clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Harun KARACA
Harun KARACA
Kimileri Amerika'da vezir, kimileri Brüksel'de rezil
20 Mayıs 2013 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Suriye’de yaşanan insanlık dışı olaylar karşısında Türkiye’nin aldığı haysiyetli duruş, CHP’yi derinden sarsıyor. Ölen minicik bebekleri, işkence edilen ve öldürülen, vatanlarından kaçmak zorunda kalan Suriyelileri görmek istemiyor Kılıçdaroğlu. Görmek istemediği gibi Türkiye’den mazlum Suriye halkına uzatılan ele de müdahale etmek istiyor. Müdahale etmek istedikçe de batıyor.

Reyhanlı’da geldiği adres açık olan bombaların patlatılmasının ardından da CHP ve Genel Başkanı adeta zıvanadan çıktı. 52 vatandaşımızın ölümüne sebep olan bu insanlık dışı vahşetin faillerinin, Suriye’deki Baas rejimiyle ilgili olduğu ortaya çıkmasına rağmen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ı suçlamaya devam etti.

Bugüne kadar kendi halkından yüzbinlerce insanı katleden eli kanlı diktatör Esed’inaleyhine tek söz etmeyen Kılıçdaroğlu, 26 aydır mazlum Suriye halkına ölüm yağdıran Esed’in yanına da tam 4 kez CHP heyetleri göndererek adeta Baas rejimine destek vermiştir.

Buna rağmen CHP lideri, Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirerek, zor zamanda birlik beraberlik görüntüsü vermekten kaçınan ve yarım milyon Suriyeliyi ülkelerine geri gönderme anlamına gelen “Esed’le görüşün” teklifinde bulunabiliyor!

KILIÇDAROĞLU, SOSYALİST BAŞKANI BİLE ÇİLEDEN ÇIKARTTI

En son, Kemal Kılıçdaroğlu,Türkiye’nin 30 yılını kana bulayan terörü bitirmek için çözüm sürecinibaşlatan Başbakan Erdoğan’ı, akıl almaz bir şekilde diktatör Esed’le kıyaslaması, kendi seçmenini bile şok etti. Öyle ki Kılıçdaroğlu’nun bu benzetmesi, Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı HannesSwoboda’yı bile çileden çıkarttı. CHP’nin bu söylemlerle nasıl bir “sol” parti olduğunu anlamakta güçlük çeken Swoboda bile “CHP bu kafayla iktidar olamaz” anlamına gelen sözler sarfetti.

Sosyalist Grup Başkanı Swoboda,“AP Sosyalist Grubu Esad’ın Suriye politikasına karşıdır. Sivilleri katleden bir diktatörün Erdoğan ile kıyaslanması bizim savunduğumuz ilkelere terstir” diyerek Kılıçdaroğlu’na güzel bir ders verdi.

NİHAYET IMF DEFTERİ KAPANDI

Türkiye’de geçen hafta ülke tarihinin en büyük dönüm noktası sayılacak bir gelişme yaşandı.Türkiye’nin ekonomik anlamda dünyanın yükselen yıldızı olduğunu ispatlayan gelişme, Türkiye’nin IMF’ye olan borcunu sıfırlaması oldu. Bazıları dezenformasyon yaparak bu tarihi olayı gölgelemek için özellikle sosyal medyada yalan ve saptırma haberler yaptırdı. İç borçla ilgili rakamları sıralayarak insanların kafalarını karıştırmaya, Türkiye’nin bu mutlu günün karalama uğraşı verdiler.

Sosyal medyadaki ‘IMF’ye olan borcumuz bitti ama özel sektörün borcumuz bitmedi aksine kat be kat arttı’ iddialarına da cevap veren Süleyman Yaşar, ‘Bu tamamen bir dolandırıcılıktır. Türkiye’nin IMF’den borç almasını ve İstanbul sermayesine vermesini isteyen takım bunları söylüyor. Amaçları da kendi borçlarını vatandaşın üzerine yıkmak’’ dedi.

