Doç. Dr. Ali AKBEN
Doç. Dr. Ali AKBEN
Şu gavurun yaptığına bak hele…
3 Nisan 2018 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Gavur gavurdur. Hangi ölçü aleti ile ölçerseniz ölçün ayarı ne çıkarsa çıksın yeri ve zamanı geldiğinde gavur olduğunu ispatlayacak bir yumurtlama ile sizi mahcup etmez. Bu defa da etmedi. Birkaç gündür top çevirip paslaşan iki gavur aktörü evvelsi gün aynı günde birbiri ile bağlantılı iki açıklama ile enayi zannettikleri ülkemiz ile yakından  ilgisi olan açıklamalar yaparak bizi yanıltmadılar.
 
Amerika başkanı düğün bayram olmadığı halde her zamanki gibi anlık bir kararla Suriye’de işimiz bitti ve ayrılıyoruz dedi. Daha esbabı ile ilgili düşünme ve akıl yürütmeye fırsat olmadan bu kez de Fransa Suriye’ye giriyor ve Türkiye ile teröristlerin arasını bulacağız anlamına gelecek işkembe-i i kübra orjinli bir açıklama ile durumdan vazife çıkarıcılığa soyundu.
 
Allah Allah.. Bu ne menem bir şey dostlar. İkisi birden bizi öpme yarışına girdiler.
 
Nasıl yazılır? Nasıl okunur?
 
Kısa sürede yaşadıklarımız bana yine rahmetli büyükbabamın hatıralarını çağrıştırdı. Büyükbabam Fransızların Maraş’ı işgalini, öncesini ve sonrasını fırsat buldukça anlatır ve çocuk aklımıza gavurun ne demek olduğunu yerleştirirdi.
 
Osmanlı döneminden beri  komşu ve akraba oldukları Ermenilerle aralarına sokulan fitneden bahisle nasıl kan-kin düşman hale getirildiklerini ve birbirlerini boğazlayacak kadar da işin şirazeden çıkarılışını ibret alacağımız bir şekilde anlatır ve körpe hafızalarımızda iz bırakırdı.
 
Fransız gavurunu Maraşlı dedelerimiz kazma-kürekle kovalayarak arkalarına dahi bakamadan bugünkü Suriye topraklarına kadar kaçmışlar. Bizim zayıflatılmış ve tüketilmiş olmamızın boşluğundan yararlanarak yıllarca Suriye’yi sömürüp iliklerine kadar tüketmişler. Fırsat versek bugünde aynısını yapacaklar ama şükür bugün böyle bir şansları yok.
 
Dostlar tarihin tekerrürü üzerine proje üstüne proje üreten gavurlar güruhu, bizi hala eski günlerdeki gibi zannediyor. Kurdukları oyunlar ve paslaşmalar ile yine kalemize gol atacaklarını düşünerek alçakça ve kalleşçe tertipler düzenliyorlar. 
 
Kalemizin ve kalecimizin sağlam duruşuna rağmen de bir punktuna getirip kalemize gol atma hayali ile yaşıyorlar. Hevesleri kursaklarında kalacak. Türk milleti, tıpkı dedeleri gibi dünya mazlumlarını bağrına basarak aldığı dualar ile analarından emdikleri sütü burunlarından getirecektir. Mazlumun ahına inanmayanlara mazlumların şamarı çok yakınlarda. Birlikte göreceğiz inşallah.
 
Atatürk’ün dini
 
BBC'de 1965 yılı seçimlerinden önce yayınlanan 6 dakikalık bir belgesel izledim. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü ve Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını konu alan belgeselde Atatürk ile ilgili çarpıcı ifadeler karışık olan kafamı daha da karıştırdı.
 
Hilafeti kaldırma amacından, şapka kullanmaya ve kılık kıyafet devrimine kadar halkta karşılık bulmayan devrimlerin amacının agnostik bir din kurmak olduğu belirtilerek bunu başarmış olması övülüyor. Menderes ile akamete uğrayan devrimlerin bedelinin idam olduğu belirtilerek o günlerin favori iktidar adayı Demirel’e aba altından sopa gösteriliyor.
Dostlar ne günlerden geçtiğimizi unutarak bugünlerin kıymetini bilmeden yaşamaya devam edersek tarih yine tekerrür edebilir. Benim hatırladığım dönem içerisinde (1970-2000) 3 kez tarih tekerrür etti. Müslümanlık tu kaka aut olurken dinsizlik naraları atmak in oldu. Nerede ise camiye dahi gidemez olduk. Başörtülü hanımlar İstanbul’da bazı semtlerde gezemez oldu.
 
Olmaz demeyin lütfen. Olmaz olmaz. Olur olmaz. Olmaz olur.
 
Burası Osmanlı toprağı. Dedelerimizin korkusundan hala altına yapan içerden ve dışardan mebzul sayıda gavur var. Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, sözde yerlilik, demokrasi, hak, hukuk gibi evrensel kavramların arkasına sığınarak   pusuda bekleyen irticacılar var.
 
