Doç. Dr. Ali AKBEN
Doç. Dr. Ali AKBEN
Bayram haftası Sandal tahtası
26 Mart 2018 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Anlama özürlülük  bir hastalık olsa amenna. Mesleğim gereği başımın üstünde yeri var. Tedavisi mümkünse bir hekim olarak seve seve yaparım. Niyeti hinlik olan birisi için bu kadar merhametli olamam. Ülkemizin her hayırlı işine takoz olma görevini üstlenmiş sırca köşk sakini zevattan bazıları ,mal bulmuş mağribi gibi makalelerimden cımbızla çektiği satırları kendi kötü niyeti ile birleştirip durumdan vazife çıkarıcılığına soyunuyor.

Gazetemizi ve şahsımı yaftalayarak çaresizliğine çare yolunda beyhude bir çaba ile ya tutarsa mantığı ile göle maya çalıyor. Tam da makalemin başlığına uygun bir anlayış şekli. Pes doğrusu.

Ey sırca köşk sahibi akıldane kardeşim! Köprünün altından çok sular aktı. Türkiye senin hayal ettiğin küçük olsun benim olsun kalıbına sığmıyor artık. Aklın basmadığı gibi çok güvendiğin zekanda bu meseleyi kavramaya yetmiyor. Hiç olmazsa konuşma da seni adam sansınlar.

Dostlar geçtiğimiz Pazar günü  bu sütunda  sizlerle paylaştığım makalemi bir kez daha okumanızı ve elinizi vicdanınıza koyarak yorumlamanızı salık veriyorum.

Malum makalemin, ikinci bölümünde ak parti için özellikle yerel yönetimler ve durumdan vazife çıkarıcılarla ilgili  bazı duyumlardan yola çıkarak sade bir vatandaş samimiyeti ile haddimi aşmayarak olumlu eleştirilere yer vermiş ve biraz daha dikkat demiştim.

Aynen yazdıklarımın arkasında durmaya dün devam ettiğim gibi bugünde yarında devam edeceğim inşallah. Makalemin çok ses getirmesinin tek sebebini iyi okunmamasına bağlıyorum. Makalemin bütününü okuyan dostlarımın büyük bir kısmi daha fazlasını da yazarsın inşallah temennisi ile sorunların daha çok fazla olmasına  dikkat çektiler.

Sorun büyük. Bir o kadar da önemli. Nasılsanız öyle idare edilirsiniz. Bu hadis idarecilerimiz kadar bizleri de yakından ilgilendiriyor. Atmak, tutmak, esmek, gürlemek kolay. Zor olan kendi nefislerimizle baş başa kaldığımızdaki omurga yapımızı dik tutabilmek. Evet bu zor. Gerçekten zor.

Dik durma gayreti, yerin çekim gücünden, çevreden ve içimizdeki fitne fücurdan devamlı darbe yer. Darbenin gücüne göre de belli açılarda yamulmalara maruz kalır. Bütün mesele yamulmamak.

Stratejist ve sosyal bilimci olmadığımın bilinci ile mesleğimin bana verdiği imkanları kullanarak halkımızın nabzını tutarken biraz dikkat ettiğim için  sosyal ve siyasi bazı tahminlerim gerçekleşiyor.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri ile 16 Nisan referandumu öncesi yazdığım makalelere bir göz attığınızda aslında geçen haftaki makalemi daha iyi yorumlamak mümkün. Emelleri birlik ve bütünlüğümüzü bozmak olan güruh o günlerde yazdığım makalelerimi de manşetlerine çekerek nerede ise aynı kelimelerle kurdukları cümleleri yazıya dökerek   durumdan vazife çıkarmışlardı.

Demem o ki, ak parti iktidarı süresi içerisinde karne notumuzun pek iyi değil. Sağlıkta, eğitimde, kültür ve sanatta nerede ise her alanda önce kendimizden başlayarak ivedilikle  düzeltmeler yapmalıyız.

Kalite ve kantite  ölçerlerimizi doğru düzgün çalıştırarak ana ve orta yoldan şaşmadan yol almalıyız. Daha iyiye ve daha güzele layık bir milletin evlatları olarak, kalleş ve kör dünya zindelerine insanlığın ne olduğunu bir kez daha örnek olarak göstermeliyiz. Tıpkı dedelerimizin yaptığı gibi.

             Unutma mucizesi

Mesleğim gereği nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla sıkça karşılaşıyorum. Halkımız arasında özellikle de hanımlarda  unutkanlık nerede ise en sık yakınma  konusu. Herkesin sanki ortak derdi olmuş.

Unutkanlık şikayeti ile meslektaşlarımıza koşan ve kendini Alzaymır hastası sanan çok sayıda insanımız var. İnternet ve sosyal medya sayesinde bu sağlıklı insanlar hasta oluveriyor. Bir çok insanda tetkik, tahlil ve filmlerden sonra genellikle bir sebep de bulunamıyor. Kulaktan dolma tedaviler sonucu koskoca bir HİÇ kazanan bir çok kişiye, acaba kendi biyolojik saatlerine baksalar ve şikayetlerinden kurtulmaya buradan başlasalar diyorum.

Değerli dostlar biyolojik saat, her bir hücremizin içinde  günlük kalibrasyon yaparak hücrelerimizin daha sağlıklı ve verimli çalışması için YARATAN tarafından yerleştirilmiş.  Saatin merkezi beynimizde mercimek tanesi kadar büyüklükte bir organ. Salgıladığı madde melatonin. Melatonin doku ve organlarımıza günde iki kez ayar çekerek sağlıklı çalışmalarını temin eder.

Unutma bir bakıma mucizevi bir nimet olarak da algılanabilir. Eğer unutma nimetinden mahrum olsak ve yaşanılan acıları unutmadan hayatımız devam etse kaçımız dayanabilirdik acaba. Meseleyi daha fazla detaylandırarak sizleri sıkmadan unutkanlıkla mücadele edeceklere kulak küpesi olacak birkaç cümle ile makalemi sonlandırmak isterim.

Uyku düzenimizden fedakarlık yapmayalım.

Gıdalarımızdaki GDO'lu buğdaydan yapılmış her türlü ürünü boykot edelim.

Şeker ve özellikle mısır şurubu şekeri  içeren besinlerle aramıza ciddi mesafe koymaya gayret edelim.

Yürümenin unutkanlık tedavisinde kullanılan ilaçların hepsinden daha fazla etkili olduğunu bilelim.

Beslenmemizde iki öğün kuralını ve açıklamadan sofraya oturmama, doymadan sofradan kalkmanın hikmetine inanarak uygulamaya çalışalım.

Zeytin yağı ve tereyağını ihmal etmeyelim.

Köri, zerdeçal zencefil gibi baharatların unutkanlık şikayetinde etkili silahlar olabileceğini aklımızdan çıkarmayalım.

Bugünkü de bu kadar. Kalın sağlıcakla.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.