NAME HABER Yazarı, Araştırmacı-Yazar Nimet Er'in "Ben "Sen" de Ölebilirde ..." başlıklı yeni yazı
NAME HABER Yazarı, Araştırmacı-Yazar Nimet Er'in
TÜRKİYE / 5 Ocak 2018
İşte yazının tamamı...
"Her gerçek yaşantı, karşılaşmadır "  demişti M. Buber.
 
      Kafasını ( ben ve sen - ben ve O- ) arasındaki ilişkiye yormuş bir filozof. 
Ona göre " ben ve sen " ayrıdır. Ve hayat boyunca ikisi arasında karşılıklı fikri alışverişi olur. Birbirine dönüştürülmezler fakat  sırayla tek tek iktidarı olurlar "hayatın" .
 
     Buber'in zihninde " Karşılaşma " ayrı bir yer tutar. Zamanının kavramıdır zira. 
Her "karşılaşma" bir hediye bir lütuftur ona göre
Galiba tanıdığımda sırf bu cümlesi için ilmel yakîn olma mesafesindeyken aynen yakîn olmuş gibi hissetmişliğim vardı bu varoluşçu ile. 
Hani olur ya  vakit bükülüverse ve şimdi karşılaşsak dizlerimi dizlerine dayayıp kendimce " diyalog felsefesi " üzerine muhabbet etmeyi dilerdim ne yalan söyliyeyim. Ve zamanının onu kullanış biçimini "şimdi " den görmesini diyececeklerini ve dediklerini birde bugün yeniden dinlemek isterdim. 
Benim kafa muhabbetlerim de böyle işte. Çaresiz bir karşılaşmadan çareler tüketen biriyim galiba...
 
                                                     ***
     Bilirsiniz! Her dönemin bir anahtar kelimesi vardır ve her kapıyı onunla zorlamak alışılagelmiş bir davranış insanoğlunun hikayesine baktığımızda. 
Sanat, edebiyat ve neredeyse bilim bunun sayısız örnekleriyle dolu biraz düşünecek olursak. 
 
     Döneminin " karakteri" de Zaman'ın anahtarında vücut buluyor haliyle. 
Zamanın kelimesi ... Buna kafa yorulmalıydı. 
İnsan, vakti her anlamda ıskalıyor. Bu bizim hazin geçemediğimiz dersimiz.
Yaşadığımız dönemin karakterini taşıyan bir anahtar! Bir "sözcük" bu kadar kıymetli olabiliyor. Ve o sözcüğün yerli yersiz kullanıma sürülmesi, bilinçli ya da bilinçsiz dolaşımda bir iz, bir hafıza yaratması... Ne mukadder bir nizam.
 
     O halde yaklaşık bir asır evvel  ben ve sen üzerine kurulmuş cümleleri bugün yeniden düşünelim. Hangi karakter bozulmuş olabilir sizce ?
 
                                                  ***
 
     Nihayetinde insan iki şeyden oluşuyor. Beden ve kalp.
Kalp yerine siz gönül ve ruhu da koyun. Esasında kalp dediğimde başka birşeyden bahsedebilme imkanım da yok zaten.
 
     Geçenlerde sağlıkçı bir arkadaşım " kalp üzerine ileri geri konuşuyorsun madem sana hayatının bilgisini vereyim " der gibi  doğallıkla söyleyiverdi: 
 
      İnsan genç yaşlarında kalp krizi geçirince aniden ölüm oranı yüksekmiş. Fakat Otuzlu yaşlar itibariyle fark edilen ve fark edilmeyen bir çok kalp krizinden kurtulması çok muhtemelmiş. Neden mi? Çünkü kalpte otuzlu yaşlarda çalışmasını destekleyici yeni damarlar oluşmaya başlıyor ve zamının yıpranmışlığını böylece daha kolay atlatıyor diyelim. Bildiğiniz düpedüz kullanım hasarına karşı güçleniyormuş yani.
 
       İşinin verdiği doğallıkla söylediği bu gerçeği neredeyse çizerek anlatacaktı şaşkınlığım karşısında güzelliği kalbinden mündemiç  can dostum. Selam olsun! Şifaya vesile ellerini bu satırlardan öpüyorum.
 
                                              ***
 
     Hep söylenegelir ;  vücut ve zihin birlikte olgunlaşmalıdır. 
Aralarındaki mesafe ne kadar açılırsa o kadar toplumsal gedik de büyüyor diyeceğim haddimi aşıp müsaadenizle.
Zira ergen davranışları sergileyen yetişkinlerin dünyasında yetişen çocuklar hiç büyümeden saflığını yitiriyor. 
Bu dünyada  dolaşmaya epey vakti olmuş bir insanın üzerinde sefer izi olmaz mı hiç? 
 
     Eyvallah! Her meyvenin olgunlaşma aşaması farklıdır. 
Ama mevsimsiz meyveler yetiştirmek başka bir şey. 
Heba edilen bir emekten  daha değerli ne olabilir ki? 
 
                                  ***
 
    İlelebet bizim sandığımı ne çok şeyin boşluğuyla yaşıyoruz kim bilir...
 
Buradan Buber'e  dönersek " Bir kere objeler dünyasına kendini kaptıran kimse için artık varlığa ulaşma imkanı yoktur. Objeler dünyasına yenik düşer... İnsanın insan olabilmesi " sen " olabilmesine, kendi içerisinde anlamlı bir birlik inşa edebilmesine bağlıdır...   'Sen' ile   yüz yüze gelmeden ' Ben ' olmak mümkün değildir... "
 
   Tüm bunları söylerken 'kişisel sorumluluğu' merkeze koyan bir düşünürden bahsettiğimizi de unutmayım tabii.
 
                                               ***
 
        Demem o ki;  her "karşılaşma"  hala Allah'ın bir lütfudur ve değerlidir.
Tahammül,erenlerin ahlakıdır! bilirsiniz... Rıza ile karşılandığında elbette  zira hamallık boyutu da var.
 
               Ne diyordu Butler   " Ben  "sen" de oluyorum"
 
 
Lal: 
 
      Olmayacak şeyler söylemek istedim. Nafile! Olmayacak şeye gönül indirmekti bu...
İnsan hiç dönemeyeceğini sandığı yollardan, döndüremediği hadiselere de sapabiliyormuş! 
      Dağ gibi dursan ne yazar;  yol geçince ...
 
NİMET ER - NAME HABER
 

 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.