Dr.Sibel DOĞAN
Dr.Sibel DOĞAN
Yardım edenlerin yerine meraklı izleyicilerin arttığı günümüzde “yardım etme sanatı”
8 Kasım 2018 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Son zamanlarda ucu bana da dokunduğu için daha da bir gözüme batmaya başladı. Ne mi?  Bir aksilik yaşayıp zor durumda kaldığınızda hemen edrafınızda belirip, sayıları hızla artan, size yardım etmek yerine merakla bakan, hatta izinsiz fotoğraf ve video çeken, aynı zamanda duyacağınız biçimde garip ve densiz yorumlar yapan kalabalıklardan bahsediyorum. Geçtiğimiz ay, aracımla trafikte seyrederken ortaya çıkan ani ve can sıkıcı bir takım sorunlar nedeniyle, olur olmaz yerlerde bir anda yollarda kalınca, bu eşsiz deneyimi (!) ben de bizzat yaşadım. Tamam -merak duygusu- aslında oldukça yararlı, kişiyi yeni şeyler keşfetmeye ve öğrenmeye sevk eden, çoğu zaman zekanın da göstergesi bir duygudur ama bu merak o merak değil… Son yıllarda toplumumuzun merak duygusunun nelere yoğunlaştığını biraz irdelemek istiyorum. ‘Trafik kazası izleme merakı’, ‘kavga izleme merakı’, ‘şüpheli paket imhası izleme merakı’, ‘ceset izleme merakı’, ‘intihar girişimi izleme (teşvik de etme) merakı’ vs. vs… yalnız bu örneklerdeki merak -kuru bir merak-… O yüzden bunu taşıyan kalabalığı ben -kuru kalabalık- olarak niteliyorum… Kuru çünkü pasif olmayı tercih eden bir kalabalık… Nasıl ki; sinema salonunda film izlerken pasifsinizdir ve filmi izleyip bitince gidersiniz, işte bu kalabalık da aynen böyle yapıyor film izler gibi izliyor, izlenen durum sona erdiğinde çekip gidiyor… Ortada gerçekten yardım edilmesi gereken bir durum varsa bile, bu kalabalık “kuru kalabalık” olmaktan çok öteye gitmiyor, izliyor ve gidiyor…

Niye böyleyiz ya da neden bu hale geldik?

TDK yardım etmeyi şöyle tanımlıyor: “Kendi gücünü, imkanlarını, başka birinin iyiliği için kullanmak”. İnsanlar, kendi gücünü, imkanlarını, başka birinin iyiliği için niçin kullanır? Yani insanlar neden yardım eder veya etmez? Bu kısmı biraz açmak istiyorum.

Yardım etme davranışı,  yardım alan tarafa faydalı gibi görünse de aslında yardım eden taraf için de faydalıdır. Bir çok insan birine yardım ettikten sonra, kendini çok iyi hissettiğini söyler. Çünkü yardım etmek, beynin ödülle bağlantılı bölgesini etkinleştirir, bunun sonucunda kişi hem haz duyar, hem de kendini çok iyi ve mutlu hisseder. Buna bağlı olarak yardım etme, iyilik yapma davranışlarını daha sık ve daha fazla gösterir. Yardım etmek, bu nedenle moral ve sağlığa faydalıdır.

Bazen de insanlar yaşadığı üzüntü ya da suçluluk gibi duygularını azaltmak için de zor durumda olan kişilere yardım ederler.

Bir başka duygumuz “toplumsal sorumluluk duygusu”, bir kişinin insanlara yardım etmesinde önemli bir etkendir. Bu duygu bizi, karşılık vermeyecek durumda olsalar da, bir daha hiç karşılaşmayacak olsak da, tanımasak da ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz insanlara yardım etmeye sevk eder. Toplumsal sorumluluk duygusumuz; ailemiz, içinde yetiştiğimiz çevrenin ve eğitim süreçlerimizin bize kattığı bir erdemdir. Maalesef, pek çok faktöre bağlı olarak, herkes bu erdeme sahip olacak kadar şanslı olamıyor.

