E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
Suriye ve Mutabakatlar
17 Şubat 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Türkiye, Suriye sorununa dahil olduğu 2017 yılından itibaren özünde Suriye’nin bütünlüğünün sağlanması ve ülkemizin bekasına yönelik tehditlerin önlenmesini içeren beş mutabakat imzalamıştır. Bu mutabakatların ikisinde yer alan ve Putin tarafından da sık sık gündeme getirilen Adana Mutabakatını da eklediğimizde mutabakat sayısı altıya yükselmektedir. Bu mutabakatlar istenilen sonucu sağlamada yeterli olmuş mudur? sorusunun cevabı ile birlikte sahada yer alan aktörlerin hedefi ile mutabakatların içeriği arasındaki bağlantı, ve en önemlisi mutabakatın tarafları olan aktörlerin mutabakatların gereğini yerine getirmede ne ölçüde istekli oldukları sorularının cevapları Suriye sorununun niçin çözülemediğinin anlaşılmasını sağlayabilecektir.

Astana mutabakatı, Türkiye, Rusya ve İran arasında, 14-15 Eylül 2017 tarihlerinde Kazakistan’ın Başkenti Astana’da yapılan Suriye konulu görüşmelerin sonucunda yayımlanan ortak bildiri ile duyurulmuştur. Her üç ülke, kendilerini mutabakatın garantörleri olarak duyurmuşlar, Suriye’nin bağımsızlığı, egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğünün korunması konusunda aynı düşünceyi paylaştıklarını belirtmişler, ateşkesin sağlanarak şiddetin önemli boyutlarda azaltılmasının gereğini kuvvetli biçimde vurgulamışlardır. Bu kapsamda çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmiş, bu bölgeler arasında Doğu Guta, Humus vilayetinin bazı bölgeleri ile İdlip vilayeti ve komşu (Lazkiye, Hama ve Halep) vilayetlerin bazı bölgeleri de sayılmıştır. Bu mutabakat ile çatışmasızlık bölgelerinde konuşlu kontrol güçlerinin aktivitelerinin koordine edilmesi maksadı ile ortak bir koordinasyon merkezi kurulmuştur.

Rejim, Rusya ve İran’ın desteği ile Astana sürecini iyi değerlendirmiş ve güneyden başlayarak çatışmasızlık bölgelerinde kontrol sistemi bile tesis etmeden, çatışan-sivil ayrımı yapmaksızın yoğun bir çatışma ortamı yaratarak kendisine karşı muhalefet yapan herkesi kuzeye yani İdlip bölgesine bir plan dahilinde sürmüş, sürdüğü muhaliflerin geri kalan her türlü malına el koymuş, nüfus mühendisliği ile demografik yapıyı yeniden düzenlemiş, kuzeye yönelmeden önce geri bölgesini emniyete almıştır.

İdlip bölgesine çok sayıda muhalif, terörist unsurlar ve sivil halkın yığılması, rejimin İdlip bölgesinde adeta katliama ve Türkiye’ye doğru yoğun bir göç hareketine yol açabilecek şekilde saldırılara hazırlandığının görülmesi, sahada ki mevcut durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit eder hale gelmesi üzerine, Rusya’nın Soçi şehrinde,17 Eylül 2018 tarihinde Rusya ve Türkiye bir araya gelmişler, İdlib'de silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Bu anlaşma ile 15-20 kilometre derinliğinde ve 250 kilometre uzunluğundaki silahsızlandırma şeridinin silahlı örgütlerin kontrol ettiği bölgeden geçmesi planlanmıştır.

