E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
Libya ile imzalanan mutabakat muhtıraları üzerine
24 Aralık 2019 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Uluslararası alanda değişim ve dönüşümlerin hızına ayak uydurmakta ve takip etmekte zorlandığımız bir süreçten geçmeye devam ediyoruz. Mevcut statükoda oluşan kırılmaya hazır fay hatlarının öncü sarsıntıları devam ediyor ve etkileri daha geniş çevreler tarafından hissediliyor. Her bir hamle buna hazır olmayan devletlerde ve kurumlarda sarsıntılara ve yeni kutuplaşmalara yol açıyor.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırmasına Dair Mutabakat Muhtırası” ve bu mutabakatı desteklemek üzere imzalanan “Güvenlik ve Savunma İşbirliği Mutabakat Muhtırası”nın yankıları giderek artıyor. Türkiye’nin bu hamlesinin beklenmediği ve Libya üzerinde sömürme amaçlı beklentileri olan devletleri etkilediği görülüyor. Türkiye’yi yalnız bırakmak için çok sayıda anlaşma imzalayarak bir cephe oluşturan, toplamı bir Türkiye etmeyecek olan ülkeler ve onların destekçilerin de büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Özellikle Libya’nın içinde bulunduğu iç savaştan yararlanarak Libya’ya ait deniz alanlarını peşkeş çekmeye başlayan Yunanistan ne yapacağını şaşırmış durumda. Bu anlaşma ile Yunanistan ile GKRY arasında imzalanması planlanan münhasır ekonomik bölge anlaşmasının önüne geçilerek Türkiye’nin 41 bin kilometrekarelik bir alan hapsolması engellenmiş oldu. Ve en önemlisi Yunanistan ile GKRY arasına ummadıkları bir anda set çekildi. Mutabakat ile belirlenen alanda balıkçılık faaliyetleri, hidrokarbon ve diğer madenleri aramada yetkili ülkeler Türkiye ve Libya olmaktadır. Türkiye, kendi münhasır ekonomik bölgesinde petrol ve doğalgaz sondaj ruhsatı verebilecek konuma gelmiştir.

Gözleri ve kulakları Türkiye üzerinde. Ankara ne yapacak diye bekliyorlar ve hırslarını Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Atina Büyükelçisinden çıkarıyorlar ve soluğu Hafter’in yanında alıyorlar. Ne yap, ne et bu Türkleri durdur diye aman dileniyorlar. Kendi güçleri ile yapamadıklarını her zaman yaptıkları gibi başkalarına sığınarak yapmaya çalışıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın belirttikleri gibi özellikle Ege Denizinde ülkemizi adeta olta atamayacak hale getirmeye çalışıyor Batı’nın bu şımarık çocuğu. Karşısına çıktığı her defasında Türk Milletinden Osmanlı tokadı yemeğe alışık olan Yunanistan uslanmıyor. Libya ile imzalanan mutabakatı hazmedemiyor. Hemen İsrail,GKRY ile doğal gaz boru hattı projesine işlerlik kazandırmak ve bu konuya ilişkin anlaşmayı imzalamak için 2020 yılının ilk günlerine sözleşiyorlar.

Yunanistan, GKRY, İsrail, Mısır ve ABD arasında Türkiye karşıtlığı üzerinde kurulan kirli ittifaka Cemal Kaşıkçı’yı katleden Suudi Arabistan yönetiminin de katıldığını ve GKRY’ni ilk kez Bakan düzeyinde ziyaret ederek “Türkiye’ye karşı kurulan sözde ittifaka” dahil olduğunu resmen açıklamış oluyor. Türkiye karşıtlığı ittifakı yeni başarısız devletlerle güçlendirmeye çalışıyorlar. Suudi Arabistan ilk kez karşımıza çıkmıyor. Katar üzerinde oynanan oyunlarda görmüştük, Katar’a destek için askerimiz gönderdik ve Suudilerin Katar’ı ada haline getirme projesinin engelledik. Yunanistan’ın değişik bir versiyonu Suudi Arabistan. Kuruluşundan beri kendi ayakları üzerinde duramayan. ABD olmadan bir hiç olan,ipleri sürekli Beyaz Saray’da olan bir devlet.Türkiye nerede varsa orada karşısında olmayı görev bilen paranın şımarık çocukları bunlar.Bunları önce Suriye’de,sonra Katar’da gördük.Her ikisinde de önlerini kestik.Para ile herşeyi yapabileceklerini zanneden, Yemen’de Husiler karşısında yenilgiye uğrayan, çok sayıda çocuk ve kadın’ın katlinden sorumlu olan Suudi Arabistan’ın ne parası ne de sahipleri bizimle baş etmek için yeterli olmayacaktır. Aynı sahne Doğu Akdeniz’de ve Libya’da sergilenmektedir. Her taşın altından Suudi Arabistan çıkmaktadır.

Bir yanda Birleşmiş Milletlerin tanıdığı bir Libya Hükümeti var.Diğer tarafta Hafter adında CİA elemanı, ABD’nin maşası, sık sık saf değiştiren ve halkına ihanet içerisinde olan  bir hain. Hafter denilen haini destekleyen ve uluslararası hukuk kavramının sınırlarını kendi amaçlarına göre çizen bu devletlerin ortak özelliği Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi’nin önemli bir bölümünü oluşturması. Ne yaman çelişki değil mi? Barışın tesisi gibi ulvi bir amaca hizmet etmek üzere kurulmuş bir örgütün güvenlik konseyi, bir bölümünü oluşturduğu Birleşmiş Milletlerin kararını tanımayarak karşı hamleler yapıyor.

Mutabakat sonrası başka aktörlerinde kendilerine rol biçmek için sahaya girmeye başladıklarını görüyoruz. İtalya ve Rusya gibi. Özellikle Rusya’nın Hafter yanında yer alan görüntüsü, Türkiye-Rusya ilişkilerine zarar veriyor. Hatta son günlerde Suriye’de, İdlip’te artan saldırılar, artan sivil ölümleri ve bunların sonucunda Türkiye sınırına doğru başlayan göç hareketi Türkiye’yi her iki alanda zorlamayı amaçlayan bir hamle olabileceğini akıllara getiriyor.

Son söz, Türkiye, Viyana Anlaşmalar Sözleşmesine göre Birleşmiş Devletler tarafından tanınmış, meşru Hükümeti temsilen Fayiz es-Serraç ile anlaşma yapma yetkisine haizdir ve mevcut mutabakat hukuken geçerlidir.

Doç.Dr.FAHRİ ERENEL - NAME HABER

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.