Dr.Sibel DOĞAN
Dr.Sibel DOĞAN
Güzel bir Eylül pazarından, herkese merhabalar
16 Eylül 2018 Pazar / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Güzel bir Eylül pazarından, herkese merhabalar.

Sarı- yeşil bir bahar, üşütmeyen rüzgar, yakmayan güneş, hüzün kokulu yağmurlarının yanı sıra, bazen kendimizi huzurlu bulduğumuz yalnızlıklar içine çektiğimiz Eylül ayı, her ne kadar bitiş ve ayrılıklarla özdeşleştirilmişse de, benim açımdan sizlerle buluşabilmem için bir başlangıca vesile oldu.

Artık ben de “Name Haber” ailesinin bir üyesiyim. Uzun zamandır keyifle takip ettiğim Name Haberde, köşe yazarı olarak ilk yazımı sizlerle paylaşıyor olmanın tatlı bir heyecanı içerisindeyim. Uzun zamandır tanıdığım, yaptığı değerli işler ve başarılarıyla olduğu kadar, örnek kişilik yapısı ile de takdir ettiğim Name Medya Yönetim Kurulu Başkanı kıymetli arkadaşım Selçuk Yavuz’a davetinden dolayı, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Değerli okurlar, bundan böyle sizlerle haftada bir, bu köşede yazılarımla buluşuyor olacağım. Nelerden mi bahsedeceğim? Özlediğiniz şeylerden, yüreğinizi ısıtacak, bazen gülümsetip, bazen gözünüzü yaşartacak, gönlünüzün bam teline dokunacak şeylerden, özümüzden, değerlerimizden, kendimizden, toplumumuzdan… Özellikle bu konularda, sizi farklı açılardan düşünmeye sevk edecek saptama ve analizlerimi sizlerle paylaşacağım. Karşınızda doğduğu topraklara, vatanına, milletine, kültürüne, özüne “aşık” biri var. Aynı zamanda çocukluğundan beri vatan coğrafyasının birçok yerini karış karış dolaşmış, bulunduğu her yöredeki insanların yaşadığı sorunları kendine dert edinmiş, yüreğinin bir tarafı hep acıyan, anlatacak çok hikayesi, edecek çok sitemi, paylaşacak çok sevinci, hem de hüznü olan biri… Diğer taraftan kendini doğduğu topraklara, güzel ülkesinin güzel insanlarına karşı borçlu hisseden ve bu duygularla her daim bitmez bir içsel motivasyonla, toplumsal faydaya dönük her türlü çalışmaya, projeye destek veren, dahil olan biri… Kendimi biraz tasvir ederek, yazacağım konuların hangi eksende olacağı konusunda zihninizde bir algı uyandırmaya çalıştım. Kişisel yaşamımda ve 14 yıllık akademik yaşamımla sözlü ya da yazılı olarak kendimi çok ifade ettim, ediyorum, edeceğim ve bundan büyük bir keyif duyuyorum. Ancak bir medya portalı dahilinde “köşe yazarı” olarak siz değerli okurlarla buluşmak benim için ilk kez gerçekleştireceğim önemli bir deneyim. Bu nedenle hemen en başta peşin peşin söyleyeyim “ sürç-i lisan edersem affola”

Derviş’e sormuşlar- en zor olan nedir?- “Sözdür” demiş; anlatması da anlaması da… Yazılarımda bir çok durumu farklı açılardan ele alarak, “daha iyi anlayabilmemiz” le ilgili bakış açıları sunacağım sizlere. Bizler çoğunlukla olayları göründükleri biçimiyle algılıyoruz. Olayların arkasındaki hazırlayıcı ve tetikleyici şeylerin peşine düşmüyoruz…

Özne insansa eğer, insanın görünen bedenden öte, duygular, düşünceler, heyecanlar, anılar, deneyimler, öyküler, yaşanmışlıklar birikimi olduğunu göz ardı ediyoruz. Sonuç olarak “ANLAMIYORUZ”!… Sonra biz de dahil bir çok insan “ beni anlamıyorlar” diye yakınıyor… Anlamadığınız birine pozitif düşünce, duygu ve tutum içinde olmanız da çok mümkün değil. Yargılarsınız, acımasızca eleştirirsiniz, tepki koyarsınız, ya da nötr kalırsınız ama anlamadığınız için destek de olamazsınız, yardım da edemezsiniz…

Tam da bugünlerdeyiz maalesef… “Anlamayı becerebilmek” büyüleyici bir şeydir… Gözünüzdeki perde kalktığında, bakıp ama görmediğiniz bambaşka dünyaları keşfedersiniz… Yeri gelmişken bununla da ilişkili çoğunuzun bildiği bir hikayeden bahsetmek isterim:

6 tane kör adam varmış... Bu adamlar öğrenmeye çok hevesliymiş. Nasıl olduysa olmuş " fil " diye bir canlının olduğunu duymuşlar ve nasıl bir canlı olduğunu merak etmişler ve bir bilene danışmışlar. Fil'e dokunursanız belki nasıl bir canlı olduğunu anlarsınız ben anlatmayayım demiş. Kör adamları filin yanına götürmüş...6 körü filin etrafına getirmiş her biri farklı yerlerden file dokunmaya başlamış. İlk adam file daha dokunmadan karnına çarpmış ve "Aman Allah'ım bu fil duvar gibi bir şey" demiş ve geri çekilmiş. İkinci adam filin dişine dokunmuş ve bu şey " Oldukça sivri, mızrak gibi" demiş, Üçüncü adam filin hortumuna dokunmuş ve hemen geri çekilmiş " Fil, sanırım yılan gibi bir şey" demiş. Dördüncü adam elini uzatmış filin ayağına dokunmuş ve "Fil, ağaca benziyor " demiş. Beşinci adam filin kulağına dokunmuş ve "Fil, kocaman bir yelpaze" demiş, Son adam ise şöyle bir etrafında dolaşmış ve eline filin kuyruğu değmiş "Fil kocaman bir halat gibi" demiş... (Alıntıdır)

Eğer bizi kör eden şeylerden sıyrılabilirsek, kendi gerçekliğimizi değil, mevcut gerçeği algılayabiliriz, akabinde anlaşabiliriz, uzlaşabiliriz.. Bu Aya insan yollayabilmek gibi karmaşık bir şey de değil.

İlk yazımı çok uzatmadan, eylül ayına özgü birkaç kişisel tavsiyemle bitirmek istiyorum.

Eylül tavsiyelerim;

Şarkı: Erkin Koray’ın 1962 yılında çıkardığı ilk plaktan Türkçe sözlü ilk rock müzik şarkısı “Bir eylül akşamı” https://www.youtube.com/watch?v=IgbU6f9nnWU

Meyvelerden mürdüm eriği, sebzelerden semiz otu, yemek olarak tercihim ise balık özellikle istavrit…

Bedeninize de ruhunuza da çok iyi bakın dostlar, bir sonraki yazımda görüşmek üzere..

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.