E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
İdlip : Suriye’de son çatışma bölgesi mi?
24 Şubat 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

2011 Yılında Arap baharının etkisi ile başlayan iç savaşın üzerinden yaklaşık 9 yıl geçmesine rağmen Suriye coğrafya’sının her bir kilometrekaresi savaşın vahşi yüzünü yaşamış, rejim binlerce vatandaşını iç savaş sırasında bizzat katlederek veya savaşın etkisi ile  kaybetmiş, mezhepsel ve muhalif oldukları gibi gerekçelerle sünni grupları ve sünni vatandaşlarını güneyden kuzeye doğru süpürmüş, çok sayıda Suriyeli, Suriye içinde yer değiştirmiş,6-7 milyon civarında Suriyeli ise rejimin baskıları karşısında başta Türkiye olmak üzere sınır ülkelere veya imkan bulanlar Avrupa ve ABD’ye göç etmişlerdir.

Kadim Suriye şehirlerinin bir kısmı önce DEAŞ’ın tahribine maruz kalmış, Palmira antik kenti başta olmak üzere birçok tarihi eser bir daha geri gelmeyecek şekilde tahrip edilmiş veya tahribata maruz kalmışlardır.

Suriye 2011 yılından sonra ulus devlet özelliğinden çok şey yitirmiştir. Bu özelliklerden bir kısmı bir daha geri gelmeyecek şekilde ortadan kalkmıştır. En önemlisi Suriyelilerin birbirlerine duydukları güven sarsılmış, Suriyeli olma özelliklerini yitirmişlerdir. Diktatörlük baskısı ile varlığını sürdüren bu devletin zorla bir araya getirilen yapısında zaman içinde çözülmeler artmış ve kötü malzeme ile inşa edilen yapı gibi yapay unsurlara dayalı bu devlet akabinde adım adım çökmeye başlamıştır. Suriye’nin Birleşmiş Milletlerde belki de bir bütün olarak son temsil günlerini yaşadığını görüyoruz. Kısa vadede Suriye’nin en az 3 parçaya bölünmüş halini görmeyi artık bir öngörü değil, gerçek olarak kabul etmek ve başta güvenlik olmak üzere her türlü politikayı yeni oluşuma göre planlamak gerekmektedir.

Yeni oluşturulmaya çalışılan bu yeni yapı ile önce Suriye ve sonra da Irak sınırımızda karşı karşıya gelmeyi önlemek için Türkiye milli güç unsurlarının tamamı ile mücadelesini sürdürmektedir. Mücadeleyi farklı yöntemler kullanarak yürütüme konusunda farklı düşünceler olabilir ve olması da gayet normaldir. Ancak, karşımızda yer alan aktörlerin nasıl çok değişken ve yalan üzerine kurulu politikalar izlediklerini gözlerden kaçırmamak gerekir.

Devletler arasında daimi dostlukların olmadığı, menfaatlerin ön planda olduğunu, menfaatler uyum sağladığı sürece dost gibi görünmeye çalışılsa da en ufak bir anlaşmazlığın nasıl bir krize neden olabildiğini son 4-5 yıldır sadece Ortadoğu coğrafyasında birçok kez şahit olduk ve olmaya devam ediyoruz.

Suriye’de yeni yapılanma çalışmaları, anayasa görüşmelerinin sonlanması ve yeni bir anayasa ortaya çıkmadan görülmeye başlandı. Yaklaşık 5 aydır büyük ümitlerle başlatılan anayasa komisyon görüşmelerinden olumlu bir haber yok. Nedeni basit taraflar sahada hedeflerini ele geçirmek ve bunu sürdürülebilir kılma konusunda zaman kazanmaya çalışıyor ve anayasa komisyonu görüşmelerine elini daha da güçlendirerek devam etmek istiyorlar.

