bioreklamsol
biosag
bioreklam
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Her ne yapıyorsak gönülden yapacak, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Her ne yapıyorsak gönülden yapacak, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız
TÜRKİYE / 11 Nisan 2018
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Koordinatörleri’ni Kabul programında konuştu.
Erdoğan, kurumun 2018 koordinatörler toplantısının ülke ve görev yapılan yerler için hayırlara vesile olmasını diledi.
 
Kurulduğu günden bugüne kadar TİKA çatısı altında görev yapanlara teşekkürlerini ileten Erdoğan, bugün dünyanın 5 kıtasında 58 farklı ülkede bulunan 60 program koordinasyon ofisiyle nerede bir dertli varsa onun imdadına yetişmeye çalışan TİKA'nın daima yanında olduklarını ve olmaya da devam edeceklerini ifade etti.
 
Erdoğan, İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nın Bab-ı Hümayun kapısının sol tarafında, "Tüm mazlumların sığınağı" diye yazdığını anımsatarak, "Bunun için Osmanlı, diğer pek çok vasfının yanı sıra 'cihan-penah' olarak tarif edilir. Biz de ecdadımızdan aldığımız bu mirasla özellikle bu mirası layık olduğu yere ulaştırabilmek için TİKA başta olmak üzere mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere ve gariplere el uzatan kurumlarımızın çalışmalarına özel önem verdik." diye konuştu.
 
Son 15 yılda her alanda gerçekleştirdikleri atılımlarla Türkiye'yi yardım alan bir ülke konumundan, dünyanın en çok kalkınma yardımı yapan ülkesi haline getirdiklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Türkiye 2016 yılında 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımıyla Amerika'nın hemen ardından ikinci sırada yer almıştır. Bu yardımın milli gelire oranı bakımından ise binde 75 ile açık ara ilk sırada yer alıyoruz, burası çok önemli. Amerika sağda solda konuşuyor, 'biz şöyle yardım yapıyoruz, böyle yardım yapıyoruz'. Rakamlar ortada, bu verdiğim rakam OECD rakamıdır. Türkiye'nin 2018 yılındaki toplam kalkınma yardımlarının hesaplaması 8 milyar 140 milyon lira olarak dün açıklandı. Bu yardımların milli gelirimize oranı da binde 95 seviyesine çıktı.
 
Türkiye'nin kalkınma yardımlarının 7,2 milyar dolarını insani yardımlar, diğer kısmını ise diğer sair kalkınma yardımları oluşturuyor. Geçen yıl 6 milyar dolarlık insani yardımla listede ikinci sırada yer almıştık, inşallah bu yıl şayet diğer ülkelerin yardımlarında fevkalade bir artış yoksa 7,2 milyar dolarlık insani yardımla ilk sıraya çıkmamız kuvvetle muhtemeldir."
 
"GÖNLÜMÜZÜN ALABİLDİĞİ KADAR İNSANA ULAŞMAYA GAYRET EDİYORUZ"
 
Erdoğan, birkaç aya kadar bu liste açıklandığında durumun herkesçe görüleceğine işaret ederek, Batılı ülkelerin, dünyanın kalan kısmına verdikleri ciddi krediler sebebiyle toplam kalkınma yardımlarındaki rakamların elbette çok değiştiğini söyledi.
 
Türkiye'nin buna rağmen toplam kalkınma yardımlarında da dünyada 6'ncı, bunların milli gelire oranında ise 4'üncü sırada bulunduğunu anımsatan Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Biz tarih boyunca devlet ve millet olarak elimizdeki imkanları paylaşma konusunda daima cömert davrandık. Böylece ecdadın emanetine sahip çıkmış oluyoruz. Bu bizim ecdattan devraldığımız mirastır. Dünyadaki pek çok sorunun, krizin, çatışmanın kaynağında gelir dağılımındaki adaletsizliğin yattığını biliyoruz. 
 
Ülkeler arasındaki savaşlar ve özellikle iç çatışmalar, gelir dağılımındaki adaletsizliği içinden daha da çıkılamaz bir hale getiriyor. Pek çok geri kalmış ülkeye gittiğimizde bir tarafta bir lokma yemeğe, bir yudum suya hasret milyonlarca insan varken, diğer tarafta küçük bir azınlığın lüks ve şatafat içinde hayat sürdüğüne şahit oluyoruz."
 
