Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Elif lam mim ra
23 Nisan 2020 Perşembe / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
Razı olunan amellere devam ettikçe, makam-ı raziyede şükre devam ettikçe, 3.göz bölgesi beslenir. Şükür, nimeti ziyadeleştirir. Nimetin ziyadeleşmesi, somutlaşması, artması anlamındadır.
 
Makam-ı marziye (3.göz bölgesi) yakınlık ve ilâhî lütuf merkezidir. Üstadlar burayı bilinçli olarak kullanır. Nakşîlikte rabıtalarda şeyhinin iki kaşı arasından çıkan bir ışığın senin kalbine geldiği ve orayı nurlandırdığı üzerine bir imajinasyon çalışması vardır.
Üçüncü göz, alın bölgesi, Ceberut âlemi ile Lâ-hut âleminin kesişim noktasıdır ve Ceberut’tan alınan veriler, görüntü, ses, duyu olarak misal âlemi kanalı ile şehadet, fizik âlemine yansır. Üçüncü gözde hayal edersin. Şehadet (fizik) âleminde hayal ettiğini tutarsın. Hattâ Muhyiddin Arabî, Nur-u Ahmediyet’in burada uyuduğunu, uyandığı zaman tüm âlemi onun nazarı ile göreceğini anlatır Fütuhat-ı Mekkiye’de. “Rengi siyahtır” der. 
Gerçekten de kalb nazarı ile ahfa noktasına baktığınızda, rengi siyahtır. Nur-u Ahmediyet, siyahtır. Şimdi bu kalp noktasından bakışla ifade ettik. Notaların başındaki ‘sol’ anahtarı ‘fa’ olunca, değişince, noktaların okunması da değişiyor. Burasını uzun seminerlere havale ediyoruz.
 
Uzak Doğu’da bu evrenin, Tanrı’nın bir anlık hayalinin yansıması olduğunu söylerler ve bunun gibi nice nice âlemler her an yaratılmaktadır, derler. Potansiyeldeki kuvve-i hayaliyenin fizik dünyaya geçişi bu kapıdan olur. Bu menzilin açılmış ve sen yanlış hayaller kuruyor, yanlış dualar ediyorsan, bu senin için çok tehlikeli olabilir. Çünkü hayal ettiğin, aynen gerçekliğe yansır bu menzilde.
 
3.gözün aktivasyonunda sıralama nasıldır?
 
Tahayyül, taakkul, tecessüm. Hayal ettiğin, aklına yansır ve akılla o hayal bağlanmıştır. Akıl, bağlayan demek ve o şey cisimleşir, gerçekliğe dönüşür. İnsan-ı kâmildeki tesir kudreti bu noktadan gelir. Mesela bir arkadaşını düşünürsün, hayal edersin ve aniden, ya telefonun ya kapın çalar, o kişiyi karşında bulursun. Bunlar tesadüfî değildir. Kişi bedende, zihinde, düşüncede değil de, alın bölgesi odaklı farkındalığa yoğunlaştıysa, sadece hayal gücü, niyet, bir olguyu realize eder.
 
Biz, enerjiyi iki gözden sürekli kesrete, çokluğa akıtıyoruz. Gözler sürekli dışarıya açık. Ne zaman ki kafa gözlerini kaparsan, gözlerdeki enerji dışarıya değil, içeriye akar. İki kaşın arasındaki üçüncü gözü beslemeye başlar ve üçüncü göz bu enerji ile dolduğu zaman, o, seni arşa, tepe çakrasına, makam-ı kâmileye, makam-ı safiyeye kadar çıkartır. O zaman başından fışkıran prana (Ra) denilen enerji, tıpkı ışık yağmuru gibi üstüne yağar. Bu gerçekten olur. Fiziki âlemdeki yağmur gibi üstüne ışık yağmuru yağar. Bu, tepe (Arş) noktasının açılmasıdır. Öncesinde fırtınalar, şimşekler vardır beyinde, sinirler arası elektriksel sıçramalardır bunlar. Farkındalığın zihinden, zihinsizlik dünyasına kaydığında, bu zıplamaları görebilirsin. (foton yağmuru- kuşağı)
 
“O âleme girdiğin zaman başına şimşekler çakar, yıldırımlar düşer” der Şah-ı Geylani.
Şimdi Şah-ı Geylani İlahi Mektup’ta Nur (RA) dairesinde olan halleri nasıl tarif ediyor?
Celcelutiye’deki bablar ile birlikte inceleyelim. Çünkü saliklerin (Celcelutiye yolcularının) bu halleri yaşaması olasıdır.
 