Soçi mutabakatı sonrası Türkiye İdlip bölgesinde gözlem noktaları tesis etmiş, bu gözlem noktaları vasıtası ile silahlı örgütlerin kontrolündeki sınır şeridinin silahlardan arındırılmasının denetlemesi planlanmışsa da rejim ile burada yer alan silahlı güçler arasında başlangıçta azalma eğilimi gösteren çatışmalar tekrar artmış, silahlardan arındırılmış bölge planı hayata geçirilememiştir. Ayrıca, mutabakatta Suriye hükümeti için büyük önem taşıyan ve İdlib eyaletinden geçen Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarının açılmasına da karar verilmesine rağmen, bu karar İdlib'i kontrol eden örgütler tarafından uygulanmamıştır. Bugün rejim güçlerinin bölgede operasyon yapma gerekçelerinden biri olarak bu durum gösterilmekte, rejim ve Soçi Mutabakatının tarafı olan Rusya, mutabakatın şartlarının yerine getirilmediğini ileri sürmektedirler.

Fırat Nehri’nin batısında bu gelişmelere karşılık, Fırat’ın doğusunda, özellikle Suriye’nin kuzeydoğusunda Türkiye sınırının hemen bitişiğinde, Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin’de etkisiz hale getirilen PYD/PKK’nın, ABD yakın himaye ve desteğinde bir terör devleti oluşturma çabalarını, Türkiye’nin ABD nezdinde ki bütün girişimlerine karşılık sistematik bir şekilde arttırdığı görülmüştür. Türkiye’nin bu bölgeden terör unsurlarının çekilmemesi halinde harekat icra edeceğini sık sık vurgulaması, önemli bir kuvveti bu bölgeye yığması üzerine ABD tarafından güvenli bölge tesisi konusunda girişimde bulunulmuştur.

Görüşmeler sonucunda, Türkiye ve ABD, 7 Ağustos 2019 tarihinde Suriye'nin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulması ve Türkiye'nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin bir an önce uygulanması yönünde mutabakata varmışlar, bu çerçevede güvenli bölgenin koordinasyonu ve yönetimi için Türkiye'de müşterek harekat merkezinin kurulması kararlaştırılmıştır. Mutabakat kapsamında uzun sayılabilecek sürede ortak eğitim faaliyetleri yürütülmüş, akabinde Akçakale’de merkez kurulmuş, ortak devriye faaliyetlerine başlanılmıştır. Ancak, ABD’nin bir yandan Türkiye ile terör örgütüne karşı devriye faaliyetlerini devam ettirirken, diğer taraftan terör örgütüne desteğini aynen sürdürmesi ve terör örgütünün faaliyetlerinde bir değişiklik olmaması üzerine, Türkiye Tel Abyad ile Resulayn arasında kalan bölgeye yönelik olarak 09 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı Harekat’ını gerçekleştirmeye başlamıştır.

Harekatın hızı ve başarısı üzerine ABD’de, eğitim ve donanımı için büyük masraf yaptığı taşeronu olan terör örgütünün Afrin’de olduğu gibi tamamen elden çıkabileceği endişesi hakim olmuş ve Türkiye ile ABD arasında 17 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da sürdürülen görüşmeler sonucunda 13 madde üzerinde bir mutabakat’a varıldığı açıklanmıştır. Bu mutabakatın en önemli yanı Barış Pınarı Harekatı bölgesi’nin, Türkiye’nin kontrolünde güvenli bölge olarak tesisi ve terör örgütü unsurlarının 120 saat içinde çekilmeleri, terör örgütüne ait ağır silahların toplanması, tahkimatların kullanılamaz hale getirilmesi konusunda ABD tarafından verilen taahhüttür. Ayrıca, bu mutabakatta, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne de diğer mutabakatlarda olduğu gibi vurgu yapılmıştır. ABD tarafından terör örgütünün çekildiği bildirilmiş olsa da söz konusu bölgede gerek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına ve gerekse bölgedeki sivillere yönelik saldırılar çekilmenin tam olarak gerçekleştirilmediğini, ağır silahlar ve tahkimatlar dahil terör örgütünün varlığını sürdürmeye devam ettiğini göstermektedir. ABD terör örgütünün bir kısım unsurlarını bu bölge ve civarında bırakarak, yeni bir hamle ile Suriye’nin petrol bölgesi olan Deyrizor ve Rakka’ya yönelerek terör örgütü ile birlikte bu bölgeleri kontrol altına almıştır.