Erdoğan, "Maslahat-ı alem dört şeye olmuş bina. Ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena." sözünü anımsatarak, "Yani dünya, üzerinde kurulduğu söylenen bu dört çarpıklığın yükünü kaldırmaz. Onun için biz imkanlarımızın el verdiği, elimizin uzandığı, gönlümüzün alabildiği kadar insana ulaşmaya, yardımcı olmaya gayret ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
 
"KAYDA DEĞER BİR DESTEĞİNİN OLMADIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ"
 
Bu duruma Bangladeş ve Arakan'ı örnek veren Erdoğan, "Bangladeş'te gönlümüz hep şunu arzu etti. Şeyh Hasina'ya (Bangladeş Başbakanı) özellikle rica ettim, 'Bize, öyle veya böyle orada bir yer verin. Verin ki biz orada bütün Arakanlı mültecilere şöyle sıkıntı yaşamadan, sıkıntıyı minimize edecek bir şekilde onlara kamp kuralım. Onların oradaki gerek eğitimini gerek gıda noktasındaki sıkıntılarını çok daha çabuk karşılayabilir hale gelelim.' dedim. Tabi bunu başaramadık." diye konuştu.
 
Erdoğan, salonda bulunan Bangladeşli bir TİKA temsilcisine işaret ederek, "Bütün bunlara rağmen orada bizler adına bu mücadeleyi ve hizmeti veriyor olması takdire şayan, kendilerini tebrik ediyorum." dedi.
 
Kendileri için bu yardımların, karşı tarafa mihnet vermek değil tam tersine yükünü azaltmak ve derdine bir nebze de derman olmak amaçlı olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Kalkınma yardımı konusunda ön sıralarda gözüken Batılı ülkelere baktığımızda, ölçünün ihtiyaç değil irtibat olarak belirlendiği görülüyor. Yani sadece kendi siyasi, ticari, bölgesel, küresel politikalarına hizmet edecek yerlere yardım ediyorlar. İnsanların gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğu nice yerlerde ise bu ülkelerin kayda değer bir desteğinin, hiçbir faaliyetinin olmadığını görürsünüz. 
 
Oysa ekonomik güçleri itibarıyla Türkiye'nin katbekat önünde olan bu ülkeler, şayet gerçekten isteseler dünyadaki açlığın ve yoksulluğun önüne geçebilir. Ben daha da ileri gidiyorum, özellikle petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum; Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Bu yapılıyor mu? Hayır, yapılmıyor. Sadece çıkan petrolün bunlar zekatını verseler o fakir fukara, garip gureba ülkeler ihya olur."
 
Erdoğan, "Batı'da israf edilen yiyecekle dünyanın kalanındaki tüm açlar doyar" ifadesini hatırlattı.
 
Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Aynı benzetmeyi şöyle de yapabiliriz, Batı'nın ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları birbirine kırdırmak için harcadığı parayla dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür. Silahlanmaya harcanan paralar, şu anda dünyanın değişik yerlerindeki yağdırılan bombalar, fazla yere gitmeye gerek yok sadece şu Ortadoğu'da harcanan paralar. Bütün bunlara baktığımız zaman Irak'ta neler yaptılar, şu anda Suriye'de, Filistin'de yapılanlar, Libya'da, bütün buralarda yapılan sadece savaş için harcamalar dünyadaki o garip, fakir halkları ihya eder."
 
Kendi ölçülerinin asla bu olmadığını ve olmayacağını vurgulayan Erdoğan, "Sadece şurada Suriye'de terör örgütlerine Amerika'nın gönderdiği yardım 5 bin tır silah ve mühimmat, 2 bin kargo uçağıyla buralara gelen yine aynı şekilde silah ve mühimmat. Artık siz bunların ne tür bir büyük rakamlar tuttuğunu hesap edin." diye konuştu. 
 
