clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
‘Hz. İnsan’ın Semâ Üzerindeki Têsir Kudreti
31 Mayıs 2018 Perşembe / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
ŞURADAN BAŞLAYALIM... Bebeğin ağlaması, anneden sütün gel- mesini sağlar. Annede süt çeşmeleri dolduğu için, bebek ağlamakta- dır. Ve anne süt vermekten, bebek ise emmekten çok memnundur.
Aynen bunu gibi; beşerin âcizliği ‘İnsân-ı Kâmil ’in duâsına se- bep olur.
 
“Andolsun; size içinizden,
öyle bir peygamber gönderilmiştir ki, bir sıkıntıya düşmeniz ona pek ağır gelir. O mü’minlere şefkatli ve rahîmdir.” Tevbe Sûresi, 128
 
“Siz hiç günah işlemeyen bir kavim olsanız; Allâh sizi yok eder, yerine günah işleyen ve ardından tövbe eden kullar yaratırdı.” Hadis
 
Hz. İnsan’ın o duâsı, Rahmân olan Allâh’ın süt, yâni ilim ok- yanusunu dalgalandırır. Dalgalanan bu nur denizindeki her bir köpük; yıldızları, küreleri oluştur.
 
Sonsuz ilmin, ‘İnsân-ı Kâmil’ irâdesi ile kudret (enerji) dâi- resine yansıması; felekleri ve oraya münhasır yaratılan melekleri oluşturur.
 
Elest Bezmi’nde Cenâb-ı Hakk “Ben sizin ‘Rabb’iniz değil mi- yim?” demiştir. Bütün ruhlar bu yüksek ihtizâzat karşısında do- nakalmış, âdetâ şok olmuşlardır! Ancak o sese “Evet! Sen bizim ‘Rabb’bimizsin!” diyen ‘İnsân-ı Kâmil’ bilincinin biricik temsilcisi Hz. Muhammed (a.s.) olmuştur. Tüm felekler ve mertebeler, bu hitâbın ürünüdür. “Sen olmasaydın ey habîbim! Felekleri yaratmaz- dım...” mânâsı, bilincin felekler üstünde olduğunu gösterir bize. Yâni gözlemci, nesneyi etkiler.
 
‘Mutlak Şuur’un âlemler mertebesinde bilinmek istemesi sır- rınca, Ulûhiyet âleminin temsilcisi olan ‘İnsân-ı Kâmil’; tıpkı arının çiçeklerin özü olan balı peteklere doldurması gibi, âciz beşerin ihtiyâcı olan özü, yâni ebediyet sırrını feleklere, kürelere mayalar.
 
Her bir küre (yıldız), ‘Hz. İnsan’ın zikrinden, duâsından yük- selen bu nûr ile dolar. Ve feleklerde konumlanan o melekler, ‘“İnsân-ı Kâmil”’in yaptığı o duâyı, her an tüm vâroluş için zikir ile türetir. Arzlar mertebesine o duâyı yayarlar yâni...
 
“Allâh yaratandır ve türetendir.”
Mü’minûn Sûresi, 79
 
Allâh; ‘İnsân-ı Kâmil’ irâdesi üstünden gösterdiği ilmini ve irâdesini, felekleri ile açığa çıkartır; melekler ile de türetip çoğal- tır. Hepimiz bir üstümüzdeki bilincin rüyâsı içinde evrilmekteyiz. Ve üst bilinçte olan her bir hâl, bizi de etkiler.
 
Onun için ‘Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür.’ derler... Âlimin il- mi ile o âlem var kılınmakta, devâm edegelmektir. O frekans bu boyuttan veyâ bizim mezilimizden, farkındalığımızdan çıkınca; yâni biz gaflete düşünce, o etkinin meyveleri de onun ile silinir. Onun ile mayalananlarda ise hâl olur, silinmez.
Muhyiddin İbn-i Arabî Hazretleri’nin de Füsûs’ül Hikem’de söylediği gibi...
 
“Allâh, ‘İnsân-ı Kâmil ’i âlemin rûhu kıldı. Sûretlerinin kemâlâtından ötürü de ona ulvî ve süflî âlemleri musâhhar kıldı. Nitekim âlemde Hakk Teâlâ’ya hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Kezâ, sûretinin hakîkati hürmetine, âlemde ‘insan’a musahhar olmayan tek bir nesne bile yoktur.” Nitekim Kur’an’da “Allâh, göklerde ve yerde olan şeylerin hepsini sizlere musahhar kıldı.” buyurulmaktadır. Câsiye Sûresi, 13
 
Şu hâlde âlemde ne varsa hepsi de ‘insan’ın têsiri altındadır. Ama bu gerçeği ancak âlim olan ‘İnsân-ı Kâmil’ bilir! Ve bunu bilmeyen kimse de, câhil kalmış olan ‘insân-ı hayvan’dır.” Füsûs’ül Hikem, sayfa 300
 
Nefisini bilen ‘Rabb’ini bilir. Ve dahî “İnsan benim sırrım, ben de insanın sırrıyım.” mânâsınca insan, ‘nefs-i kâmile’ye, yâni ‘İnsân-ı Kâmil’ sırrına yol bulmalı ki; âlemin ona ithâf edildiğini anlayabilsin!
 
