clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Cemil YAMAN
Cemil YAMAN
100 Yıldır kanayan yara: Kudüs-ü Şerif
12 Aralık 2017 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

100 YILDIR KANAYAN YARA: KUDÜS-Ü ŞERİF

“Biz Müslümanlar için, mübarek beldelerimizi korumak

imkân değil, iman meselesidir. “

Recep Tayyip ERDOĞAN

 

Ey Kudüs..

Mekke, Medine ve İstanbul ile birlikte dünyanın en özel 4 şehrinden birisi… Yeryüzünde inşa edilen ikinci mescide ev sahipliği yapan ve Yavuz Sultan Selim Han tarafından ismi taçlandırılarak Kudüs-ü Şerif olarak anılan kutsal belde… Peygamber Efendimiz’in üzerine mübarek ayakları ile basarak Miraç’a yükseldiği Muallak Taşı’nı bağrında taşıyan Kubbet-üs Sahra’ya, Efendimizin Peygamberlere imam olup onlara namaz kıldırdığı Mescid-i Aksa’ya ve daha nice kutsal mekana ev sahipliği yapan, binlerce erenin evliyanın, peygamberlerin medfun olduğu kutsal kent…

Ey Peygamberlerin sırlara erdiği İslam aleminin kanayan yarası, her Müslümanın imtihanı, 100 yıldır devam eden mahcubiyet, yağmur yerine hüznün yağdığı mahsun güzel… Kudüs, Selahaddin Eyyubi’ye gülmeyi unutturan derdi, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın emaneti, Cennet Mekan Abdülhamit Han’ın davasıdır. Kudüs, Filistin topraklarını satması karşılığında bütün Osmanlı borçlarını silme vaadine karşılık Abdülhamit Han’ın “Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse, bütün hazinelerini kucağıma dökseler ecdadımızın kanıyla elde edilen değil Kudüs’ü bir karış toprağını parayla satmam. Davamdan vazgeçmem” diyerek Teodor Hertz’in yüzüne attığı tokattır.  Öyleyse Kudüs’ün namusunu korumak, her şeyden önce ecdadımıza olan borcumuzdur. Kim bilir belki de üzerimizdeki ölü toprağının atılıp silkelenmemiz için bir vesiledir…

1917’de Osmanlı Devleti’nin çekilmek zorunda kalarak İngilizlere bırakması ile Kudüs yüzlerce yıl sonra Müslümanların elinden çıktı. Kudüs için acılarla dolu yıllar da bu tarihle birlikte başladı. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması ile Kudüs’ün makus talihi daha büyük acılara gebe olduğunu gösterdi. Ve o günden bugüne ne Kudüs ne de İslam alemi bir daha rahat ve huzur yüzü göremedi. Yıllarca sinsice devam eden acılar, savaşlar, göz yaşları dinmek bilmedi. Pandoranın kutusu Trump’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul edebilecekleri yolunda açıklaması ile tamamen açıldı. Uzun yıllardır devam eden trajedi ve haksızlıklar yeni bir boyut kazandı…

Kudüs esasen Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal kabul edilen bir beldedir. Hz. Davut tarafından yapımına başlanan fakat vefatından sonra oğlu Hazreti Süleyman tarafından tamamlanan Mabed, farklı dönemlerde birkaç kez yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Hz. Peygamberimiz Mekke’ye olan uzaklığından dolayı “uzak mescit” anlamına gelen Mecidi Aksa ismini kulanmıştır. Ayrıca Mescid’i Aksa ile Kubbet-üs Sahra karşılıklı olarak aynı avlu içinde yer alırlar. Kubbet-üs Sahra çok görkemli bir kubbeye sahip olduğundan genellikle Mescidi Aksa sanılır.  Üstü altın kaplı olan Kubbet-üs Sahra Kudüs’ün her yerinden görülür. Ayrıca Süleyman Tapınağı’ndan geriye kalan “Ağlama Duvarı” Yahudi inanıcına göre kutsaldır. Onlara göre tapınağın tamamı yıkılmadan kıyamet kopmayacaktır. Hz. Ömer’in fethi uzun yıllar Yahudilere yasaklı olan kentin kapılarını Müslümanlar yanında Yahudilere de açmıştır. Peygamber Efendimiz Miraca buradan yükseldiğinden Kudüs Müslümanlar için de kutsaldır. Üstelik Kâbe kıble olmadan önce burası Müslümanlarca ilk kıble olarak kabul edilmiştir. Kudüs, defalarca savaşlara sahne olmuştur. 1. Haçlı Seferi esnasında 40 binden fazla Müslüman katledilmiştir. Denilen odur ki Süleyman Tapınağı’ndan akan Müslüman kanı diz boyuna ulaşmış, yollarda kol ve bacak parçalarından hayatta kalanlar yürümekte zorlanmıştır. 88 yıl devam eden dehşetli Haçlı işgali döneminde Kudüs, Müslümanlar için hüzün ve dinmeyen acı olmuştur. Kudüs’ün Hristiyanların işgalinde olmasını çocukluğundan itibaren içine sindiremeyen Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi, başına siyah sarık sararak Kudüs Müslümanlarca geri alınmadıkça kendine gülmeyi yasak etmiş, yatağında yatmayı reddetmiştir.

