E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
E.Tuğgeneral/Doç.Dr.Fahri Erenel
Fırat’ın Doğusu -7
11 Kasım 2019 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
2011 Yılında başlayan Suriye iç savaşının artık bir paylaşım mücadelesine girdiğini görüyoruz. Savaş süresince insan haklarından, sivil halkın katliamından, kimyasal silah kullanımından, DEAŞ ile mücadeleden söz eden aktörlerin hiçbiri iç savaş öncesi 22 milyon olan ve savaşın öldürücü etkisi ile yaklaşık 5.5 milyonu ülke içinde daha korunaklı bölgelere gitmek zorunda kalan, 6.5 milyonu ise Türkiye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere ülke sınırları dışında mülteci konumunda olan Suriye Halkının geleceği konusunda Türkiye dışında kalıcı çözüm önerisi getirmiyorlar. Getirmedikleri gibi uluslararası hukuku hiçe sayarak Suriye halkına ait olan yeraltı zenginliklerini ve yerüstünde çıkarlarına uygun alanları/bölgeleri, ele geçirme /elde tutma mücadelesine açık bir şekilde girmekte,pay kapma mücadelesinde bir adım öne geçmeyi hedeflemektedirler.
 
Önce İran milis güçleri ve mali destekle Suriye Rejiminin yanında yer almıştır. Ancak bu desteği karşılıklı bir anlaşmaya dökme fırsatını yakalayan Rusya olmuştur.1971 yılında Suriye’nin Akdeniz kıyısında ki Tartus şehrinde, eski Sovyet coğrafyası dışında tek deniz üssünü oluşturan Rusya,18 Ocak 2017 tarihinde Rus Hava Kuvvetlerinin 49 yıllığına Hmeymim/Lazkiye hava üssünü kullanım şartlarını düzenleyen bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma, tarafların itiraz etmemesi halinde, anlaşmanın bitiminde itibaren 25 ‘er yıllık sürelerle uzatılmasına olanak yaratmaktadır.50’den fazla uçağın konuşlanabildiği bu üs, Rus Hava Kuvvetlerinin Suriye topraklarında düzenledikleri hava saldırılarının stratejik merkezi olma konumunu sürdürdüğü gibi Rusya’nın neredeyse sonsuza kadar bu üste ve dolayısı ile Doğu Akdeniz’de kalması anlamını taşımaktadır. Ayrıca bu hava üssü Tartus Deniz Üssünün stratejik önemi arttıran bir özelliğe sahiptir.
 
Suriye-Rusya ilişkileri müttefiklik aşamasına geçmiştir.2014 yılında imzalanan diğer bir anlaşma ile ekonomi, mali ve askeri konuları geliştiren birçok hüküm karar altına alınmıştır. Silah ticaretini de düzenleyen bu anlaşma sonucu Suriye adeta bir Rus silah deposu haline gelmiştir. Günümüzde Suriye Rejim güçlerinin elinde ki silahların yaklaşık %80’ni Rus silahları oluşturmaktadır.
 
İç savaşın başladığı 2011 yılına kadar Dünya fosfat ihracat listesinde 5 nci sırada yer alan ve yıllık üretim miktarı 3.5 milyon ton olan Suriye’nin bu değerli  fosfat yatakları muhaliflere karşı destek maliyetini karşılamak üzere kullanılmaya başlanılmıştır. Ancak,fosfat yataklarının işletilmesi konusunda Rusya ve İran arasında ki çekişme devam etmektedir. Bu konuda varılan birçok mutabakat olmasına rağmen, işletme hakkı sık sık el değiştiren bu yatakların nihai kontrol hakkını ,Mart 2018 tarihinde yapılan ve 50 yıl devam edecek bir anlaşma ile Rusya almış görünmektedir.Oysa aynı konuda İran ile 99 yıllığına bir anlaşma yapılmıştı.
 
İç savaştan itibaren Suriye’ye yılda en az 5 milyar dolar kaynak akıtan İran, Suriye’nin petrol, doğal gaz ve fosfat madenlerinden bugüne kadar yaptığı harcamaların karşılığını almayı ve uzun yıllara yayılan siyasi ve ekonomik anlaşmalar yapmayı hedeflemektedir. Fakat Çin ve Rusya'ya projelerde öncelik tanınması İran tarafında hayal kırıklığı yaratmaktadır.
 
İran’ın Tartus ve Lazkiye limanlarını kullanmak suretiyle petrolünü ABD baskısından uzakta kalarak  Akdeniz’e ulaştırma çabası da Rusya’nın girişimleri ile sonuçsuz kalmış görünmektedir. Bununla birlikte, İran, Suriye’de telekomikasyon ağı oluşturulması , 30 yıllığına 5 bin hektarlık tarımsal ve endüstriyel amaçlı alan tahsisi, Akdeniz’e ulaşacak bir demiryolu inşaası, Lazkiye ile Tartus arasında petrolün aktarılması için liman tahsisi, inşaat faaliyetlerinde yer alma gibi konularda girişimlerini sürdürmektedir.
 
Bugüne kadar rejime verdiği askeri destek için yaklaşık 1 milyar dolar harcayan Rusya, ülkenin yaklaşık 450 milyar doları bulacak yeniden yapılanmasında rol almak için çeşitli seviyelerde çalışmalarını yürütmektedir. Aynı şekilde Çin’de ipek yolu projesinin kapasitesini büyütmek ve siyasi gücünü batıya doğru genişletmek için Suriye’de aktif olarak yer almaktadır.2 milyar dolarlık inşaat anlaşmasına imza atan Çin, Suriye’nin ihracatının %80’ni alarak önemli bir hamle gerçekleştirmiştir. 
 
ABD ise Suriye petrolünü güvence altına aldığını söyleyerek oldu bitti ile ülkenin petrol kaynaklarını kontrolü altına almaya çalışmaktadır. Küresel petrol rezervinde sadece yüzde 0,14'lük paya sahip, ancak tespit edilenden daha fazlasının olduğu tahmin edilen Suriye’de,2010 yılında 386 bin varil olan günlük  üretim miktarı, 2018 yılında 28 bin varile,2018 yılı sonunda ise 16 bin varile düşmüş görünmektedir. Suriye İnsan Hakları Ağı’nın Eylül 2019 tarihli raporuna göre petrol yataklarının %80’ni Suriye Demokratik Güçleri(SDG) adında ki ABD orijinli yapı tarafından kontrol edilmektedir.Yine aynı rapora göre SDG ham petrolün varilini 30 dolara satmakta, günde 420 bin ,ayda 12.6 milyon dolar, yılda ise 378 milyon dolar kazanmaktadır.
 
Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’un petrol sahalarını 2014 yılında DEAŞ  ele geçirmiş, elinde kaldığı yıllarda 2 petrol satışından yaklaşık 750 milyon dolar elde etmiştir. Şimdi ise bir başka terör örgütü bu geliri hanesine yazdırmaya devam etmektedir. Söz konusu petrolün Suriye’nin yeniden imarı için kullanılmak üzere oluşturulacak bir fonda toplanması konusunda ise hiçbir aktör girişimde bulunmuyor. Sadece birbirlerini haydutlukla suçluyorlar. Oysa her biri haydut gibi davranmaya devam ediyor.
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.