IMF borcunu bitirdik ve Türkiye bütçesi 1961 yılından bile bağımlı olduğu IMF vesayetinden kurtuldu. Devletin borcunun düşmesinden bile sevinç duymayan insanların iyi niyetinden şüphe edilir.

AK PARTİ döneminde IMF'ye 23.5 milyar dolar ödeyen Türkiye, Başbakan Yardımcısı Babacan'ın yaptığı EFT'den sonra Fon'a borcunu tamamen sıfırladı. Babacan "Bu ödemeyle ülkemiz IMF'ye kredi sağlayan ülkeler grubuna girdi. 5 milyar dolarlık bir taahhütte bulunduk" dedi. Türkiye ayrıca 2014-2016 döneminde IMF İcra Direktörlüğü'nü de üstlenecek.

Son 10 yılda dünyanın 16. büyük ekonomisi konumuna yükselen Türkiye, aynı dönemde ihracat rakamlarını 31 milyar dolardan 152,5 milyar dolara çıkardı. Yüzde 54,4 olan enflasyon oranı yüzde 6’lara kadar düştü. Küresel krize rağmen ekonomi 2010'da yüzde 9,2; 2011'de ise yüzde 8,5 büyüdü. Kişi bası milli gelir yaklaşık 3,5 kat arttı.

SOSYAL MEDYADAKİ “BORÇ" YALANLARI

Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’in ifade ettiği gibi bugün devletimizin dünyadan net alacağı borç tam 44 milyar liradır.

Birilerinin özellikle özel sektörün borçları ile devletin borçlarını karıştırması doğru değildir.

Çarpıtma haberlerin aksine, Hazine'nin dış borcu 103.1 milyar dolar, Merkez Bankası’nın 7.7 milyar dolar, toplam borç 110.8 milyar dolardır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün itibariyleHazine’sindeki döviz rezervi 130 milyar dolardır.

Devletin brüt iç ve dış borcunun milli gelire oranı yüzde 36’dır. Bu oran, OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri düzeyindedir.

2002'de topladığımız vergi gelirlerinin yüzde 86'sı devletin iç ve dış borç faizine gidiyordu. AK Parti hükümeti bu oranı 2012'de yüzde 16.7'ye düşürmeyi başarmıştır.

2002'de reel faiz yüzde 25'in üzerindeyken bugün nominal faiz yüzde 5, enflasyon yüzde 6 civarında, Reel faiz ise negatif seviyededir.

Önceki gün Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody's’in aylardır ertelediği Türkiye'nin notunu yatırım yapılabilir seviye olan "Baa3" seviyesine yükseltmesi de, Türkiye ekonomisinin önlenemeyen yükselişinin kanıtıdır.

ERDOĞAN, OBAMA İLE ESED’SİZ ÇÖZÜMÜ GÖRÜŞTÜ

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti, sadece ülkemizde değil tüm dünyada ilgiyle takip eden uluslar arası büyük bir haber olarak dünya medyasında yer aldı. Başbakanımız Erdoğan’ın üst düzey protokol ile ağırlayan ve özellikle Suriye’deki zulüm konusunda Türkiye’nin tezleri doğrultusunda açıklama yapan ABD Başkanı Obama da, Esed’siz bir çözümden yana olduklarını söyledi. ABD Başkanlık Sarayı Beyaz Saray’daki basın açıklamasında Başbakanımız Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama’nın yanında Gazze ve Batı Şeria’yı önümüzdeki aylarda ziyaret edeceğini açıklaması da diplomatik anlamda çok önemlidir. Zira daha önce ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin aksi yönde açıklaması olmuştu. Başbakan Erdoğan’ın tüm dünyanın önünde ve ABD Başkanı’nın yanında Gazze’ye gideceğini açıklaması Ortadoğu barışı için yepyeni bir sayfanın açılacağının göstergesidir.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.