesi okullarda, üniversitelerde başladı herşey ve bu çocuklar herbiri bu ülkeyi diğerinden daha çok sevdiğini sanarak yanı başındaki ortak tarihi, ortak dili ve ortak dini olan kardeşine ölüm saçtı... Üniversiteler kimliksizleştirildi, bir sürü genç okuyamadı, okulunu bırakmak zorunda kaldı. Biz birbirimizin boğazına sarılmışken azınlıklar bu okullardan mezun oldu. Onlar yönetici biz ise yönetilen olduk.

Osmanlı'nın mirası gençler ve Türkiye'nin gelecek vaad eden gençleri böyle harcandı. Toplum birbirine daha yabancılaştırıldı. Yarı aydını halkına tepeden bakmaya, hor görmeye başladı. Tam bir işgal devleti zihniyeti yöneticilerin taa DNA'larına yerleşti. Eğitimin içi boşaltılırken , tek tip insan yaratmanın aracı olarak kullanılırken semboller girdi devreye... Batı müziği dinleyen ama batı mantığından uzak, batılı gibi giyinen, batılı gibi yaşayan ve sembollerin arkasına sığınan bir sürü gençler... Kandisini farklı sanırken tornadan çıkmış gibi bir diğerinin aynısı olan güruhlar. Halk ise okumaya gönderdiği çocuğunun kendi değerlerine yabancılaştırılması kalbi kan ağlayarak izledi. Bu manada bir sürü aile çocuğunu sırf kendi değerlerine yabancılaşmasın, küfretmesin diye okumaya göndermedi... Ve kendi değerlerine sıkı sıkıya sarıldı, aydınından uzaklaştı ve araya mesafe koydu. Bir topluma önderlik etmesi gereken aydın ise yarı aydın olmanın bunalımı ile uğraştı durdu. Kendisini anlayamadığı için toplumunu da anlamayamadı, Çünkü parametreleri farklıydı devşirdiği kültürün şekli uygulayacısıydı, kendi kültürü ise ona öğretildiği gibi eskiye dair ne varsa kötü ve yozdu..

Bu sebeple İmam Hatipler okumaya gönderilmeyen bir sürü çocuğa ve gence yeni bir  yaşam sundu. Aileler çocuklarının devşirilmediği, kendi değerlerine yabancılaştırılmadı bu okullara kızlarını da oğullarını da gönderdiler. Yıllarca yasaklanan dini, hor görülen değerleri ve işgal devletinin devşirme aydınından çocuklarını koruyabildiler...

Yine o zihniyet, o tepeden bakmacı zihniyet o okullardan çıkan gençlerin başarısını görünce önce kızların ne işi var imam mı olacaklar sorusunu soru verdi durup dururken...

Yine kadın bu ülkede modernleşmesinin, gericiliğin, milliyetçiliğin kavgasının yapıldığı tartışmanın merkezine çekildi. Kavgalar onun üzerinden yapılmaya başlandı. İki yüz yıldır yapılagelen bu tartışma herkesin kendi çerçevesinden bakarak tartıştığı kadın konusu olarak gündem de hep var oldu. Politikacıların  hep ilk başvuru adresleri haline dönüştü...

Tartışmaların ortasındaki kadın sembolleştirildi. Başı kapalı olursa gerici ? saçı sarı olursa ilerici... Sembol arşivimize aldığımız kadın batıda kadınlar kadın hakları hareketleri yüzünden öldürülürken Sultanahmet'te Halide Edip Adıvar binlerce kişiye sesleniyordu. Bu ülke için kurtuluş savaşını verilirken kadın - erkek omuz omuza savaşıyordu. Kadınlar ikinci sınıf değildi, modernizm aracı da değildi.Önce insan sonrada kadındı. Ve kadınlar üzerinden siyaset yapan erkek politikacılar tarafından hakları iç edildi ve kadın daha edilgen rollere kendi isteği dışında büründürüldü.

