E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
İdlip Üzerine
2 Mart 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Rusya ile Türkiye ilişkilerinin hiçbir zaman bahar havası içinde yürümeyeceğini son İdlip krizi bir kez daha göstermiştir. Türkiye -Rusya ilişkileri bir buzdağının andırmaktadır. Görünen yüze baktığımızda, Astana  mutabakatını,Soçi mutabakatlarını, Putin’in ağzından söylenen Adana mutabakatını, Türk Akımı-2 doğal gaz boru hattını, artan ticari ilişkileri, Akkuyu nükleer santralı  vb. işbirliği konularını görüyoruz. Malum buzdağının esas büyük kısmı görünmeyen ve suyun altında kalan kesimidir. Türkiye-Rusya ilişkilerinin buzdağının altında kalan kesiminde zaman zaman dondurulmaya çalışılan sorun alanlarının birden suyun üzerine çıktığını görüyoruz. Sorun alanları çok fazla. Ukrayna krizi, Kırım’ın işgali, Ermenistan-Rusya ilişkileri, Gürcistan, Dağlık Karabağ, Balkanlar, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Libya, Suriye…Bir nefeste sayabileceğimiz sorun alanları.

Tarihte çoğu Osmanlı İmparatorluğunun gerileme döneminde olmak üzere 14 defa savaştığımız Rusya, uluslararası ilişkilerde Mearsheimer tarafından ortaya konulan saldırgan realizm’in en önemli uygulayıcısıdır. Rusya’nın ulusal güvenlik stratejisinde bu uygulamanın ayak izlerini görmek mümkündür. Saldırgan realizm’de “büyük güçlerin güvenliğini arttıran en önemli hedeflerden biri bölgesel hegemonyaya ulaşmaktır” ifadesi önemli bir bölümü oluşturmaktadır. Rusya’nın ulusal güvenlik stratejisinde belirttiği “Yakın Çevre Doktrini” bu ifadenin metinde geçen şeklini, Ukrayna, Gürcistan, Kırım, Dağlık Karabağ, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Suriye’de ise uygulamasını görmekteyiz. Buna göre Rusya’nın güvenliği Akdeniz’den başlamaktadır. Bu ifadenin geçmişini Çar Petro’ya kadar dayandırmak mümkündür. Bu strateji aynı zamanda ABD’nin öteden beri uygulamaya çalıştığı çevreleme stratejisine karşı geliştirilen ve uygulanan bir strateji olmaktadır. Askeri kapasitesi arttıkça Rusya’nın çevreleme stratejisine karşı dış politikasında daha agresif ve yayılmacı hale geldiği görülmektedir. Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Suriye hamlelerini bu kapsamda görmek gerekmektedir. Özellikle Ortadoğu; Rusya için güç boşluğunun bulunduğu bir alan olarak tanımlanmakta, bu boşluğun Rusya’ya bölgedeki varlığını ve etkisini yükseltme imkanı sağladığı, batı ile mücadele alanı olduğu vurgulanmaktadır.

Strateji belgelerinde Ortadoğu’ya özel yer veren Rusya, soğuk savaş döneminden beri bölgedeki en önemli müttefiki olarak Suriye’yi görmektedir. Suriye’de Rusya’nın varlığı yeni değildir. Ve aralarında çok sayıda işbirliğini öngören anlaşma mevcuttur. Günümüzde Suriye’de yaşananlara tarihsel süreç içinde değerlendirmelerde bulunarak bakmak gerekmektedir.

Türkiye-ABD gerginliğinin inişli çıkışlı seyri, özellikle Sayın Cumhurbaşkanının ABD ziyareti ve bu ziyaret sırasında Trump ile kurulan samimi ilişki Rus tarafında hızla tırmanan işbirliğinin sona ermekte olduğu gerçekliğinin yerleşmesine neden olduğu düşünülmekte, Ruslar’ın, Türkiye’nin uygulamaya çalıştığı denge politikasında, dengenin ABD lehine bozulmakta olduğunu , eski dostları ,nüfusunun 1.5 milyonu’nu Rusya’dan giden Yahudilerin oluşturduğu İsrail ile ilişkileri güçlü tutmanın menfaatlerine daha uygun olduğunu görmeye başladıkları değerlendirilmektedir.