“Ey Aziz! Allah-u Teâlâ, aziz ettiği ve ilâhî nimetlerle taltif ettiği kimse. Bil ki
Allah dilediğini Nuruna kavuşturur.” (Nur 35)
 
Bu ayet meali anlatır ki, bu nur feyz ve nur kaynağıdır. O feyz ve nur bulutlarından şimşekler çakar, yıldırımlar düşer. O zaman neler olacağını tahmin et. Rahmeti ile dilediğine imtiyaz verir. Bu yüce kelamdan anlaşılan, Allah’ın yardımı sayesinde vasıl olma rüzgârı devamlı başında döner. O zaman kalp (menzili) sahasında yakınlık kokuları kokar. Ve o kokular Cennet bahçelerinde boy atar filizlenir.
 
“Vah Yusufum…” (Yusuf 84) mealindeki nağmeler, şevk bülbülleri ile öter. Sırlar âleminde arzu şuaları parlar. Artık uzaklık kuşları (boğaz dairesi) büyüklük sahasına yükselir. Son haddi ile uçarlar. İşte bu marifet halidir. Bu âlem marifet âlemidir. Bu âlemde sonsuz vadiler vardır.
 
Orası yüksek akılları bile şaşırtır. Orada nice korkulu haller vardır. Bakarsın, bir heybet eli, üstüne indi inecek. O anda bütün anlayışın temellerinden sarsılır.
 
“Allah’ı Hakk’ı ile takdir edemediler.” (Enam-91)
 
Bu mânâya hangi kulak dayanır? Bu mânâya seni muhatap alsaydı, işte o zaman can verirdin. Bu mânâ denizi çok geniştir.
Bu mânâ denizi çok engindir… Orada azimet sefineleri yüzer… İçinde ise Hak yolcuları… Onlar için, ne dalganın önemi vardır, ne de çeşitli deniz tehlikelerinin… Sakın o yolcuları taşıyan sefineleri küçük sanmayasın…
 
İşte onun tarifi:
 
“O gemiler; dağlar gibi. Dalgalar arasından süzülür gider… O, yolcuları çeker götürür.”     (Hud 42)
Ve bu yüce mânâlar taşıyan cümle, aynı zamanda o yolcuların gemi yelidir… Yelkenleri iter.
Düşün… Bir daha… Bir daha düşün…
“Onlar Allah’ı, Allah da onları sever…” (Maide 54)
Bu Ayet-i Kerime’nin delalet ettiği derin mânâyı düşün… O mânâ engin bir denizdir… Ve bu denizin adı, aşk denizidir. Muhabbet, sevgi denizidir. Muhabbet, ehli, bu deniz de yelkeni! Açar… Ötelere doğru yol almaya başlar… Yelkenli sefinelerinin bir sağa, bir sola yatması, onları korkutmaz… Dalgalar onları yoldan alamaz…
 
Dağlar gibi dalgalar gelir, onları altına almak ister… Fakat inayet-i Hak, onları korur. Onlar da bunu bilir. Yine de yalvarmadan edemezler. Her biri:
 
“Ya Rabbi, beni mübarek bir menzile indir. Çünkü menzil sahiplerinin hayırlısı sensin…” (Enbiya 101)
Ancak bunu başka bir derste derin derin inşallah tefekkür ederiz.
 
Celcelutiye bu denizlerden de bahsetmekte ki, Mektubat’ta uzun bir bölüm bu denizdeki halleri ve gemileri anlatmaktadır. Beyindeki bu foton yağmurları ve belki de önümüzdeki döngüde fiziksel olsun olmasın önemli değil, subtil planda olan bu nur kuşağı, geniş ölçekte bir uyanışa sebep olacak inşallah.
 
