Kubilay AKTAŞ
Kubilay AKTAŞ
Ölmeden önce öl !
18 Temmuz 2017 Salı / namehaber@namehaber.com - Tüm Yazılar
Hz.Peygamber`in Hira`daki deneyim, entelektüel bir tesbit veya bir şey hakkındaki fikir veya bir anlayış değildi.
 
Bizzat varlığın rahmine bir daha ölmek üzere doğmak ve böylece doğum - ölüm döngüsünü aşıp bilincin ölümsüzlüğüne şahit olmaktı, iliklerine kadar yaşanan derin bir metamorfozdu, deneyimdi. Keşif ehli bunu deneyimlemiş olandır. Düşünce, akıl ehli ise bunun edebiyatını sloganlaştırır.
 
“Ederler davasını, bilmezler manasını”, şekilci alimler için söylenmiştir.
 
İlahi nefha ile Peygamberin Hira`da yaşadığı deneyime şahit olmadan, onun o vecdine, dansına ulaşmadan; Kur`an`ı ancak beden - akıl düzleminde anlayabilirsin, kalp - sezgi boyutundaki şuurda değil. Hatta bakacaksın ki Kur`an tamamı ile bu deneyimi anlatıyor, seni buna hazırlıyor. 
 
Varoluşsal biliş olan deneyim olmadan, kişiler sadece hakikat hakkındaki kendi çıkarımlarındaki fikirleri dövüştürürler. Derinlerinde ego ama sözde hakikat adına böylesi bir benlik mücadelesi ruhlarında derin yaralar açar. Büyük ayrılıklar nefret, kin, fanatiklik ve dünyadaki savaşlar, hep beden - zihin - akıl yapısında sıkışma, sürtüşme kaynaklıdır. Güç, bilinçli deneyim sahibi ellerde savaş ile değil sanat ile ifade edilir. Beden - zihin bir güçtür.
 
Varoluşsal biliş, fili bütünü ile görmektir, ona şahit olmaktır. Fili bütünden gören bir kişi, filin aslında kamçı olduğunu, ama bazı cahillerin ona hançer ve varil gibi isimler taktığını iddia eden kişinin nerede takılı kaldığını bilir. Takılı kalanlar, herkesin kendisine takılması, kendisi gibi düşünmesi konusunda ciddi takıntı gösterirler. Fili bütünden görenler ise takılanların, takıntılarına ancak işaret edebilirler. Sana düşen, sadece tebliğdir. Bu ise bütünlük ve feraset kaynaklı olduğu için rahatlık içerir ve şifalandırıcıdır.
 
Referans kaynağı akıl tipimizden ve duygusal, düşünsel girdaplardaki çıkarımlarımızdan daha öte, ilim ve evren yasaları olan bilim olmalı. Zira Allah bize, birliğini bilmeyi emretmiş, Zatını bilmekten ise sakındırmıştır.
 
“Allah sizi kendisinden sakındırır.” (Al-i İmran, 28) Bu ayet ile Zatın bilinemez olduğunu bildirmiştir. Hz Peygamber de Allah`ın zatı hakkında düşünmeyi yasaklamıştır. Allah`ı bilemeyiz ama onun birliğini her yerde bilir, görürüz; işte bu marifettir.
 
Düşünce ehlinin referans kaynağı, kendi akıl tipidir ve kendi varlık seviyesinin akıl tipinin topladığı delillerdir. Keşif ehli ise var olan şeylerden yükseğe çıktığı için onlar hakkında sadece Hakk`ın müşahadesi kalır. Şekilci alimlerin cemaatinde, tarikatında isen sen Hak yoldasın, doğruyu bulmuşsundur maşallah. Karşındakinin akıl tipi, kelime repertuvarı, kendininki ile aynı düzlemde, aynı dili konuşuyorsa o kardeş hakkı söylüyor olur. Ama aynı hakikati anlatıyor, fakat farklı bir dil kullanıyorsan, bu mübarek de bunu anlamadıysa, sen ya sapıtmış ya da cinlenmişsindir.
 
“Size deli (mecnun, cinni) denmedikçe imanınız sahih olmaz." (Hadis)
 
Hasan-ı Basri şöyle der:
 
“Biz öyle insanlar gördük ki eğer siz onları görseydiniz, bunlar mecnun diyecektiniz.”
 