ABD,Türkiye ile vardığı mutabakat sonrası birden bu bölgede Rusya’nın devreye girdiği görülmüş,22 Ekim 2019 tarihinde 10 madde üzerinde Rusya ile Türkiye arasında yeni bir mutabakat imzalanmıştır.Bu mutabakatta da yine öncelikle Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne vurgu yapılmış, ayrıca günümüze kadar uygulama başarısı ve kararlılığı şüpheli aşağıda yer verilen maddeler yürürlüğe konulmuştur.

-Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgulamışlardır. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Resulayn’ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekâtı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.

-Adana Anlaşması'nın önemi ve Rusya‘nın mevcut koşullarda Adana Anlaşması’nın uygulanmasını kolaylaştıracağı teyit edilmiştir.

-23 Ekim 2019, öğle saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızlarının, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girmeleri ve bu işlemin 150 saat içinde tamamlanması öngörülmüş, aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlaması kararlaştırılmıştır.

Ayrıca, Menbic ve Tel Rıfat'tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılması, terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirlerin alınması, mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılması da mutabakat metnin de yer almıştır.

Bu mutabakat metninde yer alan konuların ABD ile yapıldığı gibi hiçbir sonuç vermeyen ortak devriye faaliyetleri uygulanmış, Rusya bu bölgedeki terör örgütü varlığının ve sızmalarının önlenmesi için sonuç alıcı bir gayrette bulunmamış, Barış Pınarı Harekatı bölgesine yönelik saldırıları engellememiş veya engelleyememiş, Türkiye’nin sık sık gündeme getirdiği mültecilerin geri dönüşleri konusunda hiçbir girişimde bulunmamıştır. Terör örgütü’nün, ABD dışında kendisini asla terör örgütü olarak kabul etmeyen Rusya’nın da koruması altına alındığı görülmüştür. Rusya’nın bu terör örgütü ile son günlerde işbirliğine yönelik görüşmeleri ve bu görüşmelere rejim yetkililerinin de katılması, ortak komisyonlar kurulması son derece anlamlıdır.

Son mutabakat ise İdlip bölgesinde artan rejim saldırıları ve Türkiye sınırına yönelik göç hareketlerinin artması   üzerine, "İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içerisinde; hava / kara saldırılarının durdurulması, can kayıpları ile yeni göç akımlarının önlenmesi ve hayatın yeniden normale döndürülmesine katkı sağlamak maksadıyla, Türkiye ve Rusya arasında ateşkes rejiminin uygulanması konusunda 11 Ocak 2020 tarihinde sağlanan mutabakattır. Bu kapsamda; 12 Ocak 2020 saat 00:01’den itibaren başlayan ateşkes çok kısa sürmüş ve rejim Rusya ve İran desteği ile saldırılarını yoğunlaştırmış ve bölgede görevli birliklerimize yönelik saldırılarda da bulunmuştur.

Görüldüğü üzere Suriye’nin bütünlüğünün sağlanması konusunda gerçekçi mücadeleyi sürdüren, terör örgütleri ile mücadeleyi kararlılıkla yürüten, Türkiye’de bulunanlar dahil Suriye’den göç ettirilmek zorunda bırakılmış Suriye vatandaşlarının güvenli bir şekilde ülkelerine dönmesi, yeni göç hareketlerinin oluşturulmaması konusunda yoğun çaba gösteren Türkiye dışında bir ülke bulunmamaktadır. Mutabakatlar barışın tesisi konusunda yarattıkları umut dışında, barış ve istikrara katkıda bulunamamıştır. Uluslararası anlaşmaları ve hukuku bile hiçe sayan bu güçlerden mutabakata uymalarını beklemenin yanlış olacağını Suriye’de imzalanan çok sayıda mutabakat bize göstermektedir.

Doç.Dr.FAHRİ ERENEL - NAME HABER

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.