Allah nurunu tamamlayacaktır (Saf 8).
Ancak o nur kimilerine nar (ateş) olacak.
“Bu Hayy ve kayyum nurundan çok şimşeklerinden bir ziya üzerime parladı, yüzüme bir parıltı geldi ve şimşek çaktı.” (Celcelutiye-9)
“Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü. Kerim olan Mevlamız Allah’ın hikmetiyle... Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular.” (Celcelutiye-10)
“Bundan sonra her yönden Nurlar beni kuşattı. Ve büyük olan sahibimiz Allah’ın haşmeti, bizi yüceltti.” (Celcelutiye-11)
 
“Allah’ım seni tenzih ederim. Sen en hayırlısın. Ve çok mükemmel bir şekilde çok çok yaratansın ve antlaşma yapanların en hayırlısısın.” (Celcelutiye-12)
 
Ve Celcelutiye 12. babı ile 12’lerin himmeti ile, tüm kadim boyutlardan buraya yansımış ruhları bu nur ile muhafaza edecek ve ledünnî ilme, boyuta miraç ettirecektir inşallah.
Muhyiddin Arabî’nin Hayal Âlemleri isimli bir kitabı var. Orada Kâbe’de karşılaştığı hayal adamlarını anlatır. Arabî, “Ne zaman dikkatimi onlar üzerinden çeksem, görüntüleri kaybolmaya başlıyordu” der. Buradaki gözün yüksek enerjisi (Bugün gözün keskin mi keskin ayetini hatırlayalım) Cebbar sıfatı olduğu için, iki denizi, iki doğuyu, iki batıyı, madde ve enerjiyi birbiri ile ilişkilendirir. Bu 3. göz enerjisinin tasavvuftaki adı himmettir. Ve arif isterse, sadece bütün ruhsal enerjisini bir nesne üzerine yoğunlaştırabilir ve herhangi bir nesneye tesir edip, onu istediği forma büründürebilir.
 
Bu dairenin kudreti ile sen herhangi birisini kendi iraden altına alabilirsin. Arif bunu Hakk adına kullanır. Deccal ise nefsi adına. Mesala arif-i billah olan Süleyman Peygamber, bu kudret ile hükmediyordu.
Cebrail, ilişkiler meleği idi demiştik. İşte etrafımızdaki âlem, şu anda farkedemediğimiz enerjilerle, esmalarla dolu. Her şey bir titreşimde zikrediyor. Bunun bilince yansıması ve var olanı keşfetmek, onu bu boyuta intikal ettirmek, üçüncü göz enerjisi ile olur.
 
Miraç sürecinde Hz. Muhammed’in (asm) ‘kabe kavseyn ev edna’ makamına çıkması, Allah’a en yaklaştığı an olarak anlatılır. ‘Kâbe kavseyn ev edna’, iki yay aralığı kadar, hattâ daha da yakın bir mesafe, demektir. Miraçta (içe yolculuğunda, dalışında) Hz. Muhammed’in (asm) Allah’a çok yaklaştığı bu makamın bedendeki görünümü, iki yay aralığındaki yay (kaşlar) -iki kaş arası- bu üçüncü gözün noktasıdır. Tabii ki Muhammed’in (asm) fiziki bedeninde görülen bu merkezin kozmosa yansımış boyutları da vardır.
Üçüncü göz, Sirius A ve Sirius B ile ilişkilidir. Ancak ona başka bir konu içinde gireceğiz.
Osiris semadadır. Osiris ayrıca her insanın kalbindedir de. (Hermes)
Allah’ın Nuru göklerdedir. Ayrıca yerdedir de. (Hermes)
İlginçtir, üçüncü göz aktifleştikçe, yukarıya doğru değil, tam iki gözün arasına, iki kaş hizasına doğru konumlanır. İki kaşın yani yayın birbirine en yakın olduğu noktaya gelir. Ancak aktif değilse daha çok alın bölgesine kaşların yukarısına kaymıştır.
 
“Onun alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur, o günahkâr alından” der ayette (Hud 56).
 
Bu ayet Ebu Cehil’in perçemi, alnı için söylenmiştir.
 
