Av.Mustafa Yeneroğlu: Türkiye maalesef doksanların utanılarak bahsedilen karanlık tablosuna yeniden dönmüştür
Av.Mustafa Yeneroğlu: Türkiye maalesef doksanların utanılarak bahsedilen karanlık tablosuna yeniden dönmüştür
YENİ PARTİ ÇALIŞMALARI / 11 Aralık 2020
İşte tüm detaylar...

İşte DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı, İstanbul Milletvekili Av. Mustafa Yeneroğlu'nun "10 Aralık İnsan Hakları Günü Vesilesiyle Türkiye'nin İnsan Hakları Karnesi"ne ilişkin TBMM'de düzenlediği basın toplantısı:
 
Çok Değerli Basın Mensupları,
 
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum,
 
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü.
 
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin üstünden tam 72 yıl geçti.
 
Ne yazık ki bugün sadece kağıt üzerinde insan haklarının var olduğu bir ülkenin parlamentosundan sizlere seslenmekteyim.
 
Türkiye’de her gün, “insan hakları” kavramının siyasi amaçlar doğrultusunda nasıl eğilip büküldüğüne millet olarak şahitlik ediyoruz.
 
Her gün ülkenin farklı bir yerinden ölen, kaybolan, işkence gören, susturulan, tehdit edilen, yoksulluğa mahkûm edilen insanların haberlerini izliyoruz.
 
Sevgili arkadaşlar,
 
En temel hak olan yaşam hakkı dahi ülkemizde etkili bir şekilde korunamamaktadır. Kadın cinayetleri bunun en bariz ispatıdır. 2018’de 440, 2019’da 474 kadın; bu yılın ilk on ayında ise 453 kadın öldürülmüştür.
 
Devlet, vatandaşlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü unutmuştur. Maalesef yıllardır, bu kanayan yarayı önleyici bir mekanizma etkin olarak çalıştırılmamış, vakalar gerçekleştikten sonra ise etkili bir yargılama süreci de işletilmemiştir. Çözüm açıktır, 6284 sayılı kanunun ve İstanbul Sözleşmesinin gerekliliklerinin yerine getirilmesidir.
 
Öte yandan bu yıl da işkence ve kötü muamele nedeniyle vatandaşlarımız hayatlarını kaybetmiştir.
 
Koronavirüs salgını sürecinde kapasite üstü yoğunluğu nedeniyle cezaevi koğuşlarında salgın hızla yayılmaktadır. Hasta olduğu düşünülerek ayrı bir koğuşa tek başına hapsedilen ve hiçbir tıbbi destek de alamadan soğuk bir koğuşta, sabaha karşı bir plastik sandalye üzerinde ölen vatandaşımız hala hafızamızdadır.
 
Van’da çiftçilik yaptığı araziden helikopterle alınıp götürülen ve işkence edilen, biri ölen diğer felç olan iki vatandaşımızın örneği ortadadır.
 
Değerli arkadaşlar,
 
Türkiye maalesef doksanların utanılarak bahsedilen karanlık tablosuna yeniden dönmüştür. Ülkemiz, sırtını mafyaya ve çetelere dayayan bir iktidar koalisyonu tarafından yönetilmektedir.
 
İnsan hakları ve hukuk ayak bağı olarak görülmektedir. İktidarın kutuplaştırıcı politikaları ve kendisini eleştiren herkesi terör örgütü üyesi ilan etmesi nedeniyle toplumsal huzur zedelenmiştir.
 
Güvenlikçi politikalar nedeniyle terör örgütü üyesi olduğu düşünülen kişilere güvenlik güçlerinin her türlü muameleyi yapması da adeta mübah görülmektedir.
 
Ülkenin İçişleri Bakanı “kırın ayağını suçu da bana atın” diyerek işkenceyi teşvik etmektedir.
 
Çıplak arama, tecavüzle tehdit, kafaya poşet geçirme, küfür ve hakaretler, kaba dayak gibi fiillerin yaygın olarak uygulandığı iddiaları dahi Türkiye için utançtır.
 
Özelde maruz kaldığı zalimlikleri bizlere anlatan insanlar başıma daha neler gelir diye şikayetten bile kaçınmaktadır.
 