Cumhuriyetten sonra kadınlar ev içi rollerde ilk okul kitaplarında yer aldı. Kadına dair hakları elinden alındı. Benim  babaannemin evlilik akdi varken, cumhuriyet nesli olan annemin hakları mecliste 50 kişilik grubu bulunan AK Parti tarafından 2001 'de verildi...

Kadın sembolleştirildi, dişiliği ön plana alan kişiliğini yok eden reklam malzemesi, modern zamanların modern kölelerine dönüştürüldü. Araba fuarlarında dünyada görmediğimiz örnekte satın alınan metanın yanına modernizm adına iliştiriliverdi.... Yabancı misafirlerimize makasla kestiğimi davetiyeleri faksla göndererek bu aybın üzerini örtmeye çalışırdım...

Yine sol görüşlüler tarafından  devrim adına kadınlığı yasaklandı...Cinsiyetsizleştirildi.

Bugün de bu kavramlar üzerinden herkesin kendine rol devşirdiğini, kadın üzerinden yaratılan kamplaşmanın bizatihi zarar gören kısmı kadınken hala siyasi retorik üzerinde var olduğunu gördüğümde üzülüyorum.

Bir toplantıda siyasi parti temsilcisinin ''Anne olmayan kadın hiçbirşeydir '' sözü anne olmayan / olamayan kadınları ne çok üzmüştür... Hele orada yeni anne olmuş bir kadın sanatçıyı yerlere göklere sığdıramazken ...Herkesin yaşamı kendine ama yerli değerlerden uzak yaşam süren bir kadın ANNE olunca başımızın tacı konumuna da getirilmemeli...

Toplumda var olmayan bir çatışmanın siyasetçiler tarafından çatışma haline getirilmesi ve binlerce kızın okuyamamasındaki vebali hiç mi yok ? İki tarafta; Laik kesim de, üniversitelere gelip değişen, gelişen kızlara tahammül edemeyen kesim kızları evlerine göndermekte el ele verdiler. Bacılar okul kapısında direnirken kardeşler okularda okuyup mezun olup sonrada o kızları unuttular...

İmam Hatiplere yasak koydular, üniversite imtihanlarında hakları gasb edildi. Meslek lisekeri de nasibini aldı ve sanayide çalışacak ara eleman sıkıntısı ortaya çıktı. Ucube yöneticiler tarafından ortaya konan senaryo yine geldi gençlerimizin okumasına ve iş hayatına etki etti. Üniversiteler binlerce diplomalı işsiz ortaya çıkarırken, sanayi de çalışacak ara eleman bulamamaktan şikayet etmekte....

Eğitime bu ülkenin yarınlarının inşaası, faydası, kişi ve birey mutluluğu, hayata katılımı ve topyekün kalkınma olarak bakmak yerine ideolaojik bakışlar zarar vermiştir.

Tek tip, kendi ülkesine yabancı nesli böyle yetiştirir, İmam Hatipleri böyle kapatır... ve yarınları bu gençlerin elinden alır ve kimliksizleştirilir ....

Sonuç olarak; Eğitim politikalarımız, Türkiye'nin kalkınma politikaları ile eş olmaldır. Tarım toplumundan - şehir toplumuna dönüşen ülkemizde o kadar tarım mühendisi işsiz olarak dolaşmaktadır. Enerjide, sanayi de beklenen büyüme ve yatırımlar paralelinde üniversitelere öğrenci alınmalıdır. ABD I . ve II. Dünya savaşlarında Almanya ve diğer ülkeler makineleşmeye, savaşa ve demir çeliğe yaparken üniversiteler inşaa etti ve Üniversitelere yatırım yaptı. Bugünde 81 ilde 81 Üniversite çok doğru ve geç kalınmış bir hedeftir.

Bu anlamda Hükümetimizi ülkemiz gençlerine eşit fırsatlar vermesi sebebiyle müteşekkirim...

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.