Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Fizik Beden - Şehadet Alemi Ay Menzili
8 Kasım 2019 Cuma / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
Öncelikle fizik bedenimiz veya bilincimiz Mısır dilinde Shat; yani maddi beden, tasavvufta nefs-i emmare (hayvani veya şehvani nefse tabi olmak) altındaki nefs, ham bilinç ve dahi Ay menzilidir.
 
  Peki, fizik bedenin rüyaları, yani olayları yorumlaması, okuması nasıldır?
 
  Hakikat, yani bilinci bir araç ile algılıyorsak bu rüyadır. Rüya aracı ile hakikat bize gelir. Hakikati aracısız, rüyasız bilmek aydınlanmaktır. Şimdi hakikat fizik beden ile, eterik beden ile, astral ve diğer katmanları ile blinirse nasıl rüyalar görülür; bunu anlatacağız...
 
  Fizk beden; Ay ve Dünya arasındaki manyetik alandan topladığı verilerle varlık okuması yapar ve gördüğü rüyalarda beden bilincine aittir.
 
  Bu verilerin dışına çıkma potonsiyeli vardır. Ancak bu süreci, bilinçaltı yüzleşmeleri ile aşması ve dönüştürmesi gereklidir. Aidiyet ihtiyacı hisseder. Geçmiş veriler ile varlık okuması yapar. Ve yeni olana adepte olmakta da bu anlamda zorluk çeker, dünyevidir.
 
  Kendi doğrularına çok bağlıdır. Çünkü varlığın devamının o doğrulara bağlı olduğunu düşünür. Onun için onda tedirgin davranışlar görebiliriz. O yüzden aşırı korumacı ve güven isteyen yapıya sahip olabilir.
 
  Bilinçaltı, güdüler; beden üstünde daha etkilidir. Var olma güdüsü onu aşırı hassas yapabilir. Varlık algısı da bunun dışına çıkamayacak, farklı olmayacaktır. Kişi bu menzilde kendi rüyalarını yaratır. Buradaki rüyalar ve olaylar, sınırlı bilincin rahatsızlığından doğar. Bilinç (öz-ben); bedenin etkileri, tesiri altındadır.
 
  Beden bu boyuttaki varlığını devam ettirmek için  sürekli kendisini arzi (yerel) şartlara adepte eder. Varlığı, ancak anladığı şekilde bağ kurma ile devam eder. Sebep-sonuç zincirinin ilk halkasıdır.
 
  Bizim daha çok hayvani doğamıza aittir. Hayat farkındalığının ilk başlangıcıdır. Etkilenen dişil yapıdadır. Emici ve özümseyen özelliğe sahiptir. Ancak bunun yanında vericidir de. Netice, sebep sonuç zincirine göre işler. Beden, bilincin filitreleri ve sınırları ile şekillenir.
 
  Bu darenin sınırları, doğum ve ölüm ile sınırlıdır. Metali gümüştür. Sadece bu zaman ve mekan sınırları içinde hareket edebilir. Buraya ait rüyalar, bedeni düzeye bastırılmış, sıkıştırılmış duygulardan doğar.
 
  Bedene sıkışmış duygular, rüyalar aracılığı ile çözülmek için fırsat kollar. Bu anlamı ile rüyalar süptil düzeye ait şifa arayışıdır. Çözülme isteğidir. Ve rüya görmeyen insanların deprasyona girmesi kaçınılmazdır. Onun için bu menzilde hayal gücünün gelişkin olmasının sebebi, diyalektik yapıdan çıkıp kurtulmak içindir.
 
  Evet, uyku; en alt seviyedeki insan için rüya görmek amaçlıdır. Kişi farkında olmayabilir. Esas gereksinim uyku değil, rüyadır. Kişi uykusuz durabilir, ancak rüyasız duramaz.
 
  Bu menzilde en iyi rahatlama, hayal kurmaktır. Rüyaları ve sezgileri bu anlamı ile güçlüdür. Objektiflikten ziyada daha subjektiftir. İçe dönük olması, çıkış arayışıdır.
 
  Ancak "İnsan-ı Kamil" bunundışındadır. O rüya görmez, rü'yetleri izler. Yani uyanıktır. "İnsan-ı Kamil"in bedeni uyur, fakat kalbi uyumaz. Yani rüyalar ile özdeşleşmez. Ve zaten rüyalarla özdeşleşmeyen bilinçte,  bir süre sonra rüya kaybolur.
 
  Rüya; içinde kaybolduğumuz olgulardır. Rü'yet ise, marifetullah adına Allah'tan gelenbilgilerdir. Bunlara rehber rüyalar da diyebiliriz. Ancak içinde kaybolmadığımız, yani uyanık kalple alınan veriler Hakk'tır. Çünkü bilinç, bilinçaltı, kollektif ve zihinsel bilinç sınırları aşılmıştır. Ve spritüel düzlemde görülen o rüyalar; bize değil, varoluşa aittir.
  Ay menzili hayatın başlangıcıdır.
 
  Olmazsa hayat devam etmez. (Tabiat ana)
 
  Muhyiddin Arabi Hazretleri bu menzile "övgü menzili" demiş, ilk anahtar olduğunu söylemiştir. Efendinin, kölenin seviyesine inmesi; efendinin köleye olan ihsanıdır. Köle, efendi seviyesine çıkmaz; ama efendi nüzül eder.
 
  Annenin evladına olan sevgisi ile kölesine iner ve köle, onun yavrusuna olan sevgisinden, efendisinin kendisine olan sevgisini anlar.
 
  Ve üşt alemlerdeki şefkat, sevgi; ancak annelerin evlatlarına oan sevgisi ile bilinebilir. Zira efendi, kendisinin her insana olan sevgisini en doruk noktada annede göstermiştir.
 
  Bu menzil annedir; Ay annedir. Eğer bu menzil anlaşılırsa, burada çok yüksek vicdan ve koşulsuz sevgi doğabilir. Ve beden, bizim barınağımızdır; bizi korur. Ancak tekamül sürecinden edindiği bilgilerle korur, bunun dışında olan yöntemleri bilmez.
 
  Çünkü sınırları budur. Bu menzildeki melekler bunun dışına çıkmaz. Dışı bilen ancak bu menzilin içinden geçip dışına çıkmış olanlardır. Fiziksel bedeni aşmak için, bedenin arınmış olması şarttır. beden yerden, topraktan çıkanlarla değil de, ruhtan doğanlarla beslendikçe; olması gereken doğasına gelir. Ve toprak vesilesi ile bedene tutunan duygular, düşünceler; yavaş yavaş düşmeye silikleşmeye başlar.
 
  Ölüm sonrası yaşanılan kabir azapları, aslında bedenden kendisini tam olarak kopartamamış ve bedenle irtibatı devam eden bilincin, bedendeki her dönüşümden etkilenmesidir.
 
  Ödeşleşmek, en büyük hastalıktır. Beden ile özdeşleşen bilinç; ölüm anında tam ölemez. Tam ölemez ne demek? Yani beden ile olan bağı, silikte olsa devam etmektedir. Dolayısı ile bedende olan en ufak etki, bilinç tarafından hissedilir.
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.