Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Vâkıâ Sûresi - Kur’an - Vahy ve Yıldızlar Arası Bağlantı
24 Temmuz 2018 Salı / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
“Hayır! Mevâkiun Nücûm’a yemîn ederim. Eğer bilirseniz, gerçekten bu yemin
çok büyük bir yemindir. Muhakkak O, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Korunmuş bir kitaptadır.
 
O’na ancak temizler dokunabilir.
O âlemlerin ‘Rabb’binden indirmedir.” Vâkıâ Sûresi, 75- 80
 
“Hayır! Mevâkiun Nücûm’a (yıldızların mevkiine) yemîn ederim!”
Yâni yaşam ağacının her bir meyvesi ki, Muhammedî (Kur’an) bilincin nefsidir. Bilincin tamamı küllî nefs, ağaç olarak görülür ve ağaçtaki her bir meyve de yıldızlar! Nefsin hâllerinin temsilcileridir.
 
“Onlar yıldızlara bakarak yönlerini düzeltirler.”
Nahl Sûresi, 16
 
Yâni nefislerinde hakkın işlerine şâhit olurlar.
Yıldızların mevkîlerine, kutsal Muhammedî nefsin Ruh’ül Kudüs’le bütünleşme vakitlerine yemîn ederim ki, bunlar Kur’an
yıldızlarının (veyâ bölümlerinin) vâkî oldukları vakitlerdir. Ne şerefli vakitler ve nûrânî bütünleşmeler!
 
Yıldızların indikleri yerlerdir.
“İndiği zaman yıldıza andolsun.”
Necm Sûresi, 1
 
“Eğer bilirseniz gerçekten bu büyük bir yemindir.”
Nereden bilsinler?
Mevâkın nücmunu bilemezler; yâni onlar kim,
bunu bilmek kim!
Bu âyeti tefekkür edelim...
 
Yıldız kapıları galaktik hizâlanmalardır; ki 2012-2025 sürecinde Venüs merkezli bir hizâlanma yaşandı. Venüs’ün İslâm’ı temsîl ettiğini söylemiştik. Peki bu şerefli ve nûrânî vakitlerdeki hizâlanmalar ile zaman ve mekân algılarımızda ne gibi değişik- likler olacak?
Kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi idrâk edip, evrensel misyonumuzla ilgili yeni bilgi ve güç kapıları yakalama şansımız var. Bu galaktik hizâlanmalar ile aydınlanma ve yüksel- me adına dinamik titreşimler-etkileşimler ve yansıtmalar aktive edebiliriz. Kur’ân’ın okunması değil, sanki yaşanması gibi bir hâl tezâhür edebilir...
 
Kur’an’da yıldız konumları-açıları çok önemsenmiştir. Çünkü bu dizilimlerdeki enerji, normal dünyâ şartlarındaki enerjinin kat be kat etki alanına sâhiptir. Bu süreci bâzı ruhlar boyutlar arası sıçramalar, geçişler için kullanabilir; daha farklı menzillere urûc edebilirler. Nasıl ki yerküremizde belirli enerji kaymaları var, bu da öyle... Meselâ Bermuda Şeytan Üçgeni...
Buradaki manyetik etkiler pusulaları veyâ insan enerjisini etkile- mekte, hatta giren uçak ve gemiler kaybolmaktalar. Belki bizden sak- lanıyor ancak bu tür bölgelere bedensel değilse de enerji olarak farklı yapılar üflenmekte. Hattâ bir rivâyete göre Süleyman Peygamber’in kendisine itaat etmeyen bir kısım şuurlu enerjileri buraya sürgüne gönderdiği, metafizik anlamdaki istihbârî verilerde mevcut...
 
Farklı manyetik alanların insan üzerinde etkisi mâlûm. Ay- nen bunu gibi semâda da belli şuur hâllerinin (toplu duâlar veyâ savaşlar) totaldeki veyâ bireydeki etkisi ile özel dizilimler gerçek- leşmektedir. Bunlar küresel bazda kazanım veyâ kaybedişlere yol açmaktadır.
 
Bu dizilimlerin yaymış oldukları yüksek gerilimler dünyâ ve bilinç sahamıza tohumlar olarak serpilmekte, bireyde veyâ bütün- de kendisini türetmektedir.
“Âlimin ölümü âlemin ölümüdür.” Hadîs-i şerîfini tefekkür edersek, özgün insanın direkt dünyâ ve âlemlerle olan bağını da anlayabiliriz.
 
“Gök kapıları ancak bir vesîle ile açılır.’’
Rahmân Sûresi, 33
 
“Sekene-i arz için, semâya çıkmak için bir yol vardır. Evet, nasıl herkesin akıl ve hayâl ve nazarı her vakit semâya gider. Öyle de ağırlıklarını bırakan ervâh-ı enbiyâ ve evliyâ veyâ cesetlerini çıkaran ervâh-ı emvat, izn-i ilâhi ile oraya giderler. Mâdem hiffet ve letâfet bulanlar oraya giderler; elbette cesed-i misali giyen ve ervah gibi hafif ve latîf bir kısım sekene-i arz ve hava, semâya gidebilirler.”
 
15. Söz, Risâle-i Nûr
 
Yıldız dizilim zamanlarında, yüksek şuur hâllerini açan ener- jilerle bu üç boyutlu düalite sınırlamalarından sıyrılıp, menziller arası geçişlere şâhit olabiliriz.
Bunu deneyimleyen kişiye tasavvufta ‘hazret’; yâni her merte- bede kendini bütün geçmiş ve gelecek hayat deneyimleri ile hazır eden mânâsında ‘hazır et, hazret’ derler. Her dem o huzurda olan anlamında...
 