“Ki kalbin hayatını canlandırasın, yani ondaki kirleri gideresin. Kayyûmiyetinle onu ayakta tutasın, o Kayyûmiyet sırrı onda hep kalsın ve daima parlasın.”
“Bu Hayy ve Kayyûm nurunun çok şimşeklerinden bir ziya üzerime parladı, yüzüme (kalbime) bir parıltı geldi ve şimşek çaktı.” (Celcelutiye 9)
“Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü. Kerîm olan Mevla’mız Allah'ın hikmetiyle... Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular. (Celcelutiye 10)
 
“Bundan sonra her yönden nurlar beni kuşattı. Ve büyük olan sahibimiz Allah'ın haşmeti bizi yüceltti.”(Celcelutiye 11)
 
Şimdi Celcelutiye salikinin seyr-i sülukuna, iç dalınçla yaşadığı dönüşüme bakalım. Ve yukarıdaki ve onlarla bağlı olan babları heyecan verici aydınlanma deneyimi içinde detaylara girmeden inceleyelim.
 
3. Göz iç dalıncında büyük dönüşüm nasıl başlar?
 
Celcelutiye 9- Yüzüme kalbime bir parıltı geldi...
Parıltı ve şimşek çakması ile başlar. Bu, farkındalığın artmasıdır. İlahi desteğin gelmesinin işaretidir. Dönüşüm sürecine girildiğinin, dönüşümün başladığının göstergesidir. Ve o şimşek ki, bütün illüzyonları ortadan kaldırıp, yakın geçmiş yaşamlar ile kollektif bilinç etkilerinin dürülme, toplanma, kaldırılma sesidir. Bütün gaflet perdeleri bu ses ile dağılır. Bu ses, Rad Suresi’nin hadiminin sesidir. Beyindeki nöronlardan elektriksel sinyallerin yani nurun sıçramasıdır. Bir tür dürülme, toparlanma ve “seri-ul hisap” yani süratli hesap gören isminin tecellisi olan her şeyin yerli yerince formatlanmasının, fıtrat ayarlarına dönülmesinin geçişleridir. Bu zamana kadar yapılan ve aura düzeyinde biriken nurun kendisini hücresel düzeye indirgemesidir. Bu, inzaldir. Nurun bedene, hücresel genetik düzeyine inişidir.
 
19- “Öyle bir Nur ki, tecellisi seri olur. Ve hemen iş biter.”
 
Bu çok yoğun ve seri sıçramalar, yapılanmalar, düzenlemeler, potansiyelde olan, Hayy ve Kayyum esmaları ile aktive edilmeyi bekleyen dosyaları (cevherleri) tetikler. Şimşekler her taraftan çakar. İki göz geriye doğru tamamı ile kaymış, beyindeki bu enerji girdapları üçüncü göze akmaktadır. Üçüncü göz beyinden gelen bu ışıma ile beslenir ve aktive olur. 
Normalde maddî olan iki gözümüz dışarı (nesneye) doğru açıkken, beyindeki bütün enerji nesneye doğru akar ve beyin kendini gördükleri ile şekillendirir. Gördüğün, baktığın olursun. Fakat şimdi tüm farkındalık, üçüncü göze odaklı. Bilinç kendi (öznesi) üzerine projekte olmuştur ve kendinden kendini bilme süreci içine girmeye başlamıştır.
 
Üçüncü göz, irade ve öz ben kanalıdır. Yani özne artık kendini nesneye bağımlı değildir, kendi beni ile bilme sürecine girmiştir. Ancak bu süreçte bilinçaltı bu zamana kadar tutmuş olduğu, baskıladığı ve obsesyon olarak aldığı enerjileri serbest bırakmaktadır. Yani nesneye bağlı soliptik ben çözülmeye başlamıştır. Çünkü bilinçaltındaki bu veriler ancak dışarıdan, nesneden gelen enerjiler ile beslenir ve hayatiyet kazanır. Bu sefer nesne ile ilişki kesildiği için, enerji, nesne odaklı değil, özne odaklı olduğu için, maya yani illüzyon kalkmakta ve öz ben üstüne tutunamamaktadır. Gaflet perdesinin kalkması budur. Buna bilinçaltı kusması denir. Beden ve zihinin alışık olmadığı, zor bir süreçtir.
 
Dünya (nesne) odaklı veriler yıkılmaya başlarken (kıyamet koparken), bilinçaltındaki dosyalar, vizyon olarak üçüncü göze yansır. Bunu, geçmiş yaşam deneyimlerinin ve kollektif bilincin çözülümü olarak değerlendirebiliriz. Çocukluğumuzu, anne rahmindeki halimizi dahi görebilme durumları söz konusu olabilir. Alâkalı veya hiç alâkasız kişiler veya olaylarla, unuttuğumuz detaylarla karşılaşabiliriz.
 
