Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Makro-Kozmos “İnsan”, Mikro-Kozmos “Evren”...
21 Aralık 2017 Perşembe / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
İNSANIN ÖZÜ, bütün niteliklere hâizdir. Zîrâ her şey bu tohumdan meydana gelmiştir.
 
 “Allâh tohumunu ek, ‘İnsân-ı Kâmil’ meyvesini topla!” der Hz. Gaybî...
 
Tohum ve meyvenin bir olması hasebi ile O’nda olan her şey, bizâtihî insanda mevcuttur. İnsanın değeri bu mevcûdiyetin ötesinde, ‘Muhakkak Âdem’i kendi sûretimde yarattım.’ mânâsında remiz edilen bir noktadır; O’nun ilâhî bilinçle muhatap olmasından kaynaklanır.
 
 Ve insan potansiyelinde olan bu niteliğin farkındalığı-işletimi ile çok farklı boyutlar açılır. Eğer ‘mutlak şuur’un bu cömertliği ile daha derin bakışlı, mevcut şartları aşan bir iletişim ağını fark edebilirsek; o zaman bu feleklerde bulunan şuur sâhibi melekler ve rûhânîlerle görüşebilme olanağına da sâhip olabiliriz.
 
 Bunu farklı bir düzlemde her an yapmaktayız. Ve bu yetimiz, geliştirilebilir.
 
 Bilimsel olarak sâbittir ki; hücrelerimizin yüzeylerinde ‘hipotalomustan gelen bilgileri alan alıcılar’ vardır. Ve duygularımızı nöro-kimyâsallara dönüştüren hipotalomus ile bu hücreler arasında derin bir bağ mevcuttur.
 
Bunlara ‘benliğin alıcıları’ (self receptors) adı verilir. Hücre zarında bulunan bu yapılar niyetlerimizle, kişiliğimizle ilgili bilgileri algılar. Sâdece kendi benliğimizle ilgili değil, çevreden gelen benlik bilgilerini de yakalarlar. İnsan çevreden gelen tüm etkileri bilinçaltı düzeyde yakalayabilir ve zamân içinde de anlayabilir...
 
İnsanın ‘cem etme/toplama yeteneğine sâhip’ anlamına gelen ‘halîfe’ ismini alması bu yetiden kaynaklanır. Halîfe denilmesi, hakîkatlerin-bilgilerin-verilerin hepsini kuşatabilme yeteneğinden dolayıdır. Dolayısı ile insan (bilinç) sâdece içinde bulunduğu bu alan ile sınırlı değildir. ‘İnsân-ı Kâmil’, Hakk’kı kemâl düzeyinde gösteren tümel akıla işâret eder...
 
 İnsanlardan alınan hücreler üzerinde yapılan deneylerde, hücrelere oradaki elektriksel ve biyo-kimyasal etkinlikleri gözlemleyebilecekleri âletler yerleştiriliyor. Ve 40 mil ötede o hücrenin sâhibi hangi duygu durumuna girerse, o kişiden alınan hücrelerin de aynı etki içine girdiği gözlemleniyor.
 
Çevreden gelen her etki, farklı bedenlerde farklı etkiler gösterir. Bunda çevre faktörü, genetik kodlar ve doğum ânındaki kozmik etkiler gibi birçok etken rol oynar ve bunların tümü potansiyellerimizi oluşturur. Her insan bu anlamı ile özeldir. Çünkü evren kendisini tekrâr etmez...
 
Çevreden gelen her etki, kişiye özgü titreşimler olarak algılanır. Bâzı durumlarda iki kişinin titreşimi birbirine uyar ve halk arasında ‘yıldızın barışması’ tâbirini kullanırız. Bâzen aynı etkilere farklı tepkiler veririz. Burada belirleyici etken esmâlarımızın çeşitliliği, farkındalığımız ve tecrübelerimizdir. Esmâlar ise Rubûbiyet dâiresindeki sıfatlarımızdır.
 
 İki frekansın aynı dalga boyunu paylaşması, ‘birlikte titreşmeleri’ anlamına gelir ve insanlar bu yapıları ile kendilerine yakın insanların titreşimlerini yakalayabilirler.
 
 “Kim hangi yıldıza (titreşime) bağlıysa, onun mîzâcı o yıldızın hükmündedir.” Hz. Mevlânâ
 
Ve bu anlamı ile aralarında telepatik bir iletişim ağını oluşturabilirler. Burada önemli nokta şudur ki; bizler fiziksel olmayan bir düzlemde fiziksel olmayan bir alan üstünden iletişim kurarız. Bu, şu demek!
 
Biz zaman ve mekâna bağlı değiliz. İnsanlar çok uzak mesâfelerden birbirleri ile iletişime geçebilirler. Bugün bilim, evrenin sınırlarını çözemiyor ve bu durumda farkında olmadan gayba, ‘Lâhût’a îmân ediyor.
 
 Bilim bu bulmacanın bir parçasıdır. Analize dayanır. Parça, sınırlı olanın hükümleri ile kayıt altındadır. Ancak evren bölünmeyen, parçalanmayan bir bütündür. Ve sâdece bütün olan bilinç bu sistemin üstüne çıkabilir. (Dönüşüm)
 
 Bu noktadan hareketle; ‘İnsân-ı Kâmil’in bir boyutu Hakk, diğer bir boyutu da ‘halk’tır. Bu ‘cem etme’ vasfından dolayı ona ‘Allâh’ın halîfesi’ denilmiştir...
 
