Milletvekili Canan KALSIN
Milletvekili Canan KALSIN
Meds Yeghern ya da büyük felaket
2 Mayıs 2013 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Biraz gecikmiş bir yazı da olsa yıllardır her  nisan ayında önümüze gelen bir konuda yazmak istedim.gecikmelide olsa bu yazı her nasılsa 24 nisan 'da tekrar gündeme gelecek bir konu hakkında ; ermeni meselesi. Her 24 nisan'da ermeni meselesi konusunda yapılacak açıklamaları beklemek , son dakikalarda meclisten bir heyetin Amerika'ya da Fransa'ya giderek temaslarda bulunması neredeyse bir rutin halini aldı.

Kendi lobi faaliyetlerini yurtdışında , öncelikle Amerika'da Yahudi asıllı firmalar ve  Amerika'da kurulmuş STK'lar aracılığıyla yapan bir ülkeyiz. Reel politik olarak basın ve diğer alanlarında etkin olan belli bir zümreye bağlı STK'larca yapılmasında da bir beis görünmüyor. Diğer taraftan da Ortadoğu politikalarında Türkiye'nin İsrail politikasında etkin bir madde.

Yine 24 nisan'da Amerika Başkanı'nın açıklamasını bekledik ve yine beklenen sonuçta  Meds Yeghern yanş büyük felaket açıklaması ile gelecek 24 nisan'a devredilen bir konu olarak rafa kaldırıldı.

20'den fazla ülkede ve yine Amerika'nın 41 eyaletinde kabul edilmiş 'soykırım'' kararı var.

Bu konuda nasıl bir politika izleyeceğimizi ve diğer tarafta neredeyse topraklarının  3'te 1'i  ermeni işgalinde olan Azerbaycan'la ilişkilerimizin içerdiği hassasiyet ile ermeni diaspora'sının Ermenistan'ın bir ''yaşlılar ülkesi'' haline gelmesi ve Ermenistan'ın genç nüfusunun sürekli göç etmesi ile giderek artan etkisi arasında kalan ermeni siyasiler ile çözüm sürecinin sağlıklı yürümesi zor görünüyor.

Bütün yukarıda yazıklarım politikanın ve siyasetin kendi hesaplamalarını içeriyor.

Politika bir hesap işi midir ? Belki.... Kimilerince öyle kabul edilebilir. Ama bence bir siyasetçinin önce kendi kalbi olmalı... Vicdanında dinlendirmeli aldığı kararları ....en ufak ama en ufak bir ama varsa... En ufak bir şüphe içeriyorsa içerden bir ses , kendi vicdanının sesi tüm sesleri bastırmalı...bazen yüreğinin götürdüğü yere gitmeli... Hasbi olmalı, hesap adamı olmamalı...

Bu topraklar çok acı gördü, çok şey yaşadı ...ve en çok acıyan yerimiz ilk yara aldığımız yer, bugün belki acılarımızı , acıyan yerimizi bastırmak yerine iyileştirmenin zamanı olmalı...

Sarı gelin türküsünü duymuşsunuzdur... Erzurum çarşı pazar... İçinde bir kız gezer diye devam eder... Ve bu türkü Türkçedir, Ermenicedir, Kürtçedir..herkes bu türküyü kendine ait kabul eder , ve herkesin türküsüdür aslında ...

Bu topraklardaki çok kültürlülüğün izlerini taşır... Yüzyıllarca nasıl barış içerisinde , nasıl komşuluk içerisinde yaşadığımızın dilden dile, gönülden gönüle akmış halidir.

Yaşanmış ortak acılardan , yarınlara güvenle bakabilmenin yöntemi oluşturulabilmeli... Oryantalistelerin, toplum mühendislerinin öğrettiği bir kültürün diğer kültüre üstün olduğu ezberinden çıkmamız gerekiyor...

Buraya kadar yazımı okuyanın bir kaşının kalktığını görür gibi oluyorum... Şüphe... Soru işaretleri.... Kim?

İlk ve son yazayım ; Kerkük altın köprü'den muş'a Anadolu Türkleştirilirken getirilen ailelerden birine mensubum. Türkmenim..

Ama aynı zamanda Kazakistan Uzunağaç'ta ilk camii'i yapan, Bosna Hersek'te , türki cumhuriyetlerde ve Türkiye'de binlerce çocuğa eğitim ve barınma hizmeti sağlamış binlerce isimsiz ailelerden biriyim de ...onlar sadece bir ismi bildiler biz ise hiçbir zaman kim olduklarını bilmedik ve telaffuz dahi etmedik... Sadece gelen , kendisi söyleyenlerden yüksek bürokrat ve politikacılarında aralarında olduğunu bildik ... O kadar... Dedim ya işimiz hesap işi değil... Osmanlı hayranlığının , Osmanlı gibi büyük düşünmeyi de  gerektirdiğini , memleketçilik, bölgecilik, izimcilik vs. vs. ne varsa kapsamadığını da bu vesile ile altını çizeyim..nokta.

Şimdi gelelim kaldığımız noktaya; bu topraklarda yaşayan ve yaşamış olan herkes ve her şey bize emanettir. O yüzden fatih sultan Mehmet kendisini tanımlarken Rumi der...komplekse kapılmadan...

Olanı yıkmak ,yok etmek  ve yok farz etmek batının işidir bizim işimiz , bizim kültürümüz değildir.

Acılar yaşandı... Ve karşılıklı yaşandı... Koskoca bir imparatorluğu parçalamanın acısını herkes yaşadı.. Sarıkamış'ta 90.000 askeri donduran, idadilerde (lislerde) mezuniyetin olmadığı , okumuş gencecik çocukların şehit düştüğü bir dönem.... Enver paşalarında , ermeni vatandaşlarımızın da kulağına hep aynı şey fısıldanmıştı... Kendi ırkına mensup bir devlet kur...hep aynı eller hep aynı menfaatler ve oynanan çirkin ve kanlı hesapların faturası Osmanlı'nın bir bir parçalanması, yaşanan onca acı ile önümüze fatura edilmişti.

Bugün arkamıza bakarak ilerleyemeyiz ama yaşananlardan çıkaracağımız sonuçlar var. İnsanlık adına ve adalet adına bu dersleri unutmamız lazım.

Geçen günlerde eski gençlik kolları üyesi pınar Akyasan'ın Usatoday Sabah'ta bir yazısı vardı... Orada yurtdışında karşılaştığı dedeleri muş'tan giden bir ermeni ressam ile aynı kültürün mirasçısı olduğumuz bonkörlüğü ve karşılıklı yutkunmaları anlatıyordu son derece yalın ve açık kalplilikle...

O sebeple Hırant Dink'in öldürülmesi de,asker Sevag'ın 24 nisan'da  ölümü de acıtmıştır. Hele Sevag'ın annesinin açıklamaları...

Aynı görüşte olmayabiliriz...aynı dine mensupta değiliz...ama insani boyutta hepimiz o rahman'ın kullarıyız...

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.