Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Gerçek Adresin “Zamansızlık-Mekânsızlık”; Ölmeden Önce Öl !
25 Haziran 2018 Pazartesi / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
ZİHİNSİZLİK (sıfır düşünce), nesnel dünyânın girdabından, ağlarından, yanılsama ve mayasından çözülmek; ‘merkeze doğmak’tır. Bu da “ölmeden önce öl mek” tir işte!
 
Beden nesnesi bir gün mutlakâ bizi terk edecek. Kesin olan tek bir şey varsa; o da ölümün, istisnâsız herkesin başına geleceği! O büyük boşluğu herkes deneyimleyecek; ancak orada kim durabilecek? Ölüm, insanın başına gelmiş en büyük sırdır. Bu sırrı geçenler, ebedî yaşamın kapısını aralayacak. Ve bu aralık o kadar dar ki! Hiçbir düşünce, hiçbir zihinsel yapı oradan geçemiyor...
 
 Allâh, ‘Ey Mûsâ! Ben, her şeyi kuşatanım! Hiç olamam! Her yerde ben olan ben varım. Sen, ey Mûsâ! Sen hiç ol da gel!’ diyor. (Mesnevî-i Şerîf) Kâbe’nin içi nesnel olarak boştur ancak öznel olarak O’nunla doludur; vâroluşun merkezidir. O, nesne olmayan, nesne edinilemeyen! Her yer O! Nesneden çözülürsek, ruh (hayat-bilinç) ile dolabiliriz. Biz sâdece bedenden ibâret değiliz. Beden, bizim ‘öz’ü tanıdığımız alanlardan sâdece biri ve “öz”, bedenden çok daha öte! Ancak yine de bu aracıyla “öz”ü tanıyor ve ona yaklaşıyoruz. Bedeni tanımak, ‘onun asıl olmadığını’ bilmektir. Bedeni aşmadan, yâni dışına çıkmadan, onu bilemeyiz. Çünkü bir şeyi bilmek için dışına, üstüne çıkmalıyız. Mânâ âleminden kasıt, her şeyin bir üstü olan âlemdir. 3 sayısı 2’ye göre üsttür. 4 de 3’e göre! O zaman sonsuz mânâlar var. Tabî tüm bu mânâların geldiği bir son seyir noktası, bir de başlangıç noktası mevcut. Ve sırra erip “yürüyüş hâli”ni yaşayabilenler; “sarmal-helezonik hareketler”le bu iki noktayı da arşınlayıp, ebedî bir tavafla o kozmik mîrâca süzülenlerdir... “Ey kurtuluş yolu, kurtuluş çâresi arayan kişi! 
 
Gözünü mekânsızlığa, yâni zamandan da,  mekândan da münezzeh olan Allâh’a çevir!  Ölmek üzere olan bir adamın gözü nasıl rûha çevrilir,  onu izlerse; sen de öyle yap!” Hz. Mevlânâ
 
“HUZÛRA DÂVET UYGULAMASI”
 
Süre: 20 Dakîka Faydaları: Huzursuzluk ve hiperaktivite rahatlaması. Bu uygulama için rahat bir koltuğa oturmalısınız. Başınız geriye doğru rahat bir biçimde yavaşça düşmeli. Boyun tamâmen gevşemiş olmalı. Daha rahat pozisyon için yastık desteği alabilirsiniz. Ağız hafifçe açık, çene serbest, gözler kapalı olmalı... Ağzınızdan nefesi dışarıya verin ve bırakın, beden kendisi alsın. İçinizi boşaltın! Dünyânın pasından ve kirinden, nefes aracılığı ile arının... Nefes sâkinleşip düzene girdiğinde, kendi doğallığı içinde iken, derine girin. Nefesle bedeninizin derinlerine girin.
 