Hz. Muhammed’in (a.s.m.) Sirius A ve Sirius B’nin o özel kavuşumunda bu dünyâ semâsına bilinçlice intikâl etmesi tesâdüfî değildir. Bu yıldız kapılarından geçebilmek, onları kullanabilmek için çok yüksek şuur ve farkındalığa sâhip olmak ve arınmış ol- mak îcâb eder. Yoksa kişi kendi irâdesi dışındaki ilgili menzillere çekilir; ki 2012 süreci, bu ruhsal tekâmülün geçişi veyâ çöküşüdür. Bu bir anlamda fırsattır. Tekâmül ettiğimiz şey daha yüksek ruhsal realiteye geçiştir. Kur’anda geçen bölük bölük gelirsiniz ifâdeleri kadim bilgelikte “geçiş koridorları ve yıldız kapıları” olarak yer bulur...
 
“O gün Sûr’a üfürülür ve bölük bölük gelirsiniz. Ve semâ da açılır orada, pek çok kapılar oluşur.” Nebe Sûresi, 18-19
 
Bu sonsuz uzayda Pleides’e, Sirius’a, Aldeberan’a, Scorpioya veyâ Andromeda’ya giden tabelalar vardır. Bunlar bizim şuur hâl- lerimizi temsîl eden merkezlerdir. Çok sayıda üstad ve rehber zat- lar bu menzillere gitmiş ve hâlen gitmektedirler. Oralardan dün- yânın ve insanlığın tekâmülü adına bilgiler almaktalar...
 
“Hayır!
Mevâkıun nücûma yemîn ederim. Eğer bilirseniz,
gerçekten bu yemin çok büyük bir yemindir. Muhakkak O, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Korunmuş bir kitaptadır.
O’na ancak temizler dokunabilir.
O âlemlerin ‘Rabb’binden indirmedir. “ Vâkıâ Sûresi, 75- 80
 
Muhakkak O, Kur’ân-ı Kerîm’dir.
Sonsuz bilgiyi kendisinde toplayan şerefi yüksek bir kitaptır. “Korunmuş kitaptır.”
Yakınlaştırılmış mukarrebin meleklerinden başka kimse ona
dokunamaz. Tertemiz meleklerden başka, tüm duyulardan giz- lenmiştir. Çünkü Kur’ânî akıl ona yerleştirilmiştir.
 
Hz. Âsâ (a.s.) da bu mânâda şunları söylemiştir...
‘İlim göktedir demeyin, onu kim yere indirir; yerin altındadır demeyin, onu kim yukarı çıkarır? Denizlerin ötesindedir demeyin; onu kim karşı tarafa geçirip getirir? Bilakis, ilim sizin kâlplerinizde ya- ratılmıştır. Allâh’ın huzûrunda rûhânîlerin edebiyle edeplenin, o za- man ilim size zâhir olur.’
 
‘Ona ancak temizlenenler dokunabilir.’
Her türlü kirden arınanlar.
Âli ve arı ruhlar dokunabilir, anlayabilir.
Bu gelecek olanı ancak onlar anlayabilir...
O âlemlerin ‘Rabb’binden indirilmiştir.
Allâh’ın ilmi, Muhammedî bilinçte (“İnsân-ı Kâmil”de) zuhûr etmiştir.
 
“Şimdi siz bu Hadîs-i Şerîfi mi küçümsüyorsunuz? Rızkınız onu yalanlamaktadır.’’
Vâkıâ Sûresi, 81-82
 
Yâni siz bu inişi ve sözü önemsemiyor musunuz? Bir şeyi kü- çümsediği için yan çizenler, aldırış etmeyenler gibi mi yapıyor- sunuz veyâ hakkını edâ etmiyor, anlamaya çalışmıyor musunuz?
“Rızkınız onu yalanlamaktadır.”
Sizin kâlbî gıdanız ve hakîkî rızkınız onu yalanlamaktadır. Tıpkı câhil insanın kendisine uymayan şeyleri reddetmesi gibi. Ve durmadan yalanlıyorsunuz. Geleni, verileni ve olan gerçekli- ği yalanlıyorsunuz. Bu yalan sizin gıdânız hâline gelmiş. Allâh’ın verdiği rızka karşı şükrü, yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
 
“Hele can köprücük kemiğine dayandığı zaman ve o zaman siz bakar durusunuz.
Biz ona sizden daha yakınız, lâkin göremezsiniz.’’ Vâkıâ Sûresi, 83-85
Yıldızların yeri ile Kur’ân-ı Kerîm’e yemînin bir ilişkisi olduğu gibi; ayrıca köprücük kemiğini temsîl eden Şira (Sirius) Yıldızı ve ölüm arasında da bir bağ vardır...
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Mehmet Enver 26 Eylül 2018
Vakıa;olay Eskiden, ta eskilerden, radyo ve gazetelerin dışında başka iletişimin olmadığı zamanlarda önemli olaylarda gazeteler Yıldırım baskı yapar ve gazete satıcıları, genelde çocuklar gazeteyi satmak ve haberi duyurmak için, “olay, olay, olay”diye bağırırlardı. Vakıa süresi de yıldırım baskı yapılmış bir haberi halka duyurmak için bizlere OLAY OLAY OLAY diye sesleniyor.