Kedinin namusu fareyi görünceye kadardır deyimini teşbihte hata aranmaması temennisi ile hatırlatıyorum. Anlayana tabi. Gezi kalkışmasının sebepleri ve o günden bu güne hala doğrulamayışımızla ilgili tahlillerde hataya düşmeyelim. Devletimize sahip çıkarak boşluklardan yararlanacak fırsatçılara eman vermeyelim.
 
Nus ile uslanmayanın hakkı…
 
Uber-taksici muhabbetine bende dahil olmak istiyorum. Ne de olsa yazıp çizdiğimiz için kulaklarımızı açarak etraf dinlemesine pür dikkat takılıyoruz. Takıldıkça bazı gerçekleri daha net görmek mümkün oluyor.
 
İstanbul trafiğinden çok çeken bir vatandaş olarak toplu taşıma ile işime gidip geliyorum. Allah bu günleri gösterdi şükür. Evimle işim arası yakın tarihte işletmeye açılan Üsküdar - Ümraniye metrosu sayesinde oldukça kolaylaştı. Gecikmişte olsa sebep olanlardan Allah razı olsun.
 
Üstat Mehmet Şevket Eygi bey'in teşviki ile arada taksiye de binerim. Çünkü onların sizde hakkı var der. Ben de taksi şoförlerinin azizliğine uğrayanlardan olduğum için son günlerin tartışma konusu olan Uber - Taksici muhabbetinde maalesef Uber tarafına doğru duruyorum.
 
Maalesef diyorum. Çünkü taksici esnafının ciddi kimlik ve kişilik sorunları var. Plaka ayrı bir dert. Plaka sahipleri ayrı bir dert. Taksi şoförlüğü ise daha ayrı ve başlı başına bir sorun. Daha başka meselelerde var. Devletimiz nasıl her türlü mafya ile mücadele ederek çökertmeye gayret ediyorsa buradaki mafyayla da mücadele ederek çökertmek zorunda
 
En kısa zamanda çözüm bulunması temenni ediyorum. Vatandaşa, taksi dedin mi tüyleri diken diken oluyor. Geçenlerde Kadıköy'den Altunizade'ye gideceğim. Taksi şoförü kardeşimiz başladı konuşmaya…sonunda yol yoğun gidemem dedi. Akıllı telefonumdaki navigasyonu göstererek açık ve 11 dakikada varacağımızı belirtiyor deyince mırıldanarak ve lütfederek bindirdi. Keşke bindirmeseydi. 10 dakika boyunca başımın beynimin etinin yedi. Mesafe kısaymış. Benzin parasını çıkartamamış vs.. Araç tüplü diye hatırlatınca da saçma sapan cümlelerle bindiğime bineceğime pişman etti beni.
 
Geçen yıl da Rahmetli babam ile Üsküdar'dan taksiye binmek için takla üstüne takla atmış bir daha binersem ile başlayan bir cümleyi yarıda kesmiştim.
 
Öyle efelenerek derebeylik taslayarak veya tehditlerle bir yere varamazsınız. Aklınızı başınızın içinde tutun. Ellerinizi de iki şakak üzerine koyarak iyi düşünün diyorum. Yoksa bu millet sizden hiç memnun değil ve bu şartlarda da sizden başka kim olsa onu tercih edecek. Bugün uber yarın careem öbür gün başkası. Hiç fark etmez. 
 
Bu kafa değişmediği sürece müşterileriniz size güvenmiyor. Size alternatif olabilecek her yola da sağlıklı mı sağlıksız mi diye bakmadan bodoslama atlamaya razı. Çünkü siz çok çektirdiniz ve hala da çektirmeye devam ediyorsunuz.
 
Fakirliğin en kötüsü
 
Fakirlik edebiyatında mahiriz gibime geliyor. Kime sorsan yokluk kıtlık, öldük bittik ile başlayan klişe laflar. Herkes tutturmuş bir yol. Telefonuna bakıyorsun kıyafetine bakıyorsun arabasına evine velhasıl söylemle uyuşmayan varlık içinde yüzüyoruz desem abartı olmaz. Varlık fakirliğinden çok kanaat fakirliği çekiyoruz gibi bir his var içimde.
 
Elbette çok zor durumda olan gerçekten yokluk çeken insanlarımız var tabi. Devletimiz eskisi gibi duyarsız değil. mümkün mertebe zorluk içinde olan garip gurebaya destek olarak sosyal devlet olmanın şartlarına uymaya gayret ediyor.
 
Halkımız da alicenap bir halk ve zor durumda olan eş dost akrabaya yardımda gizli açık bir çok güzelliğe imza atıyor. Fakirlik imtihanını başarı ile veren gerçek fakirler bir çok konuda fakirlik edebiyatçılarına göre daha şanslı. Bu şans sadece bu dünyada değil öbür dünyada da işlerine yarar inşallah.
 
Rabbimiz miskinlikten, fakirlikten, görünür görünmez kazalardan korusun ve zorluklarla imtihan etmesin duamıza  amin diyorum. Bu günlük de bu kadar.
 
Kalın sağlıcakla.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.