Av.Fatma BENLİ
Av.Fatma BENLİ
Kadına şiddet hiçbir şekilde kabul edilemez
27 Kasım 2017 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Yaşam, sağlık ve özgürlük temel haklardan olmasına karşın şiddet olgusu tarihin her safhasında bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddet, geçmişten geleceğe evrensel bir sorun olup özellikle kadına yönelik şiddet, tüm dünyada karşılaşılan bir sorundur. 2014 yılı Avrupa Birliği’nin Raporuna göre 15 yaşından itibaren her 3 kadından 1’i fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır[1]. Ülkeler arası %19-52 arası gerçekleşen istatistikler, toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddetin ülke ayrımı bulunmadığını göstermektedir.  
 
Tek bir kişi için dahi olsa hepimizin yüreğini yakması gereken şiddet, Türkiye de gerçekleşmekte üstelik en uç boyutlarda ölüm ile sonuçlamaktadır. Bu derece yakıcı sonuçları olan şiddetle mücadelenin tek yolu “Şiddete karşı 0 tolerans” politikasının toplumun hiçbir kesimini dışarıda bırakmadan herkes tarafından sahiplenilmesidir. Yasalar ve cezalandırma mekanizması dışında toplumsal kabulun olmasıdır.
 
CHP Genel başkanının işsizlik halinin kadına şiddet olarak sonuçlandığını ifade etmesi, aslında zihinlerde yerleşen şiddete mazeret bulma çabasının sonucudur. Kadın Hakları söylemini sıklıkla kullanan Ana muhalefet liderinin bile bu düşünceyi ifade etmesi, Türkiye’nin şiddetle mücadelede zihinsel dönüşümün gerçekleşmediğini göstermektedir.
 
Şiddetin mazur görülmesi, şiddetin devam etmesinde ana etkendir. Sonuçta kişi, şiddete gerekçe gösterdiği bahanelere her zaman sahip olmasına rağmen, hiddetini örneğin kızdığı patronuna ya da sokakta kavga ettiği kişiye yöneltmemektedir. İşsizlik, anlık sinir, yoksulluk, alkol gibi bahaneler örneğinin kişinin patronuna şiddet uygulaması ile sonuçlanmamaktadır. Sokakta ya da işyerindeki insanlara karşı şiddet uyguladığında yaptığı davranışın bir yaptırımı olacağını bildiğinden kendini frenleyebilen kişi, evde farklı davranma hakkını kendinde görmektedir.
 
Bu nedenle şiddeti herhangi bir sebeple mazeretlendirmek ve olabilirliğini söylemek, bir sonraki aşamada her sebep için gerçekleşmesine ve giderek artarak devam etmesine neden olacaktır. Nitekim şiddet bir döngüdür öyle ki Dünyada şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 15-44 yaş grubundaki kadınların sayısının kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadınlardan daha fazladır.
 
Türkiye de yaşanan olaylar şiddetin toplum içinde kınanan, yadırganan bir olay olmaktan çıkarak alışılagelen bir duruma dönüştüğünü ve şiddet uygulamalarının engellenemediğini göstermektedir. Halbuki şiddet, sadece bir güç gösterisi, güçle varlığını ispat etme çabasıdır.  Sonuçta hiç bir kanun ve sözleşme tek başına sorun çözemez, hukuk sadece Devletin kararlılığını göstermek açısından bir etkendir.
 
Şiddetin önlenmesinde ilk olarak yapılması gereken, şiddetin varlığı halinde devlet ve üçüncü kişilere kendilerinin de olayın TARAFI olduğu bilincinin kazandırılmasıdır. Şiddet döngüsünün kırılması için “şiddetin hukuksal ve daha önemlisi toplumsal yaptırımla karşılaşması önem arz etmektedir.”
 
Önemli olan toplumsal algıyı değiştirmek, bunun bir güç gösterisi değil, ayıp olduğunu bundan utanç duyulması gerektiğini, toplumsal yaptırımı olduğunu hafızalara nakşetmektir. Nihai hedef ise, şiddet ve öfkenin değil, adalet ve merhamet duygularının yeşertilmesidir.
 
 
[1] Rapor, 15 yaşından itibaren en çok şiddete maruz kalan kadınların sırasıyla; Danimarka’da (%52), Finlandiya’da (%47) ve İsveç’te (%46), en az şiddete maruz kalan kadınların ise sırasıyla; Polonya’da (%19), Avusturya’da (%20),  Hırvatistan’da (%21) olduğunu ortaya koymaktadır.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.