clubsoleklamsol
clubsag
clubfamila
Ahmet AYDIN
Ahmet AYDIN
Karaya vuran insanlık ve mülteci sorunu
8 Mart 2016 Salı / ahmetaydin@namehaber.com - Tüm Yazılar
Konuya insanlık onurunu alt üst eden, insanlığımızı tarumar eden, ve giderek yozlaşan ve çiğleşen ayaklar altına alınan sözde insan hakları savunucularını adeta insanlık çukurunun dehlizlerine atan, ve İslam alemide parça parça lime lime olmuşken, İslamafobia, .ırkçılık beyaz adamın ırkçılık tandansı ve ırk üstünlüğü ayyuka çıkmışken Batının da meseleye çıkar odaklı ve iki yüzlü tavrı pik yapmışken duygularımızı depreştiren bir mektupla başlıyorum;
 
Üşüyorum  insanoğlu. 
 
Sönen bir ışığın ardından merhaba insanlık. Ben Aylan bebek, hani umuda açılan bir yolda umutlarını yitiren bebek. Yeni hayallerle umutlarla yola çıkmıştım oysaki. Annem babam ve abim yanımdaydı, bundan daha güzel ne olabilirdi ki. Küçük bir botla çıkılan yolda çok güzel hayallerim, sevinçlerim, umutlarım vardı. Bilmiyordum daha yolun başında tüm bunları kaybedeceğimi.
 
İnsanlık her zaman duyduğum ve çok merak ettiğim bir kavramdı. Neydi insanlık? Savaş yüzünden ülkemizi terk etmemiz mi Yoksa tüm umutlarımızla birlikte hayatlarımızın yok olması mı. Duyun beni insanoğlu neydi insanlık? Sırf para uğruna onca kişinin hayallerini yok etmek mi yada hiçbir insanın hak etmeyeceği şekilde ufacık botta denizin ortasında can vermek mi.. Sizin insanlık adı altında yaptığınız şey beni annemin sıcaklığından, babamdan, kardeşimden ve en önemlisi hayallerimden kopardı. 
Üşüyorum insanoğlu çok üşüyorum Siz uyumaya devam edin ben gidiyorum.
Özge ÜNVER
 
Böyle diyordu savaş, korku ve zulümden kaçan aylan bebek. Yeni dünya düzeni, medeniyet aldatmacası ve küresel çıkarlara.
 
Konuyu biraz kavramsal ve hukuki anlamda ele alacak olursak şu sonuçlara ulaştığımızı görürüz. İltica (sığınma) ilticanın karşılaşılan bir olgu olsada temel bir insan hakkı olarak tanımlanması 1948 yılında ilan edilen insan hakları evrensel beyannamesi ile gerçekleşmiştir. İnsan hakları evrensel beyannamesinin 14.maddesi 1. Fıkrasında yer alan “Herkesin zulüm atında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.” Düzenlemesiyle iltica hakkı tanımlanmış ancak beyannamenin yapısı gereği ayrıntılı kavramsal alt yapısı oluşturulmamıştır. Takip, denetim ve yaptırım mekanizmalarının öngörülmediği bu düzenleme beyannamede yer alan diğer haklar gibi ayrı ayrı ve özel sözleşmelere ihtiyaç duymuştur.
 
1977 Tarihli Avrupa konseyi ülkesel sığınma bildirisinde kendinden önceki mülteci sözleşmelerine ve Avrupa insan hakları sözleşmesi (AİHS)’ne atıf yaparak taraf ülkelere gelen kişilere sığınma hakkı tanımalarını belirtmektedir. Bildiride 1951 sözleşmesindeki tanımın yanı sıra “insancıl nedenlerle” sığınma talebinde bulunan kişilere sığınma hakkının verileceğini açıklaması 1951 sözleşmesinin boyutlarını aşmakta ve büyük önem taşımaktadır.
 
Arap birliği ülkeleri bu tanımları aynen kabul etmekle birlikte ilave olarak şu tanımıda eklemişlerdir. Sözleşmeye taraf devletlerin karşılıklı kardeşlik bağı içinde olmalarını isteyerek giriş bölümü oluşturulmuş ve mülteci tanımı içerir. 1.Maddesinin 1.Paragrafında 1951 sözleşmesindeki tanım (“etnik köken”) eki ile birlikte aynen kabul edilmiş 2. Paragrafında “Ülkesine yönelik savaş, işgal yada yabancı denetimi yada ülkenin bütününde yada bir bölümünde kamu düzeninin ciddi biçimde bozulmasıyla sonuçlanan doğal afet, yada yıkıcı olayların meydana gelmesi nedeniyle menşe ülke yer veya daimi ikameti dışında bir ülkede sığınma hakkı aramak zorunda kalan kimse” olarak tanım daha da genişletilmiştir.
 
Bu bağlamda en çok göç ve mülteci sorunundan etkilenen ülke Türkiye ve Türk insanı olmuştur. Ekonomik, Sosyal ve siyasi sıkıntıları beraberinde getirmiş 10 milyar $ ekonomik maliyetle birlikte entegrasyon (uyum problemi) Sosyal reel politik bir boyuttur. Türk milleri kadirşinas, misafirperver millettir. Bizim ister Suriyeli İster başka bir milletten olsun ocağımız açık gönlümüz zengin bir milletiz elhamdülillah. Soframız da pişen herkese yeter. Belki de  asayiş ve entegrasyon rehabilitasyon kısmını sağlayabilirsek hayrımıza da dönüştürebiliriz. Burada Türk dış politikası insani olanı önceleyerek ve fakat Avrupa'nın ikircikli dış politikasına icabında göç kartını (yani salıverme) başka kartları da oynayarak ve ülke dışında tampon bir bölgede  savaş koşulları bittiğinde kendi ülkelerinde huzurlu bir biçimde ikamet etmelerini sağlamasıdır.
 
Göç ve Mülteci sorunu; Homoekonomikus tabirini kullanmak yerinde olur. Yani Ferdi menfaati ve mutlak faydayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanan insan demektir. Batı medeniyeti ve öncülleri Arap liderleri de yoldan çıkararak savaş faşizmini ortaya koyarak bir insanlık trajedisine yol açmıştır. Tabi ki Savaş ve  çıkar lobilerinin bacaları başka tütmüyor ki İnsanlık denen şey neme lazım !!
 
Trajedi ve Hayat temel gerçeklik herhalde bu !
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
       
Kemal erdoğan 8 Mart 2016
Ahmet'im yüreğine sağlık kalemine kuvvet versin mevlam tebrikler