Daha önceki nefis mertebelerinde bahsettiğimiz vizyonlar gibi, hayvanlar, insanlar, ejderhalar, aslanlar, akrepler yani bu mükevvenatta olan ve bizi varoluşla bağlayan tüm enerjiler ekrana yansıyabilir, büyük bir çözülme yaşayabiliriz. Bunun yanında üstad ve rehberler, sekine melekleri, içsel olarak salike huzur ve dinginlik vermektedir. Çok boyutlu bir hologram olarak üçüncü göz vizyonunda ekrana yansıyanları salik sadece tefekkür eder. Salik bir arınma, çözülme ve dönüşüm olduğunu bildiği için gayet sakindir. Korku yoktur, tefekkür vardır.
 
Celcelutiye’nin melekleri ve hadimleri salikte eğer korku hissederse, bu işin kendilerinin kontrolünde olduğunu, bilinçli bir süreç ile onların kontrolünde gerçekleştiğini, panik yapılmaması gerektiğini, geçici olduğunu bildirmek adına bu babları orijinal dili ile telkin edebilirler.
 
“İşte ey şanı yüce İsm-i A’zam'ı taşıyan! Sen tehlikeli bütün durumlardan kurtulacaksın, sonunda selamete ereceksin.” (Celcelutiye 87)
“Dövüş, çekinme; savaş, korkma, vahşilerle mamur olmuş bütün her yere bas!” (Celcelutiye 88)
 
“Karşıla, kaçma; dilediğin her düşmanla mücadele et; her yeri kuşatmış olsalar da kralların şiddetinden korkma!” (Celcelutiye 89)
 
“Korkacağın bir yılan olmayacak; göreceğin bir akrep olmayacak ve sallanarak sana gelen bir aslan olmayacak!” (Celcelutiye 90)
 
“Kılıçtan korkma, hançerin darbesinden korkma, mızraklardan korkma ve okların şerrinden de korkma!” (Celcelutiye 91)
 
“İşte bunu okuyanın mükâfatı, Zat-ı Ahmediye'nin şefaatidir. Ve cennetlerde saf olmuş hurilerle beraber haşrolacaktır.” (Celcelutiye 92)
 
Bu süreçte yani bu vizyonlar karşısında titreme ve üşüme hissi gelebilir. Alışık olmadığı bu deneyimde, bedendeki bütün biyokimya değişmektedir. Titreme, üşüme, sıkışma ve zaman zaman genişleme, zaman zaman daralma gibi hisler yaşanır. Bu semptomlar kendini zihin ile özdeşleştirmiş olan bedenin, zihinsizlik dünyasına girerken gösterdiği uyum, adaptasyon için güdüsel olarak tedbir almasıdır. Farkındalık o kadar yüksektir ki, damarlarında akan kanın sesini nehirlerden çağlayan sular gibi hissedeceği bir uyanıklık halidir. Beden, zihinsizlik dünyasına geçişin ihtizazatını, uyumunu yaşar. Aynı zamanda kulaklarda çok güçlü uğultu, gök gürültüsü ve çan sesleri gibi sesler, sinüslerde çatırdama ve sıkışma, katılaşma ve genişleme, bu yoğun enerjinin arşı (bedeni, hücreleri, genetiği) şekillendirmesinden, gerçek DNA aktivasyonundan, 12 sarmala dönüşmekten başka bir şey değildir. Kalbin genişlemesi, yarılıp açılması, inşirah sürecidir. Helezon ve metalden yansıyan bu sesleri Peygamber’in (asm) ilk boyut değiştirmesindeki zil seslerine benzetebiliriz. Şiddetli bir esinti ve uğultu, helezonik sesler.
 
Celcelutiye saliki maddî gözlerle değil, ancak üçüncü göz ile odaya bakabilirse, her tarafı sadece nur denizi olarak görür.
 
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allahındır. Ve Allah, (ilmiyle ve rahmetiyle) herşeyi kuşatandır.(Nisa 126)
 
Beden, oda, eşyalar ve dahi tüm varlık âlemi nur olmuştur.
 