Nefsin mârifeti, kemâlâtı ölçüsünde mârifetullâh elde edilir. Âlemin nûru ve rûhu, bu mârifetullâhtır. Zîrâ bu, muhabbetullâ- hın tohumudur! Muhabbetullâh, nurların nûrudur...
 
Bu tohumun ve nûrun mazharı olan bu âlemin fertleri Güneş, Ay, yıldızlar ve diğer şeyler; asıl olan mârifet nurlarından doğ- muştur. Gerçekte Güneş, Ay ve yıldızlar, insandaki ilâhî esmâla- rın görünümüdür.
Büyük İslâm düşünürü Nesefî,
İdris Nebî’nin “Yukarısı aşağısı gibidir.” tanımlamasını şöyle anlatıyor...
 
“Küçük insanda (âlemde) ne varsa, büyük insanda da (İnsân-ı Kâmil) vardır. Çünkü nutfe rahme düşünce ilk cevher meydana gelir. Yedi dış âzâ; baş, göz, iki el, ferç, iki ayaktan meydana gelir. Bunlar yedi iklimdir. Bâtın âzâlar; akciğer, dimağ, böbrek, kâlp, öd kesesi, ka- raciğer ve dalaktan meydana gelir. Bunlar göktür.
 
Meselâ, akciğer ‘birinci gök’tür. Ve görüneni Kamer (Ay) feleğidir. Zîrâ Kamer feleği, büyük âlemin mesâbesindedir. Ve iki âlem ara- sında vâsıtadır. İlim tahsili ve tedbir, geçim ve rızıkla görevli olan melek, bunların başıdır. Cebrâil bunlardandır. Cibril, âlemin ilmine sebeptir...
 
Dimağ, ikinci semâdır ki; görüneni Utarid (Merkür) feleğidir. Zîrâ büyük âlemin dimağı Utarid feleğidir. Bu semâda da çok melek vardır. Gayret, fikir ve düşünce ile görevli olan melek, bunların bü- yüğüdür.
 
Yine buğrak tâbir ettikleri, üçüncü semâdadır. Görüneni Zühre (Venüs) feleğidir. Zîrâ Zühre, büyük âlemin böbreğidir. Bu felekte çok melek vardır. Neşe, ferah ve şehvet üzere müekkel olan melek, bunla- rın büyüğüdür.
 
Kâlp dördüncü semâdır. Görünen feleği Güneş’tir. Zîrâ Güneş, büyük âlemin kâlbidir. Hayat üzere müekkel olan melek, bunların re- isidir. İsrâfil (a.s) bunlardandır. Zîrâ İsrâfîl (a.s) iki âlemin hayat sebebidir.
Öd kesesi beşinci göktür. Görüneni Merih (Mars) feleğidir...”
 
Kur’an’da Cenâb-ı Hakk;
 
“Göklerde ve yerde olan şeylerin hepsini sizlere musahhar kıldı.” Câsiye Sûresi, 13
buyurmaktadır.
 
Evet; göklerde (semâvat) ve yerde (arz) bulunan her şeyde “Ben kimim? Bütün bu varlıklar niçin benim hizmetime sunulmuş- tur?” diye düşünenler için ibret ve işâretler vardır. Bunları oku- yabilen insan, ‘Ceberût’ ve ‘Melekût’a kadar bütün mevcûdâtın O’nun tarafından kendi hizmetine sunulduğunu kavrar ve O’nun zâtına döner. (Hakk’ka Rücû)
 
Kendisine verilmiş donanımları işletime sokar ve varlığının terkîbini keşfeder. Bilinçle bir olur ve bununla şereflenir. Bu sâ- yede de varlığın tümünün, kendi hizmetine sunulması nîmetine mazhâr olur.
 
 
“Kutsal insan (İnsân-ı Kâmil) vâhidi kucaklar ve bundan ötürü de Semâ’nın (Arş) altında ne varsa hepsinin de üstünde kudret sâhibi olur...” LaoTzu
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.