Ahmet AYDIN
Ahmet AYDIN
Küresel rekabet alanı izdüşümleri (Irak ve Suriye)
26 Şubat 2018 Pazartesi / ahmetaydin@namehaber.com - Tüm Yazılar
Mezopotamya terimi Yunanca kökenli olup, iki nehir arası anlamına gelir. Araplar ise bölgeye El-cezire demektedir. Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bu verimli topraklar Irak devletinin sınırları içerisindedir… Nehirlerin akış yönüne göre ilk çağda (günümüzde de Toroslar ile Bağdat şehri arasında kalan bölgeye yukarı (kuzey) Bağdat ile İran Körfezi arasında kalan bölgeye aşağı (güney) Mezopotamya denilmektedir.  
 
Mezopotamya uygarlığının kurucusu sayılan Sümer’lerin M.Ö. 4000 de Ortaasyadan geldiklerini düşünenlerin olduğu gibi, İran yöresinden de veya kuzeyden de geldiklerini düşünenler de vardır. Bunların çoban topluluklar olduğu tahmin edilmektedir. Dünya uygarlık ve kültürünün temellerinin atıldığının düşünüldüğü bu bölgede ilkçağ boyunca Sümer, Elam, Babil, Akat (aşağı), Asur (yukarı) devletleri kurulmuştur. Son olarak bölgede ki kavimlere üstünlük  kuran Persler giderek güçlenmiştir. Büyük İskenderin  Persleri idaresi altına alınışına kadar, Mezopotamya Pers idaresi altında kalmıştır. Pers-Sasani İmparatorluğu döneminde Mezopotamya bölgesi “İRAN IN KALBİ“ olarak anılmıştır. Daha sonra Mezopotamya'nın Arap Halifelerinin kontrolüne girmesiyle kuzeyde Musul, güneyde Bağdat şehirleri başkent olarak seçilmiştir. 
 
Uzun bir girizgahtan sonra gelelim günümüzdeki Irak'a … İki kez demokrasi vaadi ve kimyasal silahların giderilmesi bahanesiyle Irak 3’e bölünmüş yani parçalanmış  Federatif bir yapı ortaya çıkartılarak Kuzeyde Kürt devleti kurulmuş ve kanlı bir biçimde müdahale yapılmıştır. Ve ifade ettiğimiz gibi Mezopotamya bugünkü Ortadoğu dünyanın kalbi olup, enerji havzasının, petrol ve doğalgaz yataklarının %60'ı bu bölgede olduğu için kan ve gözyaşı, sömürge üzerinden istila, vekalet savaşları, din ve mezhep etnisite bölünmesi hiçbir zaman eksik olmamış ve halen güç savaşları devam etmektedir.
 
Arap baharı olarak isimlendirilen süreç ile birlikte 30 yıllık hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da derinden etkilemişti, bu tarihi devrim domino etkisiyle Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemiş ve hatta kaddafinin ölümüne neden olmuştu. 
 
Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı bu dönemde, Suriye şehirlerinde Dera bölgesinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; Hüsnü Mübarek düşmüş , darısı bizim başımıza diyerek…. Şeklinde niyetlerini dile getirdiler, böylece El-Muhaberat (Suriye istihbaratı) tarafından dinlenip çocuklarında, duvarlara “ halk düzenin yıkılmasını istiyor“ şeklinde yazılar yazıp, Dera kentinde çocuklar ceza evine alınıp verilmeyişinden sonra kentte halk isyanı başlayıp diğer kentlere Şam, Lazkiye, Humus, Hama, Kamışlı’ya da yayıldı.
 
Halk isyanı rejim tarafından kanlı bir şekilde, şiddet yoluyla bastırılıp, diğer ülkelerinden sürece dahil olmasıyla, iç savaş tetiklenmiş olup, bugün taraflar başta Amerika, Rusya, Esed rejimi, Muhalif unsurlar şeklinde parçalı yapıdadır. Yüzbinlerce insanın ölümü ve yaklaşık 6 milyondan fazla mülteci veren 3,5 milyonu bizim topraklarımızda misafir ettiğimiz ve maddi külfetine katlandığımız onur mücadelesi verdiğimiz bu süreçte, en son Türkiyenin halen devam ettirmekte olduğu Afrin mücadelesi PKK orijinli, PYD-YPG Kantonlarının engellenmesi süreci ve türkiye topraklarına düşen uçaksavar bombaları ile ulusal güvenliğimizi tehdit altında bıraktığından müdahale zorunlu kılınmıştır. 
 
Ve nihai amaç Suriye toprak bütünlüğünün korunması Irak gibi federatif bir yapıya dönüşmemesi için engellemeye matuftur. Astana süreci bu minvalde ilerlemektedir. Tabi ki yukarı da zikrettiğimiz gibi petrol, doğalgaz, enerji hattı, ülkelerin silah satışı başat aktördür. Türkiye nin müdahalesi barışa ve istikrara yöneliktir. Başında, Amerika'ya aşırı güven savaşın tarafı olmaya itmiştir. İlk başta Suriye devriminde Arap baharı ile ilgili süreçte, Türkiyenin sürece sessiz kalması daha iyi bir politik tavırdı kanımca. Belki de esat isyanı bastırır ve iç savaş boyutuna gelmezdi …..  neyse ki şuan süreç Türkiye, İran, Rusya üzerinden Suriye ulusal bütünlüğünü sağlamakla, Amerikan dış politiğinin pyd dayatmasıyla navrotik ve kaotik olarak ilerliyor. Daha köprünün altından ne sular akacak göreceğiz. Ancak batılı ulus devletlerinin yeni bir parçalanmış, Suriye yaratmak isteği buz gibi sırıtıyor…
 
Bu minvalde; Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk'ün belirttiği üzere; “HATTI MÜDAFA YOKTUR, SATHI MÜDAFA VARDIR VE SATIH BÜTÜN BİR VATANDIR” diyerek, içeride ve dışarıda ulusal güvenliğimizi tehdit eden unsurlara, devlet ve millet olarak perçinlenmiş bir vatan sevgisiyle ve Türklerin var olma mücadelesine koşulsuz ve şartsız, amasız destek vererek hükümranlığımızı bu coğrafya da sergilemeliyiz. 
 
Terör yuvasında imha edilmeli ve güvenlik güçlerine tam destek olunmalıdır. Allah (c.c) devlete ve millete zeval vermesin, Mehmetçiğimizin sırtı yere gelmesin, duamız onlarla....
 
Bir ölürüz bin doğarız, kurtuluş savaşında nemenem mücadele verdiysek aynısı ve daha fazlasını kat be kat veririz de. Düşmandan korkmayız. Bu böyle biline. Mehmetçiğimiz bizim gözbebeğimizdir, namusumuzun ve vatanımızın bekçisidir. Vatandan Kışlaya Selam…
 
Son Söz; YA DEVLET, YA KUZGUN LEŞE.
 
Dostça kalın ve hoşça kalın. …..
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.