İşkence bir insanlık suçudur ve zaman aşımına tabi değildir. Bu olayların tüm şeffaflığı ile soruşturulması ve suçluların cezalandırılması hukuk devletinin olmazsa olmazıdır.
 
Sevgili Basın Mensupları,
 
Keyfi tek adam rejimi yüzünden ülkemizde ifade ve basın özgürlüğü vahim bir noktadadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü hakkında en çok ihlal kararı verdiği ülke 2019 yılında da Türkiye olmuştur.
 
İktidarı kutlamak lazım, birçok kötülükte şampiyonlar.
 
Susturulan, tehdit edilen, hapse atılan gazeteciler hepinizin malumudur. Onlarca gazeteci cezaevinde, yüzlercesi hakkında yargılamalar devam etmektedir. Türkiye Avrupa’da en çok gazetecinin cezaevinde bulunduğu ülkeler arasında ilk sıralardadır.
 
İktidar, gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına dair işin kolayını bulmuştur. Basın Kartı verme yetkisini İletişim Başkanlığı’na vermiş ve İletişim Başkanlığı Basın Kartı’nı keyfi olarak bir eleme ve seçme yöntemine dönüştürmüştür. Tam 715 basın kartı iptal edilmiştir.
 
Bu nedenle insan hakları reformu için yapılması gereken ilk şey Sn. Cumhurbaşkanının kuvvetler ayrılığı, vatandaşlarımızın temel hakları gibi anayasada korunan değerlere saygı duymasıdır. Kendi şahsi üstünlüğü yerine anayasanın üstünlüğünü kabul edip hukukun üstünlüğüne tabi olmasıdır.
 
Değerli Arkadaşlar,
 
Sn. Cumhurbaşkanının kendi üstünlüğünü esas alması nedeniyle ülkemizde kuvvetler ayrılığı iflas etmiştir. Yargı, iktidarın düşman hukukunun uygulayıcısı haline gelmiştir. İktidarın baskısı altında yargı, adil yargılanmaya ilişkin tüm kural ve prensipleri askıya almıştır.
 
Anayasa Mahkemesi’nin istatistiklerine göre; Mahkeme 2012 yılından 2020 yılı Eylül ayına kadar ihlal kararı verdiği 10 bin 652 dosyadan 5 bin 884 tanesinde; yani ihlallerin yarısından fazlasında adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
 
Diğer taraftan Türkiye’de keyfi tutuklamalar ciddi biçimde artmıştır. Tutukluluk tedbir değil, ceza olarak uygulanmaktadır. Hakkında soruşturma başlatılan gebe ve yeni doğum yapmış kadınlar bile kaçma şüpheleri olmadığı halde tutuklanmaktadır.
 
Şartları gerçekleşmediği halde tutuklama işlemi bir insan hakkı ihlalidir.
 
Tutuklanan kişilerin ikamet adreslerinden uzaktaki illerde bulunan cezaevlerinde tutulmaları bir insan hakkı ihlalidir.
 
Ne yazık ki son yıllarda olağanlaşan tüm bu hukuksuzluklar yaşanan düşman hukukunun açık birer kanıtıdır.
 
Sevgili Arkadaşlar,
 
On binlerce KHK’lı sivil ölüme mahkûm edilmiştir. Ne yazık ki üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen bu konuda hiçbir çözüm üretilmemiştir.
 
Bir hukuk devletinde bir kişi suç işlese dahi, suçunun cezasını çeker ve hayata devam eder. Fakat bu insanların çoğu hakkında bir suç isnadı olmamasına rağmen fişlenmiş ve özel sektörde dahi iş bulmalarına izin verilmemektedir. Türkiye şayet samimi bir reform yapacaksa, bu reformun içinde içi boşaltılan terör örgütü üyeliğine ve KHK’lılara yönelik ciddi adımlar atılması şarttır.
 
Değerli Basın mensupları,
 
Ülkemizde seçme ve seçilme hakkının, adil ve serbest seçimlerin yapılmasına dair anayasal hükümler de açıkça ihlal edilmektedir.
 
Seçilmiş belediye başkanları hakkında keyfi olarak kayyım ataması yapılması açıkça siyasi faaliyette bulunma hakkını ihlal etmektedir.
 
