Hasan TÜRKSEL
Hasan TÜRKSEL
Evde Kal Türkiye
12 Nisan 2020 Pazar / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Allah’ın izniyle Koronavirüs’le savaşı elbette kazanacağız. Ardından da yeni bir dünya gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız.
 
Bu nedenle, bir taraftan mücadelemizi sürdürürken diğer taraftan da salgın sonrası dönem için hazırlık yapmalıyız.
 
Dayanışmanın ve yardımlaşmanın büyük anlam kazandığı bu günlerde gerçekten zorda olan kimsesi olmayan ve kimseden yardım istemeyen herkesle ekmeğimizi paylaşmalı yardım severliğin ve iyiliğin  yardımlaşmanın her zaman paha biçilmeyecek kadar değerli ve kıymetli olduğunu UNUTMAMALIYIZ...
 
Tabii birde her zaman her yerde gurur ve onur duymalıyız. 
 
Bir şey daha var unutmamamız gereken 
 
Neler yapmamız  gerekir
 
Kurallara sıkı sıkı uymak. 
Evde kalmak.
Sakin olmak.
Provakatif haberlere inanmamak
Devlete yardımcı olmak.
 
Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayi kabul etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasini çağırmış. "Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi" demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere "Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar" dedim.
Amerikalilara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı oldugunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da "Denize girmek yasak! " dedim.
 
Değerli Dostalar 
 
ŞU ANDA YAŞADIĞIMIZ JENERASYON SON BAĞIMSIZ DÜŞÜNEN İNSAN JENERASYONU OLACAK
 
BUNDAN SONRA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ BAĞIMSIZ OLAMAYACAK VE DÜŞÜNEMİYECEK, ONLARI BU YENİ GELEN İNSAN ÇAĞINA TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ, AKADEMİSYENLER VE HATTA BİREY OLARAK YETİŞTİRMEMİZ LAZIM
 
ÜSTÜMÜZE DÜŞEN GÖREV ÇOK AĞIR
 
Bizim anlayışımıza göre yaşlılara hürmet, ömre berekettir.
 
Büyüklerimize, yaşlılarımıza saygıda kusur etmeden nazik bir dille evde kalmalarını istirham edelim. 
 
Unutmayalım; bugünler geçer, yaptıklarımız kalır.
 
 
Sizlerle yine bir Geçmişten bir örnek vereceğim 
 
1950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz’den aldığı Madura şaraplarını İskoçya’ya götürür. Demir attığı limanda yükünü boşalttıktan sonra, şilepte çalışan denizcilerden biri unutulan şarap kolisi kaldı mı diye denetlemek üzere soğuk hava deposuna girer. Onun içerde olduğunu fark etmeyen başka bir denizci ise, kapıyı dışardan kapatır. Soğuk hava deposunda mahsur kalan denizci, var gücüyle bağırır, çelik duvarları yumruklar, ama kimseye duyuramaz sesini. Çakısıyla içerden açmaya çalışır kapıyı, mümkün değildir. Boş şilep, yeni yükünü almak üzere Portekiz’e doğru yola çıkar.
 
Mahsur denizci, depoda açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek bulur. Ama deponun dondurucu soğuğuna fazla dayanamayacağının bilincindedir. Kapıyı açamayan çakısıyla, çelik duvarlara kendisini bekleyen ölüm sürecini yazmaya, daha doğrusu kazımaya başlar. Günbegün, adeta bilimsel bir titizlikle soğuğun vücuduna önce uyuşturucu sonra yavaş yavaş öldürücü etkilerini, el ve ayaklarının nasıl duyarsızlaştığını, donan burnunu ve buz gibi havanın dayanılmaz yakıcılığını anlatır.
 
Şilep Lizbon’a demir attığında, soğuk hava deposunun kapısını açan kaptan, zavallı denizcinin cesediyle karşılaşır. Duvarlara kazıdığı acılı sonunu okur ve.. kendisi de hayretten dona kalır.
 
Çünkü soğuk hava deposunun derecesi 19’dur. İskoçya’ya götürdükleri Madura şarapları 18 derecede taşınmayı gerektirmiş, şilep yükünü boşalttıktan sonra soğutma sistemi zaten kapatılmış olup, kendi haline bırakılan deponun sıcaklığı bir derece de yükselmiştir.
 
Yani biçare denizci donarak ölmemiş, donduğunu sandığı (ya da donacağına inandığı) için ölmüştür.
 
Paniğin bağışıklık sistemini % 50 zayıflatan bir etkisi vardır. 
Ve zihnimiz bize inanılmaz oyunlar oynayabilir.
Korku çoğu zaman iyidir, sizi hayatta tutar. Lakin panik her zaman kötü sonuçlar verir. İnsanın boş kaldığı, amaçsız hissettiği anlar ise zihnine en kolay yenildiği anlardır.
 
