hilmisol
hilmisag
hilmiust
Hasan TÜRKSEL
Hasan TÜRKSEL
Türkiye kadar olamadınız
4 Mayıs 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Koronavirüs nedeniyle son zamanlarda Özellikle İtalya ve İspanya,Türkiye ile Tıp Alanında kıyaslanıyor. Özellikle İtalya'da aydınlar Türkiye kadar olamadınız diye sağlık politikalarını eleştiriyorlar.
 
İtalya Bilim Kurulunun bu eleştirilere verdiği cevap muhteşemdir.
 
Aynen şöyle diyorlar;”Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sinir cerrahı Prof.Gazi Yaşargil isminde bir Türktür.
 
ALS Hastalığı üzerinde dünyada en önde olan isim Prof Hande Özdinlerdir.Unutmayın o da bir Türktür.
 
Ülkesinde yüz ve kol naklini gerçekleştirdikten sonra dünyada ilk rahim naklini gerçekleştiren de bir Türk.Adı Prof.Ömer Özkan.
 
Dünyada ilk kez Beyin Hücrelerinin ölümünü engelleyen hocanın adı Dr.Murat Digiçaylıoğlu değil mi. O da bir Türk.
 
Robotla ilk kalp ameliyatını yapan,kalp krizini önceden haber veren Elektronik CİP'i de bulan Prof.Tayfun Aybek de bir Türk.
 
Behçet Hastalığını da 1937 senesinde bulan,teşhis eden,tedavisini gerçekleştiren doktor da bir Türk.Onun da adı Hulusi Behcet.
 
Türkler geleneksel olarak Tıp Alanında Avrupa Devletlerinden daima önde olmuşlardır. Unutmayın onlar hep İmparatorluklarda yaşadılar. Geçmişleri, tıp alanında deneyim ve hizmetleri çok derin.
 
Türkler tarihte hayvancılık ve harp sanatında dünyanın en sözü geçen milleti olduğundan, bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de insanlığa büyük hizmetleri olmuştur.
 
Göktürklerde Hekim Biguta, Karluklarda Hekim Haruna MS 728 yılından  bu güne unutulmaz hekimler arasındadır.
 
Müzikle ilk tedaviyi Osmanlı Devleti gerçekleştirmiş,Dünyada ilk Devasa Çadır Hastahanelerini 10-11-12 Y.Y Selçuklu Türkleri kurmuştur.
 
1037 senesinde vefat eden İbn i Sina Hekimlerin Hükümdarı olarak İtalyan okullarında okutulmuyor mu ?
 
Karaciğer ve sarılık hastalığını bulan, mikrobu tanımlayan da İbn- Sina’dır.
 
14. Asırda yaşamış FATİH’in manevi hocası Akşemsettin Dünyanın en önemli bulaşıcı hastalıklar hekimiydi. Mikrobun da mucididir.”
 
Bu yazdıklarım uzun bir makaleden seçtiklerim. İtalyanlar ve Avrupa hekimlerimizi bizden daha iyi tanıyorsa onlara helal olsun derim.Bu bizim ayıbımız...
 
Ben büyük Türkiye'nin beyinlerine güveniyorum.
 
Evdekal Türkiye diyorum.
 
Birazda hayata dair geleceğe dair dostluğa vefaya dair birkaç kelime yazmak isterim.
 
Dünya ve Türkiye Bu beladan inşallah kısa  sürede kurtulaca.k
 
Yine Güncel işlerimize döneceğiz.
 
Hayatta dik durmak çizgisini samimi ve çıkarsız sürdürmek çok zor. Allah çıktığımız ideallerimize sadık kalmayı beraber yola çıktıklarımızı yolda gördüklerimizle değişmemeyi bizlere nasip etsin.
 
Size samimi bir sorum olacak.
 
Hadi bakalım kendimizi bir sınayalım.
 
Sahi siz, O'musunuz ?..
 
