Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
İzle bak, Damla “Deryâ”ya nasıl erişir...
23 Ocak 2019 Çarşamba / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
“Biz gerçekten insanı, en güzel sûrette yarattık.” Tîn Sûresi 4
 
İNSAN sâdece bedenen değil, tüm boyutları ile güzeldir; bütünüyle özeldir. Bunun için de duyarlılığımız bütün boyutlara yansımalıdır. Zîrâ o zaman “El Mûcîb” esmâsına âit melekeler bu bütüncül yönelişe tümüyle icâbet ederler. Dolayısı ile yaşama çabası, yerini yaşanan hayâta bırakır... Çaba ile değil, “El Hayy” ile yaşayacağız. “El Hayy” esmâsı ile tanışan bir insanda ister istemez “El Mecîd” mânâsı görülür. Bu da, muhteşem yaratılışın açığa çıkması netîcesinde doğan yücelik ve karizmadır. O zaman “Hayy”at sizden akar ve belli bölgedeki duyarlılık, kendisini tüm boyutlardaki özgün tecellîye bırakır. Kendine karşı duyarlı olan insan ‘Reşîd’ olmuştur ve her noktadan bilgeliğe ulaşabilir artık. “Er Reşîd” esmâsını yaşayan kişi, artık kapının ve duvarın nerede olduğunu, hangi kapıdan girip hangisinden çıkacağını görebilen yetkinliktedir. Ve duyarlı insanın kelâmı, sözü, “Lo gos”tur. Yâ ni canlıdır, evrenseldir, hayat verendir. Bu yüzden sorumluluk bilinci içinde davranır. Reşîd olmanın yolu önce nefsini bilmekten; kendine yönelerek duyarlılığını artırmaktan geçer. Nefsini bilen, ‘Rabbini’ bilir. Duyarlı olan insan hayattadır, canlıdır...
 
Güneş’in altında yürürken o ışıltıyı bedeninde hisseder. “Şems-i Ezelî”nin tecellîsi olan o nâzik dokunuşlara duyarsız kalamaz; onu atlayamaz. Burada, şimdi gerçekleşen mûcizenin farkındadır! Ve aynı parıltının dokunuşunu içinde hisseder. Dışarıda olanı da içeride hisseder. “El Mûcîb” hakîkatinin aktive olmuş o bütüncül idrâkı, dışarıda olanı içeride açmıştır ona! Yönelişine cevap vermiş, döngüyü tamamlamıştır. “El Mûcîb” esmâsını yaşayan kişi güle dokunurken, onun kadifemsiliğini, nemliliğini, sertliğini, topraktan gelen kokuyu hisseder. Gülün kokusuna duyarsız kalamaz ve Güneş’in parıltısı gibi onu da içinde hisseder. “El Hayy” esmâsı ile Güneş’in parıltısı ve gülün kokusu birleşmiş; bambaşka bir simyâyı oluşturmuştur. Ve her tad, dokunuş ve bakış, ‘derin hissediş’in en büyük duâsını; yâni buluşmayı doğurur. Dışarıda olan, sizin kendinize yönelmeniz, kendinizle buluşmanız için vesîledir. Ve kendinize yöneldiğinizde, “Yaratan Rabbinizin Adı” ile ‘okumaya’ başlayacaksınız. “Okumak”; hayâtın özünü, bizzat deneyimlemektir. “Hayy olan ile Hayy olmak”tır o...
 
“İKİNCİ SU UYGULAMASI”
 
Banyo yaparken suyu hissetmekle başlayın. Kevser havuzunda yıkanıyor gibi hissedin. Duşun altında durun ve suyun bedeninize temâsını, dokunuşunu yaşayın. Beden ve suyun buluştuğu yerde olun! Damlanın deryâ ile buluşmasına şâhit olun. İki denizin bir araya kavuştuğu, kesiştiği noktayı hissedin; bunu şükürle izleyin... Tekdüze banyo yapıyoruz. Banyo yaparken, kimi ne ile yıkadığınızın, kime dokunduğunuzun farkında olun. Her şeyin kaynağının, asıl kaynak olan kendinle, seninle buluşması; bir seremoni içinde olmalı. Bu çok derinlere nüfûz eden bir buluşma olmalı. Sevgili ile buluşma gibi...
 
“Görmezler mi ki; gerçekten de gökler ve yer birdi. Biz onları ayırdık ve her şeyi sudan yarattık...” Enbiyâ Sûresi 30
 