Hatırlayalım. Görüşmelerde ilk çatlak ses Suriye Rejiminden gelmişti. Çalışmaların başladığı Kasım 2019 ayında daha ilk toplantıda rejim doğrudan görüşmelerle ilgisi olamayan ve içinde Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye’nin kınanmasını istediği önerilerinin kabul görmemesi üzerine toplantıları terk etmişti. Ve bu tarihten sonra sahada ki gelişmelerin seyir değiştirdiğini açık bir şekilde görebiliyoruz. Rejim Rusya’nın da desteği ile İdlip’e yönelik saldırılarını, İran’da Kasım Süleymani’nin öldürülmesi sonucu hedeflerinde değişiklik olmadığını ve Suriye’de milis ve taraftarlarına yanlarında olduğu mesajını vermek üzere Rejime olan desteğini arttırmıştır. İdlip konusundaki gelişmelerde öncelikle Hama, Doğu Guta’dan yoğun saldırılar sonucu binlerce kendi vatandaşını ve muhalifleri, İdlip bölgesine adeta sürgüne gönderen rejim, Astana ve Soçi mutabakatlarını hiçe sayarak adım adım kuzeye ilerleyişini sürdürmüştür.

Bunu yapacak gücü asla olmayan rejimi yönlendirenin Rusya olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. Rusya’nın hedefi Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğü, egemenliği değildir. Hedefi Çar Petro’dan beri ilk kez geldiği sıcak denizlerde varlığını sürekli hale gelecek tedbirleri almaktır. Bunu için öncelikle hava ve deniz üslerinden kendi güçlerine tehdit oluşturan her türlü oluşumu bölgeden uzaklaştırmak ve etkisiz hale getirmek üzere faaliyet göstermektedir.

Bu nokta da şu soruyu sormak gerekir. Rejim ve Rusya neden Suriye’nin hemen hemen en önemli yer altı zenginliği olan, gelecekte Suriye’nin yapılanmasında rol oynayacak hidrokarbon kaynaklarının ABD ve onun vekili PYD/PKK terör örgütünün elinde olmasına yönelik söylem dışında hiçbir faaliyette bulunmuyor ve elindeki güçlerini bu maksatla koruyacağına Türkiye gibi güçlü bir devletin karşısına çıkmayı göze alıyor?

Türkiye ile İdlip bölgesinde ki çatışması ne kazandıracaktır rejime? Yoksa Rejimin yıllardır saklamadan her fırsatta vurguladığı, okullarında öğrettiği, adeta milli bir hedef olarak vatandaşlarının kafalarına kazıdığı Hatay bölgesinin kendi toprağı olduğu hayalini Batının Türkiye’yi yalnız bırakmasından da yararlanarak, Rusya ve İran’ı da arkasına alarak gerçekleştirme çabası mıdır?

Rejimin, ABD kontrolünde bulunan Deyrizor ve Rakka bölgelerine yönelmesi halinde Rusya ve İran’ın ABD ile karşı karşıya gelmesinin yol açacağı sorunlar nedeniyle kendisini bu iki ülkenin desteklemeyeceklerini bildiğinden ve kendisinin yalnız başına yönelmesinin de mümkün olmaması nedeniyle rejimi destekleyenlere moral verebilmek, Rusya ve İran’ın hedeflerini de gerçekleştirmesini sağlamak için kuzeye yönelmek zorunda kalmış ve bırakılmıştır. Yoksa, Fırat’ın doğusunda en verimli toprakları, barajları, yer altı kaynakları kendi kontrolünde değilken gücünü bu maksatla kullanmak yerine İdlip bölgesine yönelmesinin başka bir amacı olamayacağı değerlendirilmektedir.

Yazının başlığı olan “İdlip son çatışma bölgesi mi?” sorusunun cevabı hayır olacaktır. Suriye yeni çatışmalara yol açacak birçok sorunla karşı karşıyadır. Bu sorunları çözebilme kapasitesi artık bulunmamaktadır. Üstelik sorunları çözme konusunda yanlış yönlendirilmekte, elindeki son güç ve yetersiz kaynakları başkalarının amaçlarını gerçekleştirme yolunda hızla tüketmektedir.

Doç.Dr.FAHRİ ERENEL - NAME HABER

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.