“Kaf, Hâ, Yâ, Ayn, Sad, Hâ, Mîm, Ayn, Sîn, Kaf nurlu harfleri” ile, “Kün Fe Yekûn!” emri ile bedeninizi, iç gözünüz ile görebilirsiniz. “El Kahhâr”, yâni “Vâhid oluşunun sonucunu yaşatarak izâfi, görsel benliklerin aslâ vârolmadığını seyrettiren” bu esmâ ile, potansiyel melekelerini hissedebilirsin. 
 
Harekete geçen bu melekeler, sanki bacaklarınızı aldı ve götürdü! Bacaklarınız yok ve tamâmen serbest. Bacaklarınızı yok olarak hissedin ve bedeninize bağlı olmadığını, üst benleriniz ile de vârolabileceğinizi bilin. Sonra kollarınız bütünüyle serbest olmalı. “El Kahhâr” esmâsı ve harekete geçen melekeler, önce sağ, sonra sol kolunuzu gövdeye bitişik olan yerinden söküp alıyor ve sizi, bedeninizin size âit olmadığını göreceğiniz bir farkındalığa hazırlıyor. Ve artık siz, kollarınız değilsiniz. Bu işlem o kadar rahat gerçekleşiyor ki, hiçbir direnme, sıkışma ya da sıkıntı yok. Süreç sırasında bedendeki bâzı bölgelerden garip sesler gelebilir. Ancak ne olursa olsun, bilin ki onlar öldü ve kopup gittiler. Aslî melekeleriniz onları götürdü ve siz basitçe izliyorsunuz... 
 
“Her şey yok olucudur, fânîdir. Onun vechi müstesnâ!” âyetini yaşıyorsunuz. Kollarınız, ayaklarınız yok! Şimdi sıra başında, başınızı hissedin. Bu arada başınız nereye dönmek isterse istesin, bırakın onu dönsün! Ve Azrâil Meleği, “Tüm görseller ancak izâfîdir. Gerçek olan ancak O’dur! El Kahhâr!” mânâsı ile “Bismillâh!” deyip başınızı aldı! Artık başınız yok...
 
 Ve bu durum karşısında yapabileceğiniz hiçbir şey yok! Sâdece izliyorsunuz... Evet, sâdece gövdeniz kaldı. Şimdi burada, gövdenizde olun; burası sizin merkeziniz! Göğüs ve göbek. En birinci dâire, kalp ve mide dâiresi! Burada bekleyin ve dinlenin. Sıfır düşünce, ama yine de varsınız. Hiçbir şey yok, ama yine de varsınız. Varlığın tam merkezindesiniz. Burada durun, bekleyin...
 
 Tüm varlığı burada hissedin! Düşünce yok, duygu yok; “saf vâroluş” var. Şimdi “El Bâis” esmâsı, sürekli yeni yaşam boyutlarını var kılan, sizi yeni boyutlarla baas eden esmâ iniyor ve ilgili melekeleriniz harekete geçiyor! Âmentü’de yeralan “Vel bâ’sü bâ’del mevt!” hakîkatinin ölüm sonrası diriliş melekleri, yeni tecellîye göre sizi, “Allâh”, “Ehad”, “Celâl”, “Celîl”, “Bedî” isimleriyle gövdenizden başınıza, kollarınıza ve ayaklarınıza kadar en uygun şekilde yeniden diriltiyor! Bu yeni gövdenizde baş, kollar ve bacaklar yeniden oluşuyor! Eskisinden daha güçlü, daha tam, daha zarif! Yeni ve tâze enerji, dengeye gelmiş gövdenizden başınıza, bacaklarınıza ve kollarınıza doğru çok daha canlı akıyor... Böylelikle “El Bâsıt” esmâsı ile daha derinlere kök salacak ve meyve vereceksiniz. Boyutların derin görüşüyle, “El Bâsıt” hakîkatiyle buradan dirileceksiniz... 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Ercüment 28 Haziran 2018
Elhamdülillah inşaallah tam yaşarım.