Peki, İslam tarihimizin mihenk taşları olan bu abide şahsiyetlerinin ortaya koydukları bu çabayı bizler ne kadar anlayabildik? Ne kadarını hayatımızda tatbik edebiliyoruz? Dürüst olmak gerekirse bırakınız tatbik etmeyi ve örnek almayı, tüm İslam alemi adeta derin bir ölüm uykusuna yatmış gibi… Müslümanlar için bu derece önemli olan bu kutsal belde konusunda onlarca yıldır devam eden duyarsızlığımızı nasıl açıklayabiliriz? Oysa Mehmet Akif’in Viyana’da 1917 yılında çan sesleri duyduğunda yaşadığı kalp acısını biz bugün aynen yaşıyoruz. Bilmem kaç cephede birlikte savaştığımız Avusturya’nın güya düşman saflarda olduğu İngiltere Kudüs’e girdiğinde gösterdiği sevinç o gün nasıl kalplere hançer gibi saplandıysa, bugün Suudi Prensi’nin Filistin lideri Mahmud Abas’a yönelik olarak “sakin ol Ebu Mazen” sözleri aynı şekilde İslam alemini derinden yaralamıştır. 

Her Müslüman bir Selahaddin olup dertlenmedikçe, Basra’da, Şam’da, Bağdat’ta, Bosna’da kan akmaya devam edecek, İslam alemi rahat yüzü göremeyecektir… Artık silkelenip doğrulma, bir olma, iri olma, diri olma vaktidir…Ciğer paremiz Mescidi Aksa, uzak mescit değil, her Müslüman için kalbinin en derin yerinde sızı, dilinin ucunda dua olmalıdır.

Kudüs davamız sayesinde Müslümanlar ayağa kalkacak, birlik olacak ve üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyeceğiz. Kudüs’ün kurtuluşu İslam aleminin kendine gelmesi için işaret fişeği olacak. Biz Kudüs’ü kurtarırken Kudüs bizim ahiretimizi kurtaracak inşallah.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Öncelikle sizi tebrik ediyorum. Uzak diyarlardan güzel bir dostun insan ve hayat ile ilgili durusunu bilmek, nasil nerede durdugundan haberdar olmak elbette yazilarinizi bastan asagi okumak icin yeterli bir nedendir. Kudüs ile ilgili yazinizi okuyunca dogrusu kudüsün kac defa müslümanlarin eli ile yikildigini da düsünemeden edemedim. Kudüs kimi zaman dogrudan müslümanlarin eli ile kimi zaman müslümanlarin dolayli destegi ile mahzun yillar yasamistir yasamaya devam etmektedir. Tramp'in son cikisi ile kudüs'u israilin baskenti olarak kabul etmesinin neden kudüs'un filistin'in yillardir fiilen isgal altinda olmasindan daha büyük tepkilere naruz kaldigini gercekten anlamis degilim. Kudüs zaten fiili olarak israilin isgali altinda ve baskent olarak kullanilmaktadir, Simdi ABD' baskaninin kagit üzerinde kudüs'ü israil'in baskenti olarak tanimis olmasi fiili isgalin yaninda cok anlamsiz kalir. Fiili isgale karsi suskun olanlarin bu imzaya karsi feveran etmeleri elbette politik cikarcilik disinda izah edilemez. islam dünyasina hükmeden bütün politik figürlerinin onlarca maske ile rol yaptiklari bir zaman diliminde tepkilerin samimiyetini sorgulamak bir zorunluluktur. kudüs ile ilgili endiselerinizin politik degil insani olduguna olan inancinizi yakinen bilen bir dostunuz olarak size tesekkür ediyorum. Kudüs'ü israil isgalinden önce müslümanlarin iki yüzlü politik cikar amacli isgallerinden kurtarmak gerektigi aciktir. ''Sakin ol Ebu mazen'' diye maskesini indirenler bir nebze acik sözlü olma erdemini gösterirken israil ile hertürlü dostluk iliskisi icinde olan ama hic acik vermeyen nice islam ülkesi ve liderlerinin ikiyüzlü maskeli duruslarini da unutmamak gerek. Kudüs'un tarihteki cok dinli cok kültürlü bütün dinlerin ortak sehri olmasinin yolu galiba israil ile müslümanlari uyutan müslüman politikacilari teshir etmekten tanimaktan geciyor. Elbette dönüp kendimize bakmak gerekiyor. Selahaddin Eyyübi'nin sahsiyetini ve ahlakini bütün dünya hala takdir ediyorsa. onun kudüs ile olan evrensel barisci yüreginin güzelligindendir. Siddet ve Nefret yüklü liderler zaten kudüs'un anlamina düsmandirlar. bir selahaddin lazim. Selahaddin maskeliler degil..
Gercekten cok dogru ve güzel yazilmis