Dr.Arif ARSLAN
Dr.Arif ARSLAN
Dua kapısı
9 Mayıs 2020 Cumartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Rahmetli annem varken bana dua eder ve duasının bereketinden istifade eder, bunu da açıkça görürdüm. Onun duasının bereketiyle aldığım maaş yeter ve hatta bazen artardı bile. Bunun sebebini de ben, ona gönderdiğim küçük harçlıklara bağlardım. Çünkü annem, hem dili dualı bir kadın, hem de çok çile çekmiş, mazlum, mağdur ve masum bir kadıncağız idi. Onu ziyaret edip gördüğüm ve elini öptüğüm her seferinde içimde bir ferahlık hisseder, huzur duyardım. Ondan ayrılıp işime dönerken de mukaddes bir görev yapmış gibi içim rahatlar ve mutlu olurdum…
 
20 Nisan 2004 yılında annemi kaybettim ve artık annem yok. Yüce Allah’ın takdiri ve insanın genel kaderi açısından mutlaka olacaktı bunun böyle olması gerekiyordu. Ancak (Rabbimin gücüne gitmesin) benim laf anlamaz, söz dinlemez gönlüme göre onun gibi saf ve temiz, sade ve mazlum, dili dualı insanlar, insanlığın umumi selamet ve huzuru için normalden biraz daha fazlaca yaşamalıydı. Tabi buna hiçbir şekilde itiraz etmemiz ve karşı koymamız da mümkün değil, niyetimiz de o değil; benimki sadece küçük ve hissi bir temenniden ibaret. 
 
Tabii bu işin bir de öbür tarafı var. Acaba yaşasaydı biz onun, bize küçük bir bebekken davrandığı gibi davranabilir, yemeğini zamanında verip, ihtiyaçlarını zamanında görerek incitmeden isteklerini yerine getirebilir, hoşnutluğunu kazanabilir miydik? Hz. Musa bir gün: 
“Ey Rabbim, Cennet'te benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim” dedi. Hz. Musa’ya şöyle vahiy geldi. 
 
“Falan beldeye git! Orada, çarşının başında bir kasap dükkânı var. O dükkânın sahibi olan kasabı gör! O veli bir kulumdur. Yalnız bilesin ki, onun çok önemli bir işi vardır. Çağırırsan gelmez. İşte o senin cennetteki komşundur.”
 
Hz. Musa, hemen bildirilen yere gitti. Kasabı buldu ve ona:
 
“Ben sana misafir geldim” dedi. Kasap Hz. Musa’yı tanımıyordu. Ona;
“Hoş geldin” deyip bir kenara oturttu. Dükkândaki işi bitince de Alıp evine götürdü. 
Evinin baş kösesine oturtup çok ikramda bulundu. Musa (a.s), ev sahibini dikkatle takip ediyordu. Ev sahibi kasabın ocakta çömlek içinde, et pişirdiğini gördü. Et pişince çömlekteki eti küçük küçük parçalara ayırdı. Bunları bir tabağa koyup, bir kenara bıraktı. Sonra bir et parçası daha çıkartıp, onu da misafiri Musa (a.s)’a ikram ederek dedi ki:
“Benim önemli bir işim var. Sen beni bekleme yemeğini ye!” dedi. Sonra da yanından ayrıldı.
 
Önemli bir işim var deyince, Musa (a.s), önemli işi nedir diye merak etti ve gizlice kasabı takip etti. Kasap Musa’nın yanından ayrıldıktan sonra, yandaki odaya geçti. Duvarda asılı duran büyük bir zembili indirdi. Zembilde çok ihtiyar, mecalsiz bir kadın vardı. Kadına küçük küçük parçaladığı etleri yedirdi. Karnını güzelce doyurduktan sonra, altındaki kirlenmiş bezleri aldı yerine temizlerini koydu. Kirli bezleri yıkayıp astıktan sonra ellerini yıkayıp Musa’nın yanına geldi. Hz. Musa’nın daha yemeğe başlamadığını gören kasap sordu:
 
 “Niçin yemeğe başlamadınız?” Hz. Musa:
“Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe bir lokma bile yemem…” dedi.
“Mademki merak ettin anlatayım": Ey misafir, bu zembildeki benim yaşlı annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düştü. Evde bakacak başka kimsem de yok. Evleneceğim, fakat hanımım annemi incitir, onu üzer diye evlenemiyorum. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu gördüğün gibi bir zembile koydum. Her gün gelip iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüp gönül rahatlığıyla işime gidiyorum. 
Bunun üzerine Hz. Musa dedi ki: 
“Ancak anlamadığım bir şey daha  var. Sen annene yemek yedirip su içirdikten sonra dudaklarını kıpırdatıp bir şeyler söyledi, sen de “âmin” dedin. Annen ne söyledi ki “âmin” dedin?”
 
“Annem, her hizmet edişimde “Allah seni Cennette Musa (a.s)’a komşu eylesin diye dua eder. Ben, hiç ihtimal vermediğim halde, bu güzel duaya âmin derim. Ben kimim ki, O büyük Peygamberle komşuluk edebileyim. Onunla komşuluk edebilecek ne amelim var ki?” 
O zamana kadar kim olduğunu saklayan Hz. Musa (a.s), buyurdu ki: 
 
“Ey Allah’ın sevgili kulu, ben Musa'yım. Beni sana Allah-u Teâlâ gönderdi. Annenin rızasını kazandığın için Cennet-ı Âlâyı ve orada bana Komşu olmayı kazandın.” Kasap hemen kalkıp Musa’nın elini öptü ve sevinç içinde yemeğini yedi.
 
Allah-u Teâlâ bizleri anne duasından mahrum etmesin ve anne bedduasından uzak kılsın.
 
Selam ve dua ile…
 
ARİF ARSLAN - NAME HABER
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.