Golan tepelerinin İsrail tarafından ilhakına sesini çıkarmayan Rusya, İdlip ve nihai hedef olarak Suriye genelinde ki Türkiye varlığının sona erdirilmesini ana hedef olarak seçtiği görülmektedir. Hedef, yeni Suriye’de, Türkiye ve Türkiye ile birlikte hareket eden muhaliflere asla yer ve hareket sahası bırakmayacak şekilde en sert yöntemlere başvurmak olarak belirlendiğini sahada ki uygulamalar göstermektedir. Rusya, son zamanlarda ilişkileri gergin olmasına rağmen  İran’ı da bu maksatla ikna ettiği, bu durumun da İran’ın işine geldiği, bu hedefin gerçekleşmesi halinde Suriye’de ve bölgesel güç mücadelesinde Türkiye gibi bir rakibini saf dışı bırakmasının mümkün olabileceğini öngördüğü değerlendirilmektedir. Ve bütün milis güçleri ile İran, rejimin yanında yer almıştır.Böylelikle İranlı milisler ve Hizbullah İsrail sınırından yaklaşık 150 km kadar kuzeye gönderilmiş oluyordu.Ve bu arada Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkili karşı koyması ile İran milislerinin ciddi kayıpları olacağını düşündüler.Bu kayıplar Rusya ve İsrail’in,elbette ABD’nin de işine geliyordu.

Nihai hedef Kürt devleti kurmak olmuştur.Rusya,ABD ve İsrail’in hatta İran’ın bu devleti desteklediğini biliyoruz.Dört ülkenin menfaatleri Kürt devleti konusunda birleşti ve harekete geçildi.Bu arada dünyada Kürdoloji enstitüsünü ilk kuran devletin Rusya olduğunu unutmayalım.

Rusya ne bekliyor? Golan tepelerinin işgaline ses çıkarmadı, ABD’nin Rakka ve Deyrizor petrol bölgelerini PKK ile birlikte işgaline ses çıkarmadı. Barış Pınarı Harekatı bölgesinin batı ve doğrusunda yer alan teröristleri, mutabakatta olmasına rağmen uzaklaştırmak için çaba göstermedi.Ve İran milis güçlerini Kuzeye yönlendirerek İsrail’in güvenliğine katkı sağladı.Yine ABD’nin sözde Yüzyılın planına da tepkisi yok denecek kadar az oldu.

Rusya ekonomik anlamda sıkışmaya, düşük seviyede seyreden petrol fiyatları Rus ekonomisini döndürmeye ve Rusya’nın yakın çevre doktrinin desteklemede yetersiz olmaya başladı.Bir de buna yaptırımlar eklenince Rusya’nın hamle gücü azalmaya ve Rusya’nin içinde huzursuzluklar artmaya başladı. Medvedev’in görevden ayrılmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Rusya bu yaptıklarının karşılığında, İsrail’den ABD ‘deki Yahudi lobileri ve Evanjelistler üzerinden yaptırımların azaltılması konusunda destek istemiş olabilir. Özellikle Türk Akımı ve Kuzey Akımı-2 projelerinde rol oynayan şirketlere karşı alınan yaptırım kararları sonucu Rus şirketleri iş yapamaz hale gelmişlerdir. Suriye münhasır ekonomik bölgesinde 50 yıllığına hidrokarbon araştırma yapma hakkını da almalarına rağmen şirketleri yaptırım halinde olduğundan ilerleme kaydedememişlerdir.

İdlip konusunda, Rusya ile yapılan heyetlerarası görüşmeler, Liderlerin yaptığı görüşmeler, Rusya makamlarının yaptıkları açıklamalar Rusya’nın Türkiye’nin taleplerini karşılamada direnç gösterdiği, Rusya’nı son süreçte elde edilen kazanımlardan asla geri adım atılmama konusunda kararlı olduğu değerlendirilmektedir.

Sonuçsuz görüşmeleri, Rusya’nın tansiyonu düşürme hamlesi olarak görmek gerekir. Rusya bu hamle sonrası, NATO ve ABD’nin ne yapabileceğini görmek istiyor ve Türk kamuoyunda Rusya’ya karşı artan tepkiyi yumuşatma ve tepki oklarını az da olsa Rejim üzerine yöneltme çabası olduğu da görülüyor.

Rusya’nın Türkiye M-4 karayolu kuzeyine çekilmediği sürece kağıt üzerinde ateşkes olsa bile Rejimin yapacağı saldırıları engellemeyeceği öngörülmektedir. Rejim ve İran milisleri Rusya’nın vekil güçleri olarak görev yapıyorlar. Ne Rusya,ne İran ve ne de bu toprakların sahibi gözüken Suriye’nin ne İdlip’i ele geçirme ve ne de Suriye vatandaşlarını içine düştükleri kötü durumundan kurtarma gibi bir düşünceleri yok. Tek amaç bu bölgede eğer Türkiye geri püskürtülürse ve başarısız kılınırsa muhaliflerde tutunamaz,rejim büyük ölçüde rahatlar ve Esad iktidarını bir süre daha sağlamlaştırmış olur.

Son tahlil’de,İdlip’te tansiyonun düşmeden inişli çıkışlı olsa da aynı hızla devam edeceğini öngörüyorum.NATO ve ABD’nin olası hamleleri özellikle Rusya’nın vekilllerini yavaşlatmasına neden olabilir.

 

Doç.Dr.FAHRİ ERENEL - NAME HABER

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.