Dr.Sibel DOĞAN
Dr.Sibel DOĞAN
Yine Aylardan Kasım
10 Kasım 2018 Cumartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Sonbaharı en iyi anlatan aydır Kasım… Uzun uzadıya yağan yağmurlar, giderek kuruyan dallar, sararıp düşen yapraklar, karanlıkla başlayan sabahlar, çabucak gelen akşamlar… Hem bedenimizi hem ruhumuzu üşüten soğuklar… Kâh yalnızlık, kâh hüzün…Tarifsiz,  tanımsız, sahipsiz duygular…

Aynı zamanda milletçe aynı kederi, aynı yürek acısını, aynı hüznü yaşadığımız aydır Kasım... Her Kasımın 10’unun da saat dokuzu beş geçe, acı bir siren sesiyle depreşir matemimiz, sızlar burun direğimiz, düğümlenir boğazımız, dolar gözlerimiz… Milletçe boynumuzun bükük kaldığı hüznün günüdür Kasımın 10’u… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün (madden) aramızdan ayrılmış olduğu gün…

Ölümünün üzerinden yıllar geçse de, her geçen gün onu daha iyi anlıyor, yokluğunu daha fazla hissediyor ve daha çok özlüyoruz. Bir lider düşünün ki, ölmesine rağmen, giderek büyüyen bir sevgi seliyle, milletinin kalbinde daima yaşayan belki de dünyadaki tek lider… Öyle bir lider ki; zor zamanlarda yokluğunu daha çok hissedip, değerini daha iyi fark ettiğimiz, ölçüm birimi olmayan büyük bir sevgiyle bağlı olduğumuz, özlediğimiz, ölmesine rağmen aslında ölümsüz olan…

57 yıllık yaşamına 11 savaş, 24 madalya, kendisi tarafından kaleme alınan 13 kitap sığdıran ve yıllar süren zorlu mücadeleler sonucunda en büyük eseri bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup bizlere bırakan ulu önderimize duyduğumuz sevgi, bağlılık, şükran ve minnet kelimelerle tarif edilemez.

 'Benim adım Mustafa Kemal'dir. Ben ne diktatörüm, ne macera peşinde koşarım, ne de mağlubiyeti kabul eden bir kimseyim. Ben, yalnız milletimi düşünür, onun için yaşarım. Benim ve milletimin hakkı olan şeyi alırım. Alamayacağım bir şey yoktur.'' diyen ve ömrünü milletine adayan Atamıza olan duygularımız, Türk milleti var olduğu sürece, her geçen gün artarak devam edecektir. Sadece Türk milleti için değil, dünya milletleri açısından da önemli olan Atamızın, ne denli takdir edildiği ve örnek alındığıyla ilgili küçük bir örnek vermek istiyorum.  “Norveççe’de “ATATÜRK gibi düşünmek” diye deyim varmış. Bu deyim; bir problem yaşayan ve çözemeyeceğini düşünen kişilere, “her problemin mutlaka bir çözümü vardır, pes etme, mücadele et, bir de ATATÜRK gibi düşün” mesajı veren, aynı zamanda Atamızı yücelten, örnek gösteren bir deyim… Dünya milletlerinin dahi, örnek aldığı Atamızın bizlere emanet ettiği “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek” için O’nu iyi tanımak, iyi anlamak ve yaşatmak boynumuzun borcudur.

Ulu önderimizin doğumundan ölümüne kadar şahsî menfaatlerden uzak bir şekilde, vatanı ve milleti için bitmez tükenmez mücadeleler vererek, çok zor şartlarda kurtardığı vatan toprağının her karışını ne kadar önemsediğiyle ilgili, aktarılan bir anıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Cumhuriyetin ilk yılları, Ankara henüz kurak, çorak bir köy… Çankaya’dan meclise gelirken, yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. “Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?”, “Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var”. Yani “niye şaşırıyorsunuz?” der gibiymiş. Ve bir gün yine oradan geçerken yanında bulunan arkadaşına “İşte bu benim...” derken bir de bakıyor ağaç yok ortada, hemen iniyor “Ne yaptınız bu ağaca” diyor. “Paşam” diyorlar “yolu genişletmek için mecburduk,  kestik o ağacı”. “Yahu diyor bir de bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum” diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde ağlamaya başlıyor. Üzüntüsü tek bir iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. O iğde, çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlı ve lideri olduğu bu topraklardaki, o iğde ağacının sorumluluğu da Mustafa Kemal’in omuzlarındadır onun için…

Şimdi söyleyin; böyle yüce bir insanı, sevmemek, özlememek, acı siren sesleriyle hüzünlenmemek, yokluğunu her geçen gün hissetmemek mümkün mü?

Ünlü şairimiz Behçet Necatigil aşağıdaki dizeleriyle, bu soruma adeta yanıt vermiş:

Ulu rüzgâr esmedikçe
Yaşamak uyumak gibi.
Kişi ne zaman dinç;
Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.

Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik.
Ekmek olmak için önce
Buğday olmak gibi.

Silinir sözcüklerden sen hatıra geldikçe
Cılız sözler: Uzanmak, yorulmak, durmak gibi.
Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene
Her ışık-kaynak gibi.

En yakınlar zamanla yüzyıllarca uzak gibi,
Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz,
Daha da yakınsın, daha da sıcak
Bıraktığın toprak gibi.

Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz,
Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi,
Ancak senin havanda sağlıklar esenlikler:
Olmaya devlet cihanda Atatürk’ü duymak gibi.     -Behçet Necatigil-

Bir kez daha aramızdan ayrılışının 80.yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü sevgi, saygı, rahmet, minnet ve özlemle anıyorum…

Bir başka yazımda sizlerle yeniden buluşmak dileğiyle…

Sevgiyle kalın dostlar.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.