Doç. Dr. Ali AKBEN
Doç. Dr. Ali AKBEN
Zirvenin Zaferi
12 Eylül 2018 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Uluslararası ilişkiler ve politika alanında akademisyen olmayan sıradan bir vatandaş olarak cuma günkü Tahran toplantısını başından sonuna kadar canlı canlı izledim.
 
Yakın geçmiş tarihimiz masada yaşanılan hezimetlerle dolu. Lozan Sevr hiç ama hiç unıtulmamalı ki, bugünde aynı hezimetleri yaşamayalım.
 
Sütten ağzımız çok yandığı için yoğurdu üfleyerek yemek zorundayız.
 
Kimin dost kimin düşman olduğunun bilinmediği bir dünyada olmaz denilen şeylerin ve bu olduğunu görerek kahrolmak yerine, ülkemiz için daha fazla birlik ve bütünlük içinde olmalıyız.
 
Gavurdan dost olmaz evrensel kuralının bir kez daha tescillendiğini gördük.
 
Acem dendiğinde akla gelen güvenilmez yaftası da bir kez daha tescillendi.
 
Ülkemiz tam bir ateş çemberinin ortasında.
 
Batımızda dost ve müttefik stratejik ortağımız(!) ABD
Doğumuzda tarih boyu bir kez olsun güven duyamadığımız İran, kuzeyimiz ise son yıllarda dostumuz (!) olan Rusya.
 
Suriye ise tüm bu güvenilir (!) dostlarımızın kullandığı film stüdyosu.
 
Öyle bir stüdyo ki, figüranı ve oyuncuları bildik karekterler.
 
Nerede ise hepsinin ortak paydasında Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün dağıtıılası var.
 
Asgari müşterek nedir dersek; Ulusal güvenliğimiz cevabını hemen verebilmeliyiz.
 
Şu doğru bu doğru elbette bunun gerçek doğrusunu tarih kitapları yazacak.
 
Nasıl cennetmekan Abdülhamit hanı bugün doğru yazan tarihten öğreniyorsak aynısını bizden sonraki nesil bizlerin tam ve net olarak görebilemediği doğruyu görerek bugünleri daha şümullü tahlil edecek.
 
Büyük bir ihtimalle bu kadar puştun etrafta kol gezdiği ve cirit attığı bir zamanda yaşadıklarımızla ilgili duruşu omurgalı olanları daha iyi anlayacak.
 
Gerçekten zor bir zaman diliminde yaşıyor ve gördüğümüz acı gerçeklere rağmen uyuyanlarımızın çokluğunu görmek bir çoğumuzda kırılma ve çöküntü yaşatsa da tek tesellimiz ümitvar olunuz tavsiyesi.
 
Ümitvarız ve bu zor günler gerçek dostları ve dostluğu bir çoğumuza yeniden öğretecek gibi.
 
DÜN-BUGÜN-YARIN
 
Aklederek baktığımızda dünya hayatının dünü bugünü ve yarını ile ilgili o kadar çok ibretlik hallerimiz varki, hangisi dedirtecek cinsten.
 
Dünden bir kaç örnek hatırlayalım desem aklınıza ilk gelen iyi ve kötü anımızın bugün bir önemi olmayabiliyor.
 
Bu gerçekliğe rağmende günlerimiz keşkelerle geçiyor.
 
Yarınımızın hesap günü olmayacağı garantisi de kimsenin elinde değil.
 
Bu kısa girişten sonra maksat anlaşıldı sanırım. Dün ve şu andan ibaret olan hayatımızı yarınla ilgili o kadar çok iğfal ediyoruz ki, beden ve ruh sağlığımız hastalıklı hale geliyor. Dünden gelen travmalarla yıprattığımız emanet bedenlerimiz yeni yeni darbelerle yarınlara adeta yaralı savaş gazileri gibi çıkıyor.
 
Üstad Necip Fazıl, bu haldeki insanlara şu meşhur veciz sözü ile uyarıda bulunuyor. “ Yeryüzü dediğin bir koca mabed. Geldik bu mabede maksat ibadet .Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret. Ebedi bir hayat için gayret yok hayret. Ezanlar ederken secdeye davet, hep yarın diyorsun oysa kim bilir o yarın belki kıyamet”. Üstad ne güzelde özetlemiş pür melalimizi.
 
Dünün pişmanlıkları keşkeleri ve yanlışları bugünün stres ve koşturmacaları arasında şaşkın ördeğe dönen insanlık yarına aid tükenmek bilmez bir heva ve heves cümbüşü içerisinde savrulup duruyor.
 
Helal haram kavramı, kannat, diğergamlık isar gibi değerler yerini bencilliğe bedbahtlığa hep banaya bıraktı.
 
Ne bet ne bereket kaldı..Deniz suyu içen insan gibi içtikçe susuyoruz.
 
Haramda huzur arayana, huzur haram olur sözünü hep bilir ve söyleriz. Ama kazançlarımızı hesap ederken bu iki ayıracı kullanmayı ihmal ederiz.
 
Yarınlarımızın daha müreffeh olması için sadece maddi birikimler yeterli olsa amenna.
 
Ben biliyorum ve sık müşahade ediyorum ki, madde ancak birkaç şey satın almak için işe yarıyor. Satın aldıkları olsada olur olmasada.
 
Maddenin gücü ile huzur, saadet, sağlık, mutluluk, iyi niyet, samimiyet, muhabbet gibi insana has değerler kesinlikle alınamıyor.
 
Yarınlarımıza has olan başka bir zaafımız ise hırslarımız. İnsanın iki dünya felaketi için tek başına yeterli kötü bir duygu. Doymak bilmediği gibi felakete götürdüğü yoluda gül gülistanlık olarak gösterir bize. Ürettiği stres ve gerilim ise hem günümüzü hem yarınımızın ufuklarımı karartır.
 
Dün-bugün-yarın ile ilgili söylenecek kitaplar yazılacak o kadar çok gerçek var ki, işin sırrını Yaradanımız vermiş.
 
Zaaflı yaratılan, aldanması kolay olan biz acizlere düşen bu sırrı kayıtsız şartsız kabul etmek olmalı. Küçük akıllarımızla tonlarca ağırlıkta yüklerle yüklenmeyelim. Kanaat ehli olalım. Birbirimizi güzellikte samimiyette yarıştıralım. Varlıkta yarışmak her yiğidin karı değil. Varlık ayrı bir imtihan.
 
Servet şöhret şehvet yarışını kaybetmeyecek insan sayısı gerçekten çok az. Bu sırrı iyi bilip iyi anlayalım. Yoksa dünün yanlışlarına bugün hamallık yaparak yarınımızı mahvettiğimizi mahvolduktan sonra anlarız.
 
İş işten geçmeden yol yakın ve fırsat varken mesaimizin bir kısmını gerçek dostumuz olan aynaların karşısında geçirelim. Yolsuzluklar bataklığına saplanmış yoksullar olarak Rabbimizin karşısında mahcup olmayalım diyorum.
 
Bugünlük de bu kadar.
 
Kalın sağlıcakla.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.