“Nur lambası, tutuşturuluyor, gizlice açıklanıyor. Lambaların lambası tutuşturuluyor, gizlice aydınlanıyor.”  (Celcelutiye 41)
 
“Celal ve Halık isimlerinin nuruyla ve kibriyanla, çok bereketli olan Kuddüs ismiyle, bu fitne ateşi söndürüldü.” (Celcelutiye 42)
 
“Bunlar Nur harfleridir. Yüce ve yüksektirler. Asa-yı Musa ismiyle de karanlık dağıldı.” (Celcelutiye 70)
 
Karanlık dağıldı dediği, nesne yanılgısıdır. Nesne, eşya, sadece hakikati, nuru gösteren işarettir, ancak nur değildir. Onu nurlandıran, nurun kaynağında ölüp yeniden doğan bilinçtir, insan-ı kâmildir. Fitne ateşi ise ayrılıklardır. Nesneyi, şeyleri aslından ayrı görmen, yani onun aslının nur olduğunu bilememen demektir. Ayrılık ortadan kalkarsa, her şeyi asıl formu ile görürsün ve bu Ra, seni ruhlar mecmaına yükseltir; fakat gerçek ruh, çok daha yücedir dediği nokta da, Ra’ya dayanaklık yapan nurların nurudur.
 
58- "Elif Lam sonra Mim ve Ra'sı ile Ruhların mecmaına yükseldim. Fakat gerçek Ruh çok yücedir."
 
İllüzyon çözülmüş, dağılmıştır. Musa’nın (as) asasını yere atması ile ortaya çıkan yılan, büyücülerin (zihnin) oluşturduğu bütün illüzyonu yutar. İllüzyon kaybolur, her şey enerji formuna dönüşür. Bedende uyanan bu yılan enerjisi, kundalini, nur ismidir.
 
Âdem’in (as) cennetten ihraç edilmesine sebep olan şey, o yılanın doğru merkeze kanalize edilmemesi idi. Âdem, yılanını Havva’nın (hevasının, hevesinin, nefsinin) içine kaçırdığı için, bu dünyada da, öte dünyada da başına bela oldu. Yılan dışarı değil, ancak içeri, yani kendi kuyruğunu tuttuğu, tam sıfır olduğu, “O'ndan geldiniz, O'na döneceksiniz” ayetini yaşadığı zaman doğru merkeze gelmiş olur. Farkındalık enerjisi nesneye değil, bilincin bizzat üstüne döndüğü noktada nurların nuruna gark olurunur ve dünyadan yani nefsin yanılsamasından kurtulmuş olunur.
 
O zaman beklenen ruhsal dönüşümün ışımasını bizzat görürsün. Celcelutiye saliki burada bulunduğu ortama baksa -evet bulunduğun ortamda odada hiçbir nesne yoktur- hepsi asıl kaynakları olan enerji formuna dönüşmüştür veya o nesne dünyasından çıkmışsındır. Bu süreç  oldukça çalkantılıdır. Bu arada sekine melekleri içsel olarak bunu izlemesini ve tanık olmasını kolaylaştırmak için telkinlerine devam ederler.
 
İzleme bilincine gelebilmek için salik uzun dönemler murakabe, rabıta ve meditasyon ile bu duruma alışmıştır. Yoksa hazır olmayan bir kişinin başına bu olay gelse ciddi travmalar doğabilir. Bu durum, tanık bilinci ile izlenirse ki, yardımcı melekler, sekine melekleri burada iç ses olarak bu durumun geçici olduğunun bilgisini telkin olarak kalbe verir.
 
10- “Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü. Kerîm olan Mevlâ’mız Allah’ın hikmetiyle... Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular.”
Bu süreçten sonra rahmet sağanakları dökülür. Bu, tepe çakrasının açıldığına işaretdir. Bu sıkışıklıktan ve hızlı geçişlerden sonra derin bir boşluk ve çözülme yaşanır. Sıkışık enerji bir anda patlar ve çözülür. Her tarafı saf bir nur alır, eşya ve tüm nesneler kaybolur. Bedeni oradadır, ancak yoktur. Tıpkı bir tül gibi havada sallanmaktadır. Maddî beden yerdedir, ancak astral beden havada tül gibi sallanmaktadır. Sanki her yeri kuşatmıştır. Âlemin zonk zonk atan nabzını bizzat kendisinde hisseder. Kendisi âleme dönüşmüştür. Yıldızları, güneş, ayı, hepsini net ve asılları ile bütün sistemi, galaksileri, uzayı görür. Âlem-i La-hut’tadır. Bütün boyutlarıyla âlemleri sanki kendisinde seyretmektedir. Kozmosa karışmıştır. Hz Ali’nin (ra), “Zerresin ama kâinata gebesin” sözüyle ne demek istediğini salik ancak bu deneyimde anlar.
 