Bakış açılarımız da yardım etme davranışımızı etkiliyor… Eğer bir kişi, sorun yaşayan bir kişinin sorunlarına, o kişinin kendisinin sebep olduğunu düşünüyorsa (örneğin, tembellik, sorumsuzluk gibi özellikleri nedeniyle), o zaman yardımı haketmediğine hükmederek yardımı esirgeyebilir. Alman araştırmacı Udo Rudolph ve ark.  (2004) tarafından ortaya atılan görüşe göre yardım etme davranışı, insanların olayı nasıl algıladıklarına, olaylara yaptığı yüklemelere ve sonuç olarak ortaya çıkan sempati düzeyine göre belirlenir. Yani, toplumsal sorumluluk normu bizi, en çok yardıma ihtiyaç duyanlara ve en çok hak edene yardım etmeye zorlar. Acıdır ki; kutuplaşmaların, kutuplaştırıcı bakış açılarının hat safhada olduğu günümüz toplumunda, birçok insan kendine bir kutup seçmiş durumda ve yardım davranışını olaylardan bağımsız olarak kendi kutbunda olduğunu düşündüğü kişilere gösteriyor! Karşı kutupta olarak düşündüğü kişilerin yaşadıkları sıkıntıları ise hak ettiklerini düşünerek görmezden geliyor!

Bir başka görüş “karşılık beklemenin” yardım etmede belirleyici olduğunu;  insanların karşılık beklediği için yardım ettiğini iddia eder. Bu görüşe göre yardım eden kişi, sonraki bir zamanda yardım alan olmayı bekler. Ancak daha önce yardım ettiği kişiden karşılık göremez ise üçkağıtçı, dönek ve hain gibi yaftalarla karşısındaki kişiyi ağır biçimde yargılayabilir.

-Yardım etmeyi teşvik eden önemli bir belirleyici olarak “empati yeteneği” veya yardım etme engeli olarak “empati eksikliği”-

“Başkalarının acı çekmesinden rahatsızlık duymak” da yardım etme davranışını tetikler. Empati, sözcük anlamı olarak çok bilinen ama az içselleştirilen ve çoğunlukla hayata geçirilemeyen tanımıyla “kendini başkasının yerine koymaktır”. Empati -duygudaşlık- sözcüğüyle de ifade edilmektedir. Bazı görüşlere göre, insanlarda duygudaşlık doğuştandır. Bebekler bile başka bebeklerin ağladıklarını duyduklarında, ağlamaya başlarlar ve bir ağlama korosu kendiliğinden oluşur. Burada vurgulanan hepimizde duygudaşlığın doğuştan içgüdüsel bir yanının olduğudur. Ama kullanmasını bilene…

Eşinden dolayı çok iyi tanıdığınız Michelle Obama’nın sevdiğim bir sözü var: "insanlar, bana nasıl olduğumu sorduklarında, 'En mutsuz çocuğum kadar iyiyim' diye cevaplarım." diyor. Empatinin ne olduğunu çok güzel vurgulayan bir ifade… Empati eksikliği ise, çatıştığımız, üzerinde uzlaşamadığımız birçok sorunumuzun en önemli nedenidir.

Gelelim izleyicilere… Acil bir durumda çevrede oluşan pasif izleyici kitlesi, insanların duyarsızlaşmasının, yabancılaşmalarının sonucu gibi düşünülür.  Yapılan çalışmalar, acil bir durum esnasında izleyicilerin sayısındaki artışın, mağdura yardım etme ile ters orantılı olduğunu, izleyicilerinin sayısı artıkça her bir izleyicinin olayı fark etme,  olayı önemli ya da acil durum olarak yorumlama ve harekete geçmek için sorumluluk alma ihtimalinin azaldığını vurgulamaktadır. Bu durum “izleyici etkisi” olarak tanımlanmaktadır. İzleyici etkisi; bir kişinin ortamda başkaları varken yardım etme olasılığının daha az olduğuna dair görüştür. Bu görüşe göre mağdur kimse için kalabalıkta olmanın bir ona faydası yoktur. Mağdur mağdurluğuyla kalır. Yani zor bir durumda kaldığınızdaki edrafınızdaki kuru kalabalığa çok da güvenmeyin dostlar…

Yine yapılan araştırmalara göre acelesi olan, meşgul insanların yardım etme ihtimali de daha düşüktür. Özellikle İstanbul gibi herkesin zamanla yarıştığı bir metropolde yardım etme davranışlarının, beklenilenin altına olduğunu ifade etmek hiç de yanlış olmayacaktır.

Gelelim yardım etmenin yanlış versiyonlarına… Bazen yardım etmeye çalışan kişiler, istemeden karşısındakine zarar da verebilir. Örneğin; kaza geçirmiş birine, ilk yardım bilgisi bilmeden yapılan hatalı yardım etme davranışları, kazazedenin ölümüne bile yol açabilir.

Bazen de yardım ederken, özellikle acıma duygusunu öne çıkararak, yardım edilen kişiyi aşağılayıcı, onurunu kırıcı durumlara neden olunabiliyor. Yardım sadece acıma endeksli bir durum olmamalıdır. Aksi halde yaptığınız iyiliğin, onurunu kırdığınız kişi nezdinde bir kıymeti olmaz.

Başka bir husus, birinin sıkıntısını görmek, bizde kendimize odaklı bir rahatsızlık ve diğerine odaklı bir empatinin karışımından oluşan karmaşık duyguları uyarır. Başkalarının sıkıntılarını hissetmek acı vericidir. Aslında bir insanın, bir başka insanın acının hafifletmeye yönelik davranışları, kendi hissettiği acıyı da azaltır. Ancak empati ve duygu kontrolü becerisi yeterince iyi olmayan kimi insanlar için bu durum tükenmişlik gibi süreçlere yol açabilir. Bu nedenle de kişi, acı verici durumlar yaşayan insanlardan kaçınabilir. Yardım etmeyi de tercih etmez.

Hatalı başka bir tutum da, insanların yardımı sadece önemsedikleri kişilere yapmasıdır. Böyle bir tutumla yardım etme davranışları sınırlı kalırken, toplumdaki yardıma muhtaç diğer insanların içinde bulunduğu durumlar göz ardı edilir. Bu da toplumda adaletsizlik ve kayırmacılığa neden olur. Nitekim günümüzde bunun sayısız örneklerini yaşıyoruz. Ruhumuz, vicdanımız isyan ediyor…

Peki yardım etme davranışlarını, özellikle de doğru yardım etme davranışlarını nasıl arttırabiliriz?

Bu konuda yazılacak, söylenecek çok şey var elbette ki… Özellikle çocuk yetiştirme sürecinde ebeveynlere düşen sorumluluklar kadar, çocuklarımızın eğitim yaşantısına başlamasıyla birlikte, eğitim sisteminin barındırması gereken temel unsurlar ve öğretmenlere düşen sorumluluklar en başta geliyor. Bunlara ilaveten kitle iletişim araçlarının da bu noktada önemi büyüktür. Örneğin; çocuklarda yapılan bazı çalışmalar yardımsever davranışları içeren programları izleyen çocukların daha yardımsever davranma eğiliminde olduğunu ortaya koymuştur. Şiddetin pik yaptığı günümüzde, reyting uğruna şiddet ve saldırganlık temalarının pervasızca yer aldığı programların yerini, insanları olumlu davranışlara sevk edecek yapıcı programların alması gerekiyor.

Bir başka husus kuru kalabalık dediğim pasif izleyicilerle ilgili. Yapılan çalışmalar pasif bir izleyici kalabalığı iken, bir kişinin çıkıp mağdura yardım ettiğinin görülmesinin o kalabalıktaki diğer kişilerinin yardım etme davranışını harekete geçirdiğini göstermektedir. Buradan hareketle, zor durumda olan insanlara, kişisel bir adım atarak yardım etmek, pasif izleyici kalabalığını yardıma koşan bir güç haline getirebilir.

Yine yazılı ve görsel medyada özellikle toplum tarafından tanınan-bilinen kişilerin içinde olduğu yardım etme odaklı haberlerin artması, insanların yardım etme davranışlarını teşvik edebilir. Örneğin ekim ayının başlarında okuduğum bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum. Ünlü tenisçi Rafael Nadal’ı çoğumuz tanıyoruz. Okuduğum haberde “Ekim ayının başlarında 10 kişinin hayatını kaybettiği Mallorca Adası'ndaki sel felaketi sonrası ünlü tenisçi Rafael Nadal eline süpürge alarak temizleme çalışmalarına katıldığı” belirtiliyor ve bununla ilgili görsellere yer veriliyordu. Bu haber toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmesi açısından olumlu bir haber örneğiydi. Darısı bizim haber içeriklerimizin başına…

Bu yazımda daha çok insanların yardım etmesinin veya etmemesinin nedenlerini irdelemeye çalıştım. Herkes kendi yardım etme ya da yardım etmeme davranışının altında yatanları düşünsün lütfen.

Kendime bakacak olursam; benim yaptığım iyilik ya da yardımlar, yapıp denize atmalık cinsden…Hem de balıkların bilip bilmeyeceğini hiç düşünmeden….

Sınır tanımadan insanlık yapmaya devam dostlar…

Hayat birbirine yardım eden, yardımlaşan insanların sinerjisiyle daha güzel olacak…

Sevgiyle kalın…

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.