(Kıssa'dan Hisse)                                     
 
Eski tarihlerde bir medresede eğitim gören çok samimi üç arkadaş medreseden mezun olduktan sonra birbirlerinden ayrılmaları çok zor olmuş. Yedikleri ve içtikleri ayrı gitmeyen bu üç samîmî arkadaş;
 
Nerede, hangi işte ve hangi görevde olurlarsa olsunlar, birbirleri ile;
 
İrtibatı asla kesmeyeceklerine,
Doğru Yol’dan,
Adalet ve Hakkâniyetten ayrılmayacaklarına,
Dine ve vatana hizmet davasından hiçbir zaman geri kalmayacaklarına" dair söz vermişler.
Aradan yıllar geçmiş birbirleri ile irtibat kuramamışlar. Çünkü o dönemde iletişim araçları sınırlı imiş.
 
Bunu bilen arkadaşlar zaman hepimizi yıpratır, yaşlanırız, şeklimiz şemâlimiz değişir, ileride karşılaştığımızda birbirlerimizi tanımakta zorluk çekebiliriz onun için aramızda bir şifre belirleyelim oradan birbirimizi tanırız diye şifre belirlemeye karar vermişler. Çok kısa ve hatırda kalıcı bir şifrede anlaşmışlar.
 
O da:
 
“BEN O' YUM !”... olmuş.
 
Aradan uzun yıllar geçmiş, bizim üç idealist dava arkadaşının her biri bir köşeye savrulmuş:
 
Biri Müderris (hoca),
Diğeri sayılır bir tüccar,
Bir diğeri de Mutasarrıf (vali) olmuş.
 
Tüccar olan şehir şehir dolaşırken, bir şehirde arkadaşının o şehrin mutasarrıfı (valisi) olduğunu öğrenir.
 
Hemen kadim dostu ve dâva arkadaşını ziyaret ve tebrik etmek ister.
Kapıya varır görüşmek ister  fakat güvenlik ve bürokrasi çarkını aşmak kolay olmaz.
Görevlilere kendini tanıtıp, vali beyin medrese arkadaşı olduğunu, yıllar öncesinden tanıştıklarını, anlatmışsa da fayda etmez, sırasını beklemek zorunda kalır.
Vakit geçmiş, lâkin kendisine bir türlü sıra gelmemiş…
Nice sonra bizim tüccarın aklına mezuniyet günündeki belirledikleri şifre gelmiş.
 
Derhal küçük bir kâğıt parçasına:
 
“BEN O’ YUM” diye yazmış ve görevliye uzatarak bunu, vali beye iletmesini istirham etmiş…
Onun bu ricasını isteksizce yerine getiren görevli az sonra geri dönüp aynı kağıdı tüccara uzatmış…
Bizimki şaşırmış… Ama asıl şaşkınlığı kağıdın arkasını çevirince yaşamış.
 
Kağıdın arkasında:
“Sen O' olabilirsin amma ben O' değilim!” yazmaz mı! 
 
Bu kıssa, günümüz insanlarını ne kadar da güzel anlatmıyor mu?
 
Hakikat şu ki, nice arkadaşlar makamla, parayla, şöhretle tanışıp  her imkana sahip olunca, adeta "Tanınmaz" hale geliyorlar ve: "Ben O değilim" çizgisine savruluyorlar.
 
Çünkü bu kişiler, ulvi ideallerle yola çıktıkları halde amaca ulaşmak için:
 
Yolda bulduklarını, yola çıktıklarına değişen ve amacına ulaşmak için her yolu mübah gören zayıf insanlardır...
 
Kıssamıza uygun bu gün:
 
“Ben O’yum!” diyebilen kaç gerçek dost ve arkadaş var ?
 
Öte yandan;
 
“BEN O' DEGİLIM ! diyenler dünyaya sultan olsa ne yazar?
 
Gerçek dostlarınızın çoğalması temennisiyle, hayırlı ve huzurlu günler dilerim. Selam ve Dua ile...                         
 
Ben hâlâ "O'YUM"
 
Ya siz peki
 
ICSNGD ULUSLARARASI TAHKiM HAKiMi (JUDGE) HASAN TÜRKSEL - NAME HABER 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.