İşte Celcelutiye yolcusuna yağan bu foton yağmuru, nur yağmuru ile boy abdesti aldırırlar. Peygamber (asm) bir gün sohbetten dönüyordu ve dışarıda yağmur yağmadığı halde ıslanmıştı. Eşlerinden biri, “Yağmur yok ama ıslanmışsın” dedi. Peygamber (asm), yağanın maddî değil, manevî bir yağmur olduğunu söyledi.
 
“İki doğunun ve iki batının Rabbidir.” (Rahman 17)
 
Ondan sonra bir saate yakın baygın yatar. Zülfikâr isimli ince neşter, kanatlarını açmış, çok seri bir şekilde son ince ayarlar için iş başındadır. Geçmiş yaşamda yaşadığı bütün negatiflerden, kırıntılardan, bağımlılıklardan, kazuratlardan salikin duble bedenini arındırır. Bizzat Hz. Muhammed (asm) salikin kalbine kristal benzeri şeffaf, süratle dönen küremsi yıldızları yerleştirir ve yerleşmesi ile yıldızlar kendilerinde olan sıfatlar ile onu sıfatlandırır. Yol ismi üç defa söylenir ve ona uygun bir renkte bir elbise giydirilir. Hal elbisesi, aura rengidir
 
“İdris Nebi hülle biçer, gezer Allah deyu deyu.”
 
İsimlerini yukarıda zikrettiğim tüm melekler hadimleri ile kendilerindeki esmaları, sembolleri salikin ilgili merkezlerine tek tek yerleştirirler. Hepsinin sesini, yerleştiriliş şeklini net bir şekilde görür. Bu sembollerin kimisi inci, kimisi yakut, kimisi de sedir ağacı, ahşap gibi. Kimisi altından, kimisi gümüşten. Yedi ana ve iki de ayrı olmak üzere toplam dokuz sembol tek tek salike yerleştirilir. Bir tanesini de kendisinin yerine konması istenir. Tek tek kilitler açılır, halkalar atılır. Bu yolda devam etmesi için kendisine öğütler ve anlaşma (biat) bilgileri aktarılır.
 
12- “Allah'ım Seni tenzih ederim, Sen yaratanların en hayırlısısın. Ve çok mükemmel bir şekilde çok çok yaratansın ve biat (antlaşma) yapanların en iyisisin!”
Konuşma yoktur ancak o bilir. Bazı noktalarda bakış bile anlamak için yeterlidir. Bunlar fiziki planda değil, astral planda gerçekleşen olaylardır. Belki 10 -15 dakikalık bir olay salike saatlerce gelebilir.
 
Şimdi tepe dairesi ile ilgili farklı bir konudan bahsetmek istiyorum:
Bu dairenin (3.göz dairesi) üstünde tepe çakrası vardır. Arş dairesi. Ve bu çakra bizim galaksimizin merkezindeki güneşle de direkt bağlantılıdır.
Evrende hiçbir küre, yıldız, canlı vs. hiçbir zerre yok ki, insanla, kollektif bilinçle bağlı, irtibatlı olmasın.
 
Hz İsa’nın (as) dediği gibi, “Yerde ne bağlarsanız, gökte de onu bağlarsınız. Yerde ne çözerseniz, gökte de onu çözersiniz.”
Zaten sema ve arz arasındaki irtibatlar hem İşarat-ul İ’caz’da hem de Yirmi dokuzuncu ve On beşinci Sözlerde anlatılıyor. Hayat sıfatının, cüzî (parça) olanı nasıl küllî (bütün) yaptığını ve bütünün nasıl parça içine sığışabileceğini ayetlerden yararlanarak anlatmış. Âlemler iç içedir ve bunda bir müzaheme ve sıkışma olmaz.
 
Dua ile...
 
KUBİLAY AKTAŞ - NAME HABER
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.