Öte yandan, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının Cumhurbaşkanının himayesi ile alt derece mahkeme tarafından tanınmaması ülkede yaşanan anayasal krizi bizlere bir kez daha göstermektedir.
 
Sevgili arkadaşlar,
 
Bu ülkede toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bir hak olmaktan çıkarılmıştır.
 
Önce OHAL süreci boyunca, olağanüstü halin sebepleriyle de alakası olmamasına rağmen 2 yıl boyunca sebepsiz olarak toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanmıştır.
 
Sonrasında her ilde valilikler keyfi olarak her ay kendi illerinde gösteri yürüyüşleri yapılmasını yasakladılar.
 
Şimdi de koronavirüs salgını çıkınca bu sefer salgın önlemleri bahane edilerek gösteri yürüyüşleri kesin olarak yasaklandı.
 
Bu ülkede 4.5 yıldır bir anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kullandırılmamaktadır.
 
Keza, işçilerin grev hakkı da ellerinden alınmıştır.
 
Değerli Arkadaşlar,
 
İktidarın maharetleri sebebiyle ülkemizde mülkiyet hakkının korunduğuna dair güven de yok olmuştur. Eskiden Ortadoğu ülkelerinden milyonerler paralarını Türk bankalara yatırırlardı güvenli gördükleri için. Onların ülkeyi terk ettiğini geçin, onbinlerce vatandaşımız malvarlığını satıp parasını yurt dışına çıkarmıştır.
 
Değerli basın mensupları,
 
Maalesef 2020 yılında da insan hakları adına karşılaştığımız tablo son derece karanlıktır.
 
Hukukun üstünlüğünü rafa kaldırıp kendini hukukun üstüne koyanların bugünlerde bir İnsan Hakları reform paketi açıklayacaklarından bahsedilmektedir.
 
İnsan hakları reformu söylemlerinin üzerinden 24 saat geçmeden kürsülerden nefret saçanların insan hakları reformu yapacağına inanan tek bir insan dahi yoktur.
 
Hukuk reformu adı altında dile getirilen sözlerin gerçek anlamda bir reform olmadığı, yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek için zayıf bir çaba olduğu ortadadır.
 
Bunca hukuksuzluğun, Anayasa tanımazlığın, hukuku ayaklar altına almanın ardından ‘şapkadan tavşan çıkarırcasına’ hukuk reformundan bahsetmek bir tükenmişliğin ifadesidir.
 
Kaldı ki, hukuk devleti olmak yabancı yatırımcı için değil, öncelikle vatandaşlarımızı için önemli olmalıdır. Hukuk devleti olmanın sonucunda zaten yatırım da gelir. Hukuk ve insan hakları araç değil amaç olmalıdır.
 
Yapacakları en iyi reform kuvvetler ayrılığına dönerek yasama organı Meclisin, yürütme organı Cumhurbaşkanı ve idarelerin ve bağımsız tarafsız yargı organlarının hukukla bağlı olması ve hukuk kurallarına uymasıyla hukuk devleti sağlanır.
 
Değerli Arkadaşlar,
 
Cumhurbaşkanı bugün 10 Aralık vesilesiyle açıklama yapmış, Türkiye’de içler acısı hale dönüp bakmadan batı ülkelerindeki ırkçı hadiseleri dile getirmiştir.
 
Maalesef Batı ülkelerinde Müslümanlar ırkçılığa maruz kalmaktadır. Ama ne hazin ki, ülkemizdeki Müslümanların büyük ekseriyeti Türkiye’de bu baskı rejimi altında yaşamaktansa, ırkçı hadiselere rağmen Batı ülkelerinde yaşamayı tercih etmektedir.
 
Bundan daha büyük bir utanç olabilir mi?
 
Değerli basın mensupları,
 
Bizler DEVA Partisi olarak, adaleti, hukuku ve demokrasiyi tesis etmek, vatandaşlarımızın refahını artırmak için çalışıyoruz.
 
Hiç kimsenin kendi vatanında kendisini ikinci sınıf vatandaş olarak görmemesi için buradayız.
 
Tüm bu karanlık tablonun bir DEVA’sı var, biliyoruz!
 
Bu vesileyle İnsan Hakları Günü’nüzü kutlarım.
 
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
 
(KAYNAK: NAME HABER)
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.