Senin bedenin bir deniz ve o gelen su da öyle! Çünkü su, hayat demek. Su, Kur’an ahlâkı ile ahlâklanan velîler demek. Biz, suyun içinden geldik. Ve bedenimizin % 85’i su. Suyun şu anda üzerinize dökülüşünü hissetmezseniz, üzerinize yağan rahmet yağmurlarını nasıl fark edeceksiniz? Denizde yüzerken “Er Rahmân” esmâsı içindeki “Er Rahîm” okyanusunda yüzdüğünüzü hissedin. Hayat denizlerden doğdu. Bizim bedenimiz, su ve tuzun dengesidir. Yüzerken bir süre sonra fark edeceksiniz ki, o deniz sizin bir parçanız! Kendi içinizde yüzüyorsunuz! Dışta olanın içte uyanması, fark edilmesi; ‘öz ile buluşma’nın ta kendisidir! O zaman denizin ve senin kaynağın olan ‘öz’e, aslî yurduna ebeden geri döneceksin... (İslâm-Tevhîd) Ve orada ‘hakîkat balıkları’nı göreceksin! Denize daldığında, Gavs-ı Âzam’ların, mânâ okyanusuna dalanların ne hissettiğini anlayacaksın. Onlar; kendinden kendine seyri yaşayan ve “Huvallâhu Ehad”, “Huver Rahmânur Rahiym”, “Huvel Evvelû vel’Âhirû vez’Zâhirû vel’Bâtın”, “Huvel Aliyyül Aziym”, “Huves Semiyyul Basıyr” diyerek dalıp inci ve mercan toplayanlardır. Kendi reşitliğinizi, yaratılışınızdaki yüksek yaşam formlarını, o âlî hakîkatleri yakından temâşa etmek isterseniz; gidin fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sorun. “Ne diyorsunuz?” deyin! Elbette “Yâ Celîl, Yâ Celîl, Yâ Azîz, Yâ Cebbâr” dediklerini işiteceksiniz. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sorun. “Siz ne diyorsunuz?” deyin! Elbette “Yâ Cemîl, Yâ Cemîl, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm!” diyeceklerdir... Semâyı dinleyin; nasıl da “Yâ Celîl-i Zülcemâl!” dediğini duyacaksınız! Ve arza kulak verin! “Yâ Cemîl-i Zülcelâl!” diye zikrettiğini ruh kulağınızla işiteceksiniz! Ve hayvanlara dikkat edin! “Yâ Rahmân”, “Yâ Rezzâk” yönelişleriyle, nasıl da yollarını bulmadalar? Bahardan sorun! Bakın nasıl “Yâ Hannân”, “Yâ Rahmân”, “Yâ Rahîm”, “Yâ Kerîm”, “Yâ Latîf”, “Yâ Atûf”, “Yâ Musavvîr”, “Yâ
 
Münevvîr”, “Yâ Muhsîn”, “Yâ Müzeyyîn” gibi birçok esmâyı birden yaşıyor! Ve insan olan bir insandan sorun! Bakın bütün Esmâ’ül Hüsnâ’ yı nasıl okuyor size! Her bir veçhesinde biri yazılı o müthiş görkemi nasıl da taşıyor kendinde! Ve siz de dikkat etseniz, okuyabilirsiniz onu! Bu büyük şölene, siz de katılabilirsiniz her şeyinizle... “Güyâ kâinat, ‘azîm bir mûsıka-i zikriye’dir.  En küçük nağme, en gür nağamata karışmakla,  haşmetli bir letâfet veriyor...” Eğer insan, denizleri, hayvanları, baharı, ağaçları, bedeni, rüzgâ rı, yağmuru, etrâfını saran şeyleri hissedemiyor ve bunlara karşı duyarlı olamıyor ise; o zaman “Aşk”ı, “El Vedûd”u hissetmesi çok zor! Çünkü tüm bunlar “El Vedûd” seremonisinin notası ve sesleridir. “El Latîf”, nâzik, ince, nârin ve kırılgandır. En derinlere nüfûz edebilme kâbiliyeti vardır; homojen bir yapıya hâizdir. “El Latîf” esmâsını kendinde açan kişi ferâset sâhibidir; diri, duru, uyanık bir şuura mâliktir. Ve bundan daha büyük bir zenginlik de yoktur şüphesiz... “El Latîf”e mazhâr olmak, dindarlıktır; fanatizm, faşizm ve dincilik değildir aslâ! İçinden geldiği gibi ağlayabilmek, gülebilmek, sevdiğini söylemek ve kendin olmaktır. Henüz kendisi ile buluşmayan, O’nunla buluşmayı beklememelidir; zîrâ “Aşk”a, kalbe giden yol içeriden açılır. Yolun nihâyeti, duyarlılığın yeniden kazanılması ve bedenin “Rahîm” esmâsı içine girip orada erimesidir. Tekrardan çocuk gibi olmadıkça, Allâh’ın melekûtuna giremezsin...
 
“HÛ ESMÂSI’YLA NEFES UYGULAMASI”
 
Bu uygulamayı günün herhangi bir saatinde yapmalısınız; ancak aslâ gece yapılmamalıdır. Çünkü o kadar enerjik, bütünleşmiş hissedersiniz ki kendinizi; katiyyen uyuyamazsınız.
 
Günde sâdece 20 dakîka, ‘nefes alırken hiçbir şey düşünmemeyi deneyin. Sanki hâfızanızı kaybetmişsiniz gibi derin bir boşluk içinde olun. Sâdece nefes alın, ancak verirken “Hû!” deyin. Nefes alırken hiçbir şey söylemeyin, verirken “Hû!” deyip verin. Çözülüp, varlıkla bütünleşeceksiniz... “Hû” esmâsı tüm zihin ve ego düğümlerini çözer. 20 dakîka kimsenin rahatsız etmeyeceği bir ortamda olmalısınız. İnsanı sıçratacak, zihne düşürüp tepki doğuracak âni bir ses, döngünün olumsuz anlamda kırılmasına sebep olabilir. Onun için rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortam gereklidir. Eğer dışarıdan rahatsız edici sesler geliyorsa, ‘kulak tıkacı’ her zaman fayda sağlar.
 
“Ey Allâh’ım!  Bütün çalışmalarımızı bize bereketli kıl  ve her şeyi kolaylaştıran “Hû” isminle  bütün zorluk düğümlerini çöz.” Celcelûtiye
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Havin Hasibe ÇELİK 17 Şubat 2019
Nefes çalışmasını HAKkıyle öğrenip yapmayı NİYET etmiştim.Siz karşıma çıktınız.Nasip OL.ur. İnşaAllah .Çok güzel faydalandım.Ve birçok arkadaşımada yazınızı attım.Nasibi olanda faydalanır.Allah sizden Razı OLsun.