Sürekli sıkıldığınızı düşünmek, haberleri takip ederek olası felaket senaryolarına kafa yormak, sosyal medyadaki komplo teorileri ve asılsız haberler ile paranoyada level atlamak yerine zihninizi oyalacak işler ile meşgul olmayı deneyin.
 
Medeniyetin merkezi dediğimiz Avrupa da yöneticiler 60 yaş üstü hastaları yoğun bakıma almayın diyebilecek kadar acımasız  olduğunu bize gösterdi.
Halbuki bilmez ki Büyüklerimiz bize Allah tarafından emanet onlar Halbuki onlar bizim akıl hocamız liderimiz beynimiz zor zaman kapımız beynimiz  onların nefes alması bizim haykırmamızı dualarıyla dik durmamızın sebebi onlar
Sizleri çok yormadan  bir örnekle yazımı  bitireyim  
 
“50 YAŞ ÜZERİ HERKESİ ÖLDÜRÜN”
 
Padişah Emridir. Tüm diyardaki 50 yaş üstündekiler toplanacak ve infaz edilecektir. Gençlerden biri, babasını samanlıkların altına özel yaptırdıkları sığınağa saklar. Diyardaki tüm 50 Yaş üstündekiler toplatılır ve infaz edilir.
Padişah uyanıktır. Bakar ki bir direniş olmamıştır, hatta babalarını kendi elleriyle teslim edenler bile olmuştur...
Aradan bir süre geçtikten sonra, padişah "kırk ile elli yaş arasındakileri deniz kenarına toplayın" der, toplarlar. Padişah; "size üç gün süre. Üç gün sonra geleceğim bana kumdan tespih yapacaksınız eğer beceremezseniz hepinizin başı kesilecek" der.
Bir gün geçer kumdan tespih yapmak ne mümkün.
İkinci gün geçer hiç bir şey yapılamaz.
Üçüncü günün akşamı babasını sakladığını bile ölüm korkusundan unutan genç adam, koşar babasının yanına durumu anlatır... Baba oğlunu dinler ve mevcut durumdan çıkış yolunu söyler...
 
Süre bitmiştir. Deniz kenarına toplanırlar Ortada tespihten eser yoktur.
Cellatlar hazırdır. Ahali korku içinde kimisi eşinin, kimisi babasının, kimisi abisinin, kimisi en yakınının infaz kaygısı içinde...
Padişah Alana infaz emri için gelir.
"Verilen süre doldu görevi yerine getiremediniz" der ve tam cellatlara infaza başlayın diyecekken;
Babasını gizleyen adam, padişaha tüm ahalinin duyacağı ses tonuyla seslenir;
"Padişahım biz bu görevi yerine getirirdik, lâkin bir sorun niye getirmedik" der.
Padişah; olmayacak bir şeyin cevabı da olamıyacağını bildiği için, alaycı bir edayla "Söyleyin bakalım neden yerine getiremediniz" der.
 
Genç adam cevap verir. "Hünkarım biz çok düşündük kumdan tespih taneleri yapmak zor değil. Lakin bunun İmamesi nasıl olacak? Padişahımız ya beğenmezse...
Siz bu konuda tüm diyarın en iyisisiniz
İmameyi siz varken bizim yapmamız ne haddimize... Siz İmameyi yapın biz de taşları etrafına hemen diziverelim" der.
Padişah çok zor durumda kalmıştır.
İnfaz emrini veremez mecburen "Tamam sizleri afettim" demek zorunda kalır.
Döner kurmaylarına; "Ulan şerefsizler hani hepsini öldürmüştünüz bunların? Saklanan tecrübeli birini gözden kaçırmışsınız!" der...
 
Evet üretilen bir virüs yaşamımızı ve dünyamızı alt üst eder iken diğer tarafta hedef aldığı kitle, yaşamımızın aslında en kıymetlilerimiz olan, hafızamız olan, bir sözleri ile bizi yaşatacak ya da kırk yıl ileri götürecek olan tecrübelilerimizi hedef almakta.
 
Maalesef öyle bir psikolojik duruma geldik ki; neredeyse virüsün sebebi ilan edeceğiz onları. İşte bunu onlara yapmayalım, onları incitmeyelim...
 
Tıpkı babasını gizleyen evlat gibi onlara çok kıymetli olduklarını, onlara çok ihtiyacımız olduğunu, onlarsız bu karanlık yoldan çıkamayacak olduğumuzu ve onları çok sevdiğimizi hissettirelim ve şunu unutmayalım; onları feda edersek sıra bize gelecek.
 
ICSNGD TAHKİM HAKİMİ ( JUDGE) HASAN TÜRKSEL - NAME HABER
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.