Keşif ehlinin hali ise söylemden öte deneyimdir. Bu yolun adamı, düşünceyi dahi kendisinden bütünüyle uzaklaştırır. O, düşünce halini engellediğini bilir. Tefekkürün düşünmekten öte, düşünceleri aşıp düşünene ulaştıran bir fark etme olduğunu bilir. Kendisini sadece Rabbin kapısında kalbini gözetlemeye verir.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Ümit Bekir 18 Eylül 2017
Selam ''Allah adına'' konuşmak ile ''Allah'ın adıyla'' konuşmak arasındaki farkı idrak ettiğimizde birbirimize karşı daha hoş görü ile yaklaşmamızın oranı artacaktır.Kişi kendi yorumunu ''ed-din'' diye sunarak zann'larını mutlaklaştırdığında karşısında bulunanlara yaşama hakkı tanımayabiliyor.Oysa ki bir'lik idrakına ulaşmış kişi için onu/herşeyi sevmekten başka ''yol'' yok.Her şey ''alak'' üzerine...Hakk üzere olduğunu iddia eden birisi zaten kimseye kızamaz ki.O bilir ki her şey O'nun bir manasıdır. Kişi eğer kendini Allah'a teslim etmemiş ve O'nu muallim kabul etmemiş ise bugün A isminin veya ekolünün yarın B isminin veya ekolünün peşinde hayat geçirir durur.Oysaki O'na teslim ol'arak kendisine öğretilen bir şeyi amele dönüştürdüğünde Allah ona bilmediğini öğretir ve bunun ikincisi,üçüncüsü...sonsuza kadar devam eden bir süreç.Ve akledelim O'nun öğrettiğinde bir yanlışlık olabilir mi? Bu öğrenim ancak tam bir teslimiyet içerisinde olarak elbisemizi temizlemek ile mümkün olur.Bu temizliği başaranlar Kur'an'a dokunabilir.(Vakıa Suresi ayat 79)Kur'an ise Resul'ün-senin- kalbine ilka edilenin adıdır(Bakara suresi ayat 97).Ve kişi elbisesini temizledikçe ona dokunabilir.İdrak gerçekleştiğinde dokunma gerçekleşir ve böylece ayet/ayat açığa çıkar.Bu Muhammed(sav) de 23 yıla yakın sürdü.Bu süreç tamamlanır iken ve(ya) tamamlandığında ise aynı Allah Resulunun dilinden döküldüğü gibi ''ümmeti ümmeti'' kelimeleri dökülür.. Ümmet.Bu kavramı araştıranlar görecektir ki bu bir'lik/bütün ile alakalıdır.Hatırlayalım Allah Resulunun 73 fırka hadisini.Bu hadis ''Ümmetim'' diye başlamaktadır.Ve bilinen bir gerçektir ki Allah Resulu bir kavme veya bir bölgeye gönderilmiş değildir.Allah Resulü bütün insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.Yani bütün insanlık ve alemler ümmetidir.Ve bu ümmeti 73 fırkaya ayrılacak ve yahudileşenler/yani genel bir ifade ile gadapı hak edecek eylemleri üzerilerinde barındıranlar ve hıristiyanlaşmışlar yani dallin eylemini kendilerinde kökleştirenler ya da başka bir ifade ile sadece tenzihte veya sadece teşbihte kalarak parçalayanlar -her iki zihin yapısıda parçalamışlardır- ihbut yani düşüş yaşanılan en alçak yerde/boyutta kalarak ateşte kalacaklardır.Oysa kitabı,hikmeti,tevratı ve İncili (Ali İmran ayat 48)oku'yanlar elbisesini temizledikçe Kur'an'a dokunacaklardır.Ve hadiste bildirildiği üzere bundan çıkmanın yani ateşten çıkmanın yolu cemaat yani cem olmayı idrak etmekten-bir'liği idrak etmekten- geçmektedir.Bu da Allah Resul'ünün ve Ashabının yoludur. Gerçeği gör'menin yolu uyku halinden arınmakla mümkündür.(Yasin Suresi ayat 52).Bu ayat'ın müteşabihi ol'an Zümer sûresi ayat 42'dir. Bu gerçeği gör'me görevi de herkesin kendisindeki ile alakalıdır.Çünkü şahit tutulan kendi nefisleri/kendi nefislerindeki(ler)dir.(Araf suresi ayat 172)Ve senin Rabb'in bunları sana göstermek ve fark etmen için yol gösterecektir.Kişi bu fark ettiğini idrak etmeye çevirebilirse gerçeği o zaman görecek ve gerçekle o zaman tanışacaktır. Yoksa kendisi ve etrafı ile hep kavga içerisinde olacak ve zannları ile yaşamaya mahkum olacaktır.Can'lı olsada diri'liğe ulaşamayacak yani şahit olamayacaktır.Ve nefsindeki kendisine tastamam verilecektir.Elbisesini temizlemeyen âmâ kalacaktır.Burada âmâ kalan/olan ahirette de âmâ kalacaktır/olacaktır.(İsra suresi ayat 72)Böylece gerçeği göremediği gibi kendisine verilen emaneti ihmal ederek çok cahil ve çok zalim diye anılacaktır.(Ahzab suresi ayat 72) Selam ve saygılar