clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Ahmet AYDIN
Ahmet AYDIN
Ortadoğu'da değişen sınırlar ve Türkiye'nin pozisyonu
12 Nisan 2016 Salı / ahmetaydin@namehaber.com - Tüm Yazılar
Köklü tarihi ve kültürel insani bağları paylaştığımız ve 911 km ortak karasınırına sahip olduğumuz Suriye’de 2011 yılı mart ayından bu yana devam eden ve çok sayıda masum insanın hayatına mal olan olaylar gerek Suriye’nin gerekse ikili ilişkilerimizin gerekse bölgemizin gündemini yeniden belirlemiştir.
 
Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğin korunması, ülkede akan kanın durması ve halkın meşru taleplerinin karşılanması yolunda demokratik reform ve dönüşüm sürecinin barışçıl bir şekilde sonuçlandırılması Suriye’deki gelişmeler karşısında ülkemizin ilk günden bu yana izlediği politikanın temel unsurlarını oluşturmaktadır.
 
İktidara tutunmak için her yola başvurmakta olan rejimin ayrım gözetmeksizin sürdürmekte olduğu şiddet eylemleri sonucunda 200 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Ülke içinde yerlerinden  edilmiş 7.6 milyon kişinin durumu, yardıma muhtaç 12.2 milyon kişi savaştan mütevellit, komşu ülkelere ve Türkiye’ye sığınan sığınmacıların 4 milyonu aşması, savaşın 250 milyar dolara ulaşan ekonomik tahribatı, ve trajedinin ortaya koyduğu insanlık dramı, göç, kıtlık, yetim, dul, anasız ve babasız  kalmak dahil , çaresiz savaş yorgunu olmak olayın vehametini arttırmaktadır.(alıntısıyla Türk Dışişleri bakalığı resmi sitesi) konumu izlemeye devamla..
 
Adını  görüşmeleri  yürüten İngiliz Sir Mark Sykes ile Fransız Albay Georges Picot’tan alan Sykes-Picot anlaşması 1917 de Rusyada çarlık hükümetinin ifşasıyla ortaya çıkmıştır. Daha sonra 1919-1920 Paris Antlaşmasına matuf sınırların çizimi Osmanlı dönemindeki (Trablusşam, Bağdat, Basra, Musul, Rakka ve Lahza gibi eyaletler esas alınarak) ayrı bazı tarihsel, Demografik vede coğrafi kriterlere dayandırılmıştır. Küçük dünya yer küreye insanlar sığamayıp küreyi Ortadoğu’dan Kafkasya’ya oradan Afrikaya kadar bölmeyi planlardıklarını ve kirli planlarını birkez daha hortlattıkları meydana gelen olgudur, yeni durum. 
 
Küresel dizayn ve çok uluslu şirketler böyle istiyor, şu anki Temel aktörler başta Amerika ve Rusya’nın ani müdahalesi İran, Suudi Arabistan, DAEŞ veya IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) Özgür Suriye ordusu, Suriye rejimi PYD kürt federal devleti, Türkmenler, Böylece 6 veya 7 bölgeye ayrılmış durumdalardır. Özet halinde ise Esat Suriye’si, Özgür Suriye ordusu, ılımlı muhalifler DEAŞ ve kürt grupları ayrıca Türkmenler ve Dürzi gruplar yeni çok parçalı bir yapı , çok denklemli, çok paradoksal ve komplike, Etnik mezhebi temeline dayalı atonom yapılar ortaya çıkmıştır. Keşke 400 sene Osmanlı Devletinin şemsiyesi altında birlikte kardeşçe kavga ve negatif ayrışmaya tabi tutulmadan hoşgörü ve medeniyet ikliminde yaşadıkları gibi kendi coğrafyalarında özgür demokratik  insan haklarına dayalı medeniyet aygıtlarını, devletlerini bir arada beraberce kurabilselerdi Suriyeli kardeşlerimiz ama olmadı. Bir el tetiği ateşledi öteki el de yangına odun taşımaya devam etti ve kan oluk oluk fışkırdı adeta.
 
Şimdi Esas Türkiye’nin dayanılmaz ağırlığını ve bölgedeki yükselen güç ve bölgesel güç profilini aktif siyasetini, sağlam ideolojisiyle ve dahi askeri gücünü istihbari gücüyle birleştirerek sahada göstermelidir. Oyun kurucu olmak böyle bişeydir. Vuvuzela yaparak kurbağaları kaçıramazsınız, taş atmadan onları mekanlarından edemezsiniz yani. Türk ordusu ve istihbarat birimleri 911 km sınırını 50 veya 100 km ileriye geçerek defacto kürt oluşumunu engellemeli. Türkmenleri sınır boylarına yerleştirerek sınır güvenliğini sağlamalı içeride PKK yı bitirmeli, dışarıda PYD nin oluşumlarını önlemeli, yeni Skyes-Picot oluşmaması için olayları kendi ölçeğinde kendi milli çıkarlarına örtüşür biçimde yeniden ele almalıdır.
 
Yoksa Suriye olgusu Türk dış politiğini ve coğrafyayı da derinden etkileyerek, yeni haritaların oluşmasına zemin hazırlayacaktır.. Vakit geçmeden elindeki bütün kozları oynayarak Türk Siyaseti, Milli sınırlarını koruyarak kardeşlik temeline dayalı öncül  itici gücünü göstermeli, Kendi tampon bölgesini kendisi kurmalıdır. Yeni coğrafya da Türkiye’ye ve Türk insanı’na başka yaşam hakkı yoktur. Bunun böyle bilinmesi gerekir, yani habu böyle biline, kabilinde ezber bozan yeni oluşum, yeni hamleyi zaman kaybetmeden, Şartlar ve konumu gözeterek icraat zamanıdır. Taşı gediğine koyma vaktidir. Hemen şimdi ivedilikle vakit geç olmadan, keşkeye amaya mahal vermeden, Öyleyse Şimdi, Şimdi Değilse ne zaman !!!
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.