 “Kutsal İnsan, bir insanın fizik sûretine sâhiptir; ama onda bir beşerin duyguları yoktur.
 
İnsan sûretinde olduğu için diğer insanlar arasında onlardan biriymiş gibi yaşar.
 
 Kendisinde beşerî duygular olmadığı için ‘doğru’ ve ‘yanlış’ (hoşlanırım-hoşlanmam) gibi değer hükümleri ona erişemez, têsirler onda tepki oluşturamaz.
 
 Ortak beşeriyetin bir rüknü olduğu sürece ne kadar da değersiz ve küçüktür o! Ama kendisinde Semâ’nın kemâlini taşıması açısından (bu âlemde) yektâ olduğu sürece de ne kadar yücedir!”
 
 Çuang Tzu
 
 Tekâmül boyutu olan dünyâmızda tekâmül etmiş bir insan nasıl yaşar, nasıl davranır?
 
Bilgisi-idrâkı ve aklı gelişmiş bir insan, hiçbir zaman telâş etmez. Her zaman sâkin-sabırlı-âsûde ve mutludur. Boşuna enerji sarf etmez, endişe ve üzüntü onun için bahis mevzuu değildir. Hiç kimseyi kınamaz, hiç kimseyi yargılamaz, insanı insandan ayırmaz, almadan verir, sevilmeden sever. Ketumdur, boşa konuşmaz. Sözü öz ve gerçektir. Eline, beline ve diline hâkimdir. Sonsuz hoşgörü ve tevâzû sâhibidir. İbâdeti şekilde değil, bilinçtedir. Zenginlikten mağrur olmaz; fakirlikten yokluk duymaz... O önünde yürümekte olan zaman şeridi üzerinde sıralanmış olan olayları, mâlzemeleri ve bilgileri, âdetâ yürüyen bir bandın önündeki işçi gibi zamânında alır; tercihini yapar ve zamânında yerine koyar. Çünkü hayat, tercihler arasında akıl ve gönülle yapılan seçimler zinciridir. Sırasını kaçırdığı bir işi yapmak, onu geri döndürmek için boşuna enerji sarf edip üzülmez. Sırası gelmeyen bir olay ve bir iş için de telâş etmez! Aksilik çıkacak diye endişe duymaz. Zîrâ o, her şeyin müspet olacağını, her şeyin yolunda gideceğini bilir ve buna tam olarak inanır. Çıkabilecek pürüzlerin de akıl ve vicdanla çözüleceğini bilir. Gerekli olan çalışmayı gereksiz enerji sarf etmeden, lâzım olan yerde ve lâzım olan zamanda yapar.
 
‘Kâmil İnsan’ın, gecesi de gündüzü gibidir. Uykusu rahat, rüyâları ferah ve yol göstericidir. ‘Kâmil İnsan’ yaşadığı her andan zevk alır. Doya doya ve dolu dolu yaşar. Doğal sirküleyi hisseder; tabiatla hem âhenk içindedir, hem de ‘an’da yaşar. Her nefes alışından mutluluk duyar... Olmakta olan her şeyin bütünün yarârına ve hayrına olduğunu bilir. Olgun bir insan; kâinâtın âhengini, bu âhenkten doğan güzelliği her yerde, her şeyde, her an gören, hisseden, yaşayan ve îcaplarına uyan kişidir. ‘Hz. İnsan’, teklik bilicine uyanan insandır. ‘İnsân-ı Kâmil’; semâvî ve arzî âlemleri hâl yaşantısı ile üzerinde taşıyan zâta denir. Allâh’tan aldığı ‘İlm-i Ledünnî’yi vücûdunda bulandır. Zâten ‘İlm-i Ledün’, “minledünnhü” (O’nun katından) anlamı ile “Allâh’ın ilimi benim vücûdumdur!” yaşantısında olan zatlara âittir.
 
 Seçilmiş zatlar, zâhirde kalanlardan değildir. Bu zatlar ‘Kelimât-ı Resûl’ değerindedir.
 
“Ümmetimin âlimleri Ben-i İsrâil’in peygamberleri gibidir.” Hadis Esmâların têsir kudretinde dengededirler.
 
“Yaptıklarınıza (tebliğinize) karşılık şimdi âfiyetle yiyin için...” Mürselât Sûresi,
 
 Evet, gerçekten de Allâh’tan tebliğ alan kişilerin yediklerinde başka bir tad, başka bir lezzet vardır. Hayâtınızda her zaman yediğiniz bir şeyin tadını bilirsiniz; ama bir an olur ki aynı şeyin ikinci lokmasını yer ve hayret edersiniz. ‘Ömrümde bu gıdâyı bu lezzetle yemedim!’ dersiniz. İşte o an aldığınız tat; sizdeki, müttakî olan bilinçli îmânın tadı olarak tebliğdir! Size tebliğidir! Sanki cennet yiyeceklerinden yemiş gibi olursunuz yâni. Koklamak da öyledir.
 
 “Kutsal insan; bir beden içine yerleşebilir, ama ona bağlanmaz. Duyguları tarafından değil aklı tarafından yönlendirilir. Tam ve erdemli olan aslâ ölmez.”
 
Lao Tzu
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.