"BİZ MUHACİR DE OLABİLİRDİK, RABBİM BİZLERE ENSAR OLMA ŞEREFİNİ BAHŞETTİ"
 
Türkiye'nin 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4,5 milyon mülteciye ev sahipliği yaptığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Üzülmüyoruz, 'Niye böyle' demiyoruz, diyoruz ki 'Ya Rab, sana hamdolsun bize 4,5 milyon mülteciye ev sahipliği yapma şerefini bahşettin.' Biz, muhacir de olabilirdik, Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti. Ensar olmaktan daha güzeli olabilir mi? Öyleyse ensar olmanın görevini yerine getirmemiz lazım. Suriyeli kardeşlerimize kendi yurtlarında güvenli, huzurlu ve müreffeh bir gelecek sağlamak için yaptığımız sınır ötesi operasyonları ödediğimiz bedellere rağmen sürdürmekte kararlıyız. Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadelede, maalesef kendimize pek az dost bulabildik. Hatta demokrasiden ve özgürlüklerden dem vuran ülkelerin önemli bir bölümünün çıkarları öyle gerektirdiği için terör örgütlerinin yanında yer aldığını gördük. Lafa geldiği zaman 'dostuz' diyorlar, yalan."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelinen noktada bu ülkelerle aralarında çok kesin görüş ayrılıkları olduğunu tespit ettiklerine dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Mesela biz Suriye'de güvenli bölgeler oluşturalım istiyoruz, Sayın Obama zamanından beri ben bunu söylüyorum. Kendisiyle kaç kez görüştük, söyledik. Yeni gelen yönetim, baktım onlar da 'Güvenli bölge oluşturalım' diyor, biz bunu zaten ta ne zamandan beri söylüyoruz, 'Hadi gelin oluşturalım', bakın yine yanaşmıyorlar. Niye? İstedikleri bu değil, istedikleri ortalığı karıştırmak, istedikleri Müslüman kıyımı, fakat öyle bir Müslüman kıyımı ki öldüren 'Allahüekber' diyor öldürüyor, ölen 'Allahüekber' diyor o da ölüyor. Öyle bir terslik olabilir mi? İşte şu anda biz İslam dünyasında bunu görüyoruz. Afganistan'da bu var, Irak'ta bu var, Suriye'de bu var, gidelim Libya'ya bu var. Oyun hep aynı oyun, onlar kan ve ateş her yere yayılsın istiyor, biz Suriye halkı kendi topraklarında huzur içinde yaşasın istiyoruz. Onlar Suriye halkı birbirini kırsın, yok etsin istiyor, biz Suriye şehirlerini altyapısıyla üstyapısıyla yeniden yaşam alanları haline getirelim istiyoruz.
 
TİKA niye var? TİKA bunun için var. TİKA gittiği yerlere neyi götürüyor, bunu götürüyor. Onlar her şeyi yakıp yıkmak, mümkünse geride hiçbir şey bırakmamak istiyor. Biz insanlar 7 yıldır kesintisiz yaşadıkları o kötü günleri geride bıraksın kendilerine yeni bir gelecek inşa etsin istiyoruz. Onlar kaos ve çatışma sonsuza kadar sürsün istiyor."
 
Bu karşıtlıkları, daha uzun uzun saymanın mümkün olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Asıl acısı da bu aleni fotoğrafa rağmen terör örgütlerini destekleyen ülkelerin seslerinin daha çok çıkması hatta Türkiye'yi eleştirmeleridir. Türkiye hiçbir operasyonunda sivillerin kılına dahi zarar vermemişken rejim ve güya DEAŞ'la mücadele eden güçler neredeyse bir misyon veya bu misyonun ötesinde yüklendiği görevle 1 milyon sivili katletmiştir. Buna rağmen ülkemizin siviller bahane edilerek sürekli eleştirilmesini acı acı gülümseyerek takip etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Suriye'de, taş üstünde taş bırakmamaya adeta yemin etmiş örgütlerin ve güçlerin karşısına Suriye'nin yeniden ihyası, inşası ve yükselişini sağlayarak çıkmakta kararlıyız. Yüzlerinin kızarmayacağını, kalplerinin yumuşamayacağını biliyoruz ama biz ecdadımızdan aldığımız terbiyenin gereği olarak bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz."
 
Erdoğan, Türkiye'nin kalkınma yardımlarının bugüne kadar 170 ülkeye ulaştığını bildirdi. 
 
"Sadece halkı Müslüman olan ülkeler değil, Müslüman olmayan mağdur, mazlum ülkelere de biz yardımımızı gönderiyoruz ve göndereceğiz." diyen Erdoğan, TİKA'nın ilk olarak Orta Asya'da bağımsızlığını kazanmış beş Türk cumhuriyetine yönelik kalkınma yardımlarını yaparak başladığını ve bu ufku genişlettiklerini söyledi.
 
TİKA'nın faaliyet alanını Balkanlar'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan Latin Amerika'ya, Güney Asya'dan Pasifik'e kadar genişlettiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Bizden önceki 10 yılda toplam 2 bin 500 projeyi hayata geçiren TİKA, bugün yılda 2 bin projeyle yoluna devam ediyor. Gerektiğinde elbette balık da verilen; ama asıl olarak balık tutması öğretilen bir anlayışla projeler geliştiriliyor. Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki haritada yerini bulmak dahi zor. Mesela, Güney Pasifik'teki Solomon adalarına, sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırmak üzere 4 deniz ambulansı temin edilmiştir. Komorlar'da 5 bin kişilik bir stadyum, Kolombiya'da ilköğretim okulu hizmete sunulmuştur."
 
"TİKA PROJELERİNİN YÜZDE 80'İ SOSYAL ALTYAPININ GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK"
 
TİKA'nın, yürüttüğü projeleri rastgele seçen, çıkar amaçlı hareket eden bir kurum asla olmadığını belirten Erdoğan, faaliyet gösterilen ülkenin beşeri ve tabii kaynakları dikkate alınarak, buna en uygun alt yapının kurulmasına çalışıldığını ifade etti.
 
Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"TİKA projelerinin yaklaşık yüzde 80'inin istihdama, eğitime, sağlığa, kadınlara, çocuklara, iletişime yani sosyal alt yapının geliştirilmesine yönelik olmasının sebebi işte budur. Kamboçya'da, Nijerya'da, Fildişi Sahilleri'nde, Pakistan'da, Afganistan'da, Somali'de, Bangladeş'e kadınlara yönelik rehabilitasyon merkezleri açılmasının sebebi budur. Nijerya'da, ana çocuk sağlığı hastanesi, Makedonya'da, çocuk kliniği, Özbekistan'da kemik iliği hastanesi, Tunus'da kadın doğum hastanesi kurulmasının sebebi budur. Nijerya'da ana çocuk sağlığı hastanesi, Makedonya'da çocuk kliniği, Özbekistan'da kemik iliği hastanesi, Tunus'ta kadın doğum hastanesinin kurulmasının sebebi budur."
 
"TÜRKİYE HAKİKİ MANADA ÇEVRE KORUMA PROJELERİ HAYATA GEÇİRDİ"
 
Çevrecilik adı altında her türlü kalkınma, gelişme çabalarına karşı düşmanlık edenlerin aksine Türkiye'nin hakiki manada çevre koruma projeleri hayata geçirdiğine vurgu yapan Erdoğan, geçen yüzyılın en önemli çevre felaketlerinden biri olan Aral Gölü'nün kuruması karşısında ağaçlandırma, tarım ve hayvancılık projeleriyle Özbekistanlıların yanında yer aldıklarını dile getirdi.
 
Burkina Faso'da 100 bin Moringa Oleifera ağacı yetiştirerek hem çocuklara destek olduklarını hem de çölleşmeye karşı önemli bir adım attıklarını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Tarihe saygımızı restorasyon projelerimizle gösterdik. Sadece son 3 yılda, 3 farklı kıtadaki 18 ülkede 100'ü aşkın eserin restorasyonunu başlattık. TİKA'nın ilk kuruluş amacı olan Türk dünyasıyla ilişkileri de Orta Asya ile sınırlı tutmayarak Gagavuz'lardan Harar'a, Ahıska'lardan Türkmen'lere kadar geniş bir yelpazeye yaydık. Türkçe'nin en önemli ve en kapsamlı sözlüğünü dünyanın tüm prestijli kütüphanelerine ve üniversitelerine taşıdık. Gazze'de hastane, toplu konut ve zeytin yağı fabrikası, Sri Lanka'da Türk köyü kurulması gibi daha pek çok faaliyet vardır."
 
SOMALİ'DEKİ KALKINMA YARDIMLARI
 
Somali'ye yönelik kalkınma yardımlarına ilişkin de bilgiler veren Erdoğan, bu ülkedeki Türkiye'nin faaliyetlerinin de dünyada kalkınma yardımları konusunda adeta yepyeni bir model ortaya koyduğuna dikkati çekti.
 
2011'de çok büyük bir kuraklık yaşayan Somali'nin yardım çağrısına kulak vererek hemen dost ve kardeş Somali halkının yanına koştuklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Herkes Somali'deki faciayı seyrederken, ben, eşim, çocuğum, arkadaşlarım, hepsi yanımda olmak suretiyle birlikte Somali'ye uçtuk. Terör bir taraftan... Terör tehditlerine rağmen orada yerimizi aldık. Kolları sıvadık. Her alanda neler yapılabileceği belirledik. Devletimizle milletimizle el ele verip eğitimden sağlığa, tarımdan ulaştırmaya, güvenlikten idari yapıya kadar ülkeyi baştan sona ayağa kaldıracak çalışmalara başladık. Biz Somali'de yaptığımız işlere 'Türk tipi kalkınma yardımı modeli' diyoruz."
 
Erdoğan, TİKA'nın Ramazan ayı boyunca dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği iftarlar ve diğer çalışmaları da taktirle takip ettiğini ifade etti.
 
"İNSANİ DİPLOMASİYİ DIŞ POLİTİKAMIZIN MERKEZİNE YERLEŞTİRDİK"
 
Diğer ülkeler herhangi bir siyasi, sosyal veya ekonomik sorunla karşılaşınca ilk iş olarak kalkınma yardımlarını kıstıklarını, Türkiye'nin tam tersine, en sıkıntılı zamanlarında dahi kalkınma yardımlarını artırmaya devam ettiğinin altını çizen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Sevgililer sevgilisi peygamberimiz, 'Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek.' buyuruyor. Ölçü bu. Onun için istismar ve istiskal etmeden yani aşağılamadan tamamen eşit ortaklık anlayışıyla iş birliği yolları aradık, arıyoruz. İnsani diplomasiyi dış politikamızın merkezine yerleştirdik. Ev sahipliği yaptığımız zirveler, bunun en açık ifadesidir. 2016'daki Dünya İnsani Zirvesi, 2011 ve 2016 yıllarındaki En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Zirvesi, Uluslararası Somali Konferansı ve az gelişmiş ülkelerin sorunlarını özellikle gündeme aldığımız G20 Zirvesi bu toplantılar arasındadır. 
 
Ülkemizin kalkınma yardımları konusunda gösterdiği samimi duruş, uluslararası kuruluşların ilgisini de üzerine çekmiştir. Herkes yardım adı altında siyasi ve ticari çıkarları için zemin oluştururken biz, 47 en az gelişmiş ülkeye özel olarak yöneldik. Yapılan zirvelerden çoğu ülke taahhüdünü yerini getirmezken biz 2008-2015 yılları arasında bu ülkelere 2 milyar doların üzerinde yardım yaparak, taahhüdümüzün de ötesine geçtik. İnşallah bu şekilde yolumuza devam edeceğiz. Türkiye'yi büyüttükçe, ülkemiz kazandıkça bunu dünyadaki tüm mazlumlar ve mağdurlarla paylaşma zaviyemizi asla kaybetmeyeceğiz."
 
"BİZ ASLA BU TÜR RİYAKARLIKLARA TEVESSÜL ETMEYECEĞİZ"
 
Yunus Emre'nin, "Ben gelmedim kavga için benim işim sevgi için. Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim." sözünü aktaran Erdoğan, TİKA temsilicilerinden gönüllere girmelerini istedi. 
 
Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Varsın ötekiler çıkar için petrol için maden için altın için toprak için ucuz iş gücü için çevirmedik fırıldak bırakmasın. Biz asla bu tür riyakarlıklara tevessül etmeyeceğiz. Her ne yapıyorsak gönülden yapacak, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız. Allah için yapacağız. TİKA koordinatörlerimizin her birini, Türkiye'nin yumuşak güç politikasının birer uç beyi, birer akıncısı olarak görüyorum. Mahalli personel olarak kadronuzda bulunan arkadaşlarınızı da bu kutlu davadaki gönüldaşlarımız, yoldaşlarımız olarak kabul ediyorum. Her şeyden önce Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Yıllardır başarılı çalışmalarını yakından takip ettiğimiz Serdar Çam kardeşimiz başta olmak üzere TİKA'nın tüm mensuplarına ülkemize yaptıkları hizmetler için milletim adına yaptığınız bu hizmetler için teşekkür ediyorum."
 
Programda konuşmalar öncesinde TİKA'nın faaliyetlerine ilişkin video gösterildi, Bosna Hersek, Bangladeş ve Ürdün saha temsilcileri de birer konuşma yaptı.
 
Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ile TİKA Başkanı Serdar Çam da program da hazır bulundu.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.