Doç. Dr. Ali AKBEN
Doç. Dr. Ali AKBEN
Bir ay, bir gün
13 Mayıs 2019 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Değerli okurlarım zaman tünelinde hızla yol alıyoruz . Durma ve durdurma şansımızın olmadığını bilenlere ne mutlu. Ancak büyük çoğunluk  hüsran içerisinde olduğunun farkında bile olmadan ömür hazinesinden tüketmeye devam ediyor.
 
Dünyanın döndüğünü nasıl fark edemiyorsak ,aynı şekilde zaman tünelideki hızımızı da idrak etmekten yoksunuz.  İzafi bir kavram olan zaman, kimine göre geçmek bilmezken kimine göre ise vızır vızır geçiyor.
 
Yılda bir ay süreli ramazanı şerifin bir haftası geçti bile . Ömrü olanlar bayrama ne kadar da çabuk kavuştuklarını hayretler içerisinde algılayacaklar. Oruç ibadetini, hakkını vererek yerine getirenlerin hakkı olan bayram günlerinin verdiği hazzı   damağımda  bıraktığı tat ile  yaşarken , bir güne sığdırılan anneler gününde aynı hazzı almadığım itiraf etmeliyim. Seküler ve kapitalist toplumlarda annelerimizin misyonunu hakkını hukukunu  hatırlamak   sadece bir gün ile sınırlı ve vahşi kapitalizme kurban edilmiş durumda.
 
 Sebebi dünyamız olan eli öpülesi annelerimizi  senede bir kez  de olsa hatırlamaya ve hatırlatmaya matuf bu günün amacı keşke annelerimizi hatırlamak olsa diyesim gelir hep.
 
Nedenine  gelince benzer başka günlerde olduğu gibi, tüketim toplumu olmanın ekmeğine yağ sürüyoruz ve  bu günün  evrenselleşmesi ile  ilgili hafızamdan silinmeyecek gerçeklikler var.
 
Kendi değerlerimizden uzaklaşmış olmanın utancını hatırlarım  anneler gününde. Anne dediğimizde kendi inancımızın ona lutfettiği değeri ve onların ayaklarının altına serilen  cenneti hatırlamak dururken  antik dönemlerin ne idüğü belirsiz ladini referansları ile  onların hakkını bir günde ödeşmenin mümkün olmadığına inanmamdan  olsa gerek bu günü kutlamaya utanırım.
 
Amma ne yapalım gavurların her şeyini sansürsüz almanın medenilik olduğu bir döneminde yaşıyoruz. Gücün ve kuvvetin egemen olduğu, kapitalist ahlaksızlığın modernlik sayıldığı günümüz dünyasında buna da şükür diyenleriniz olacak elbette. 
 
Nasrettin hocanın olsun da  99 altın olsun rüyasındaki  gibi bir kabul ile annelerimizi hatırlayanlardan olalım amma yedi gün yirmi dört saat onların hizmetinde olsak dahi haklarını ödemenin mümkün olmadığını da bilelim ve bildiklerimizle de amel edelim.
 
    Sosyal medya ve  soysuz tröstleri
 
Sosyal medya tüm dünyadaki gelişmişliğinden daha fazla ülkemizde gelişti ve artık onsuz bir hayatın olmayacağı da bir gerçeklik. Sosyal medyanın esâmesinin okunmadığı günlerde yaşamış bizim nesil bile bu bağımlılık zincirinin birer dişlisi olmuş durumda. Medya iletişimin önemli bir aracı. Yazılı görsel ve sosyal üç ana öge ile yapmayacağı bir şey yok. Dördüncü kuvvet olayı içine sindirememiş ve hep birinci olmuş.
 
Hayırlı hizmetlerde kullanıldığında önemli işlevleri ile güzelliklere vesile olurken yanlış kullanımında da insanı, insanlığı, devleti, erdemi, aklı, fikri, mantığı her şeyi yıkar yakar tarumar eder.
 
İletişim, taşıdığı yedi harfin gücünden çok daha fazla güce sahip bir kelime ve günümüz dünyasında gücü kudreti ve kuvveti tartışılmayacak kadar etkin algı ve olgu saptırma aracı olarak kullanılıyor. Soysuz sıfatını kullanma sebebim de bu gerçeklik zaten.
 
Körfez  savaşında Amerika gavurunun başlattığı haçlı seferi ile on binlerce Müslümanı katledip bunu tüm dünyaya barış için yaptığını ilan ettiği günlerde, dünyanın bir çok yerinde yayın yapan CNN Saddam’ın denize döktüğü (!) petrolde boğulan karabataklara ağıt yakıyor ve çevrecileri harekette geçiriyordu.
 
Son otuz yılda benzer öyle çok cinayetler gözlerimizin içine baka baka işlendi ki, hangi birisi dedirtecek cinsten. Algılar öyle palazlandırılarak olgu imiş gibi hafızalarda kazındı ki unutmamız mümkün değil.
 
Ülkemiz ve nerede ise tüm dünya bu soysuzluğun yaydığı uğursuzluğun bedelini ödüyor. Daha başka bedellerde ödenecek. Bizim gibi ülkeler bu bedeli daha ağır ödüyor. Sebebine gelince boynumuza yerleştirilen davulların tokmakları hala elimizde değil. Elimize vermeye niyet eden de yok. Güç sahipleri vermemek içinde yeminli.
 
Aziz mübarek günde kimsenin moralini bozmaya niyetli değilim. Zaten moral değerlerimiz yeterinden fazla bozuk. Zalimlerin zulümleri ile ilgili tarihi kayıtlarda hiçbir değerin olmadığı açık. Onların acıma duygularına sığınmak gibi bir geçmişimiz olmamış.
 
Onurunu kaybedenler olmuş. Milletine ve onun değerlerine sırt çevirip zevahiri kurtarmaya çalışanlarda olmuş. Hainleri yanında hep hadimleri de olmuş bir milletin evlatlarıyız. Yakın ve uzak geçmişimizde fetretler olmuş ama zilleti hiç yaşamamışız.
 
Rahmet ve mağfiret ayındayız. Beddua bizlere yakışmaz. Sövene dilsiz, dövene elsiz olmanın zorluğunu bilerek efendimiz (AS) kendisine ve ümmete yapılan her türlü eziyet karşısında “Ya Rab onlar bilmiyor. Bilseler böyle yapmazlar” hadisi ile bugünkü makalemi tamamlamak istiyorum. 
 
Bu günlük de bu kadar.
